
Fener-Balat-Cibali Gezi Rehberi
İstanbul 3 imparatorluğa başkentlik yapmış, tarihi binlerce yıla uzanan eşşiz bir kent. İstanbul’u eşşiz yapan sadece kültürel mirası değil, şehir dünyada iki kıtada birden yer alan ve ortasından deniz geçen tek şehir ünvanını da taşıyor.
Şehrin her sokağı her köşesi tabiri caiz ise tarih kokuyor. Keşfedilmeyi bekleyen binlerce detay ile dolu. Üstelik bu detayları keşfetmek için olağanüstü çaba sarf etmenize de gerek yok. Yürürken başınızı kaldırmanız yeterli. Muhakkak entresan bir sürpriz sizi bekliyor olacak:)
İstanbul’u rotalara ayırarak keşfedeceğimiz yeni bir gezi rehberine başlıyoruz. Bu bağlamda ilk rotamız, son yıllarda turistlerin ilgi odağı olan Fener-Balat-Cibali semtleri olacak.Öyleyse Fener-Balat-Cibali Gezi Rehberi ile şehirlerin kraliçesini keşfetmeye başlayalım;)
Fener-Balat Tarihçesi

Gezi rehberimize başlamadan önce semtlerin tarihçesinden kısaca bahsetmekte fayda var. Fener Bizans dönemindeki adı Petrion mahallesinin tamamını kapsıyan Fanarion’muş. Semte bugün maalesef göremediğimz Haliç surlarının Fanari Kapısı’ndan girilirmiş. Bu kapıya Porta Fari ve Porta Del Faro da denilirmiş. Fetihten sonra şehiri terk eden Rum asilzadeleri şehirde güvenlik ve istikrarın sağlanmasının ardından 15.yüzyılın sonlarına doğru tekrar buraya yerleşmiş. Rum Ortadoks Patrikliği’nin bölgeye taşınmasının ardından, deniz ticareti, bankerlik ve sarraflık yapan rum asilzadeler ile Pera ve Boğaziçi’nde meyhane,taverna işleten rum halkı bu bölgeye yerleşmiş.
Balat semti ise adını Rumca saray anlamına gelen palation kelimesinden almış. Bölgede eskiden Blahernia Sarayı bulunuyormuş. Fetihten sonra Balatkapı olarak anılan, bizans döneminde ise ismi Vasiliki Pili olan bir kapıdan semte girilirmiş. Blahernia sarayına denizyolu ile gelen imparatorlar bu kapıdan geçiş yaparlarmış. Semt hem Bizans hem de Osmanlı döneminde yahudilerin yaşadığı bir mahalle olmuş. Çeşitli nedenler ile göç eden yahudiler bu semte yerleşmiş. Buraya ilk yerleşenler Fatih tarafından Makedonya’nın Kastorio bölgesinden getirtilen 100 yahudi aileymiş. Ayrıca 1660’a kadar Eminönü semtinde yaşayan yahudi halk, büyük yangından sonra Balat’a yerleşmiş. Cibali de daha çok İspanya’dan göç eden yahudilerin ikamet ettiği bir semtmiş
Fener-Balat Gezilecek Yerler
Cibali Kapı

Bizans surlarinin en onemli kapilarindan.60 kapidan geriye kalan az sayida kapidan biri Cibali Kapı. Bizans dönemindeki ismi Porta Jubalica. Adini 18.yuzyila kadar bolgede yasamis olan ispanya kokenli yahudilerden almis.Istanbul’un fethi sirasinda Fatih Sultan Mehmet’in Bursa subasisi Cebe Ali Bey askerleri ile bu kapidan sehre girmis. Bizde cibali kapi denmesinin sebebi bu. Cebe Ali yillar içerisinde cibali olmuş yani. Kapının hemen yanında Nejaj Uygur’un meşhur cibali karakolu oyununa esin kaynağı olan Cibali Karakolu bulunuyor.
Gül Camii

Gül Camii Bizans Imparatoru 1. Basileos tarafindan 9.yuzyilda kilise olarak insa ettirilmis. Ayasofya’daki Isa ikonasinin indirilmesini engellemeye calisan Thedosia adli bir kadin bu hareketinden dolayi oldurulmus. Daha sonra azize ilan edilerek cesedinin kalintilari bu kiliseye konmus. O yuzden Hagia Thedosia Kilisesi olarakta anilmis.İstanbul’un fethi esnasinda sehirleri icin dua eden bizans halki burada toplanarak butun yapiyi gulle donatmis. Yapiya giren Osmanli askerleri bu manzara karsisinda saskina donmus. Ikinci bir iddia da halk burada Gul Baba adli bir evliyanin yattigina inanmasi. Yapı 1489’da Sultan 2.Beyazıd döneminde camiye çevrilmiş ve adı Gül Camii olmuş.
Fethiye Camii

Fethiye Camii Bizans döneminde Pammakaristos Kilisesi’ymiş Yapının altında 11.yüzyıldan kalma bir sarnıç ve manastır bulunuyormuş. Latin işgalinde zarar gören manastıra ek olarak 1292-1293 yılında Bizans Saray mensuplarından Mikhall Glabas Tarkaniotes tarafından bugünkü kilise binası yaptırılmış. Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla fetihten sonra patrikhane Ayasofya’dan buraya taşınmış. Sultan 3.Murat dönemininde İran Savaşı’nda Gürcistan ve Azerbeycan’ın fethedilmesinin hatırasına 1591 yılında camii’ye dönüştürülerek Fethiye Camii ismini almış.
Fener Rum Patrikhanesi

Ortadoks Hristiyanlığın merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi Aya Yorgi Kilisesi, Patriklik Makamı, kütüphane ve görevlilerin kaldıkları bölümlerden oluşan bir yapı. İstanbul’un fethinden sonra ilk olarak Havariyum daha sonra şimdi Fethiye Camii olan Pammakaristos Kilisesi’ne 1601 yılında da Aya Yorgi Kilisesi’ne taşınmış. Aya Yorgi Kapadokya’da yaşamış bir aziz ve kilise içinde ikonaları bulunuyor.
Patrikhane’nin hemen girişinde üçlü bir kapı yer alıyor. Ortadaki kapı her zaman kapalı. Hikayesi ise şöyle. 1821’de Mora’da çıkan isyandan sorumlu tutulan patrik V. Grigorios bu kapıda asılarak idam ediliyor. Kapı o tarihten itibaren kapalı. Soldaki kapıdan ise patrikhane kilisesi Aya Yorgi’ye geçiliyor. Kilise’de 3 önemli Azize olan Teofani, Eufemia ve Solomoni’nin tabutları yer alıyor. Kilisenin altarında ise Hz.İsa’nın hayatını anlatan ikonalar mevcut.
Fener Rum Lisesi

İstanbul’un en görkemli yapılarından biri olan Fener Rum Erkek Lisesi, Fransa’nın Marsilya şehrinden gelen kırmızı tuğlalar ile yapıldığı için halk arasında kırmızı okul olarak ta biliniyor.
İstanbul’un fethinden sonra anlaşma gereği 1454 yılında Fener semtinde bir patrikhane akademisi kurulmuş. Bu okulda pek çok Fenerli Rum, baştercümanlar, Eflak-Boğdan beyleri ve patrik yetişmiş. Okulda teolojik ağırlıklı Antik ve Çağdaş Felsefe, filoloji ve edebiyat dersleri veriliyormuş. Okul 1861 yılında klasik eğitim veren bir liseye dönüştürülmüş. Bugünkü görkemli bina 1881 yılında Mimar Dimadis tarafından inşa edilmiş.
Moğolların Meryemi Kilisesi

Moğolların Meryemi bir diğer adıyla Kanlı Kilise Fetih’ten sonra camiye dönüştürülmemiş tek kilise. 1261 yılında inşa edilmiş. Fatih Camii’nin mimari Rum asilli Atik Sinan Fatih’ten buranin camiye cevrilmemesini rica etmis Sultan’da kabul etmis.Fatih’in fermaninin bir kopyasi kilisede sergileniyor. Orjinali Patrikhane’de duruyor. Kilisede bugun noel baba olarak bilinen gemicilerin azizi Aziz Nikola‘nin buyuk bir freski bunuyor.
Peki niye ismi Mogollarin Meryemi? Bizans kendisine tehlike olarak gordugu mogollarla evlilik yoluyla akrabalik kurmak istemis. Maria adindaki prensesi Hulagu Han ile evlenmek uzere gondermis. Ama prenses vardiginda hanin oldugunu ogrenmis. Bunun uzerine oglu Abagu Han ile evlendirilmis. Onunla 15 yil evli kalmis. O da olunce baska bir mogol haniyla evlendirilmek istenince dayanamamis ve ulkesine donerek omrunun sonuna kadar bu kilisede yasamis.
Dimitri Kantemir Müzesi

İstanbul’a 15 yaşındayken gelip 22 yılını burada geçiren Boğdan Beylerbeyi Dimitri Kantemir, Türk musikisinin en önemli bestecilerinden biri. Kendi icadı olan nota sistemi ile yok olmakta olan pek çok eseri kurtarmış. Türk musikisi makamlarıyla pek çok eser bestelemiş. Maalesef istanbul’dan ayrıldıktan sonra Osmanlı İmparatorluğu hakkında olumsuz yazılar ve kitaplar kaleme almış. Dimitri Kantemir‘in yaşadığı ev,Avrupa Birliği ile ortak yürütülen bir proje kapsamında Romanya Başbakanı’nın da katıldığı bir törenle 2007 yılında müze olarak açıldı.
Tahta Minare Camii

Tahta Minare Camii 1458 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Yangın ve depremlerle harap olan camii 1865 yılında yakınlarındak Tahta Minare Hamamı‘nun sahibi olan Sivaslı Halil Ağa tarafından tamir ettirilmiş. Kare planlı olan cami’nin mihrap ve minberi fayans, çatısı ise ahşap. Camii’de müezzin ve kadınlar mahvili de bulunuyor. Cami’nin bahçesinde İstanbul’un fethinde bulunmuş Hüseyin Ağa’nın türbesi yer alıyor.
Ahrida Sinagogu

Ahrida Sinagogu İstanbul’daki sinagogların en görkemlilerinden birisi. Ayrıca en büyük olanı. Tuğla ve yağma taş ile yapılan sinagogun iki basamakla ile çıkılan tevası(tevratın okunduğu bölüm) bir gemi pruvasını andırıyor. Bir inanışa göre burası Nuh’un Gemisi’ni temsil ediyor. İsmi Makedonya’nın Ohrid kentinden göçen Musevilerden ötürü Ahrida olan sinagog,1660 yılındaki büyük İstanbul yangınında büyük hasar görmüş. 1694’te yenilenmiş. Rivayete göre kendini mesih ilan eden Sabetay Sevi, bir cumartesi günü öğleden sonra burada vaaz vermiş.
Çıfıt Çarşısı

İstanbul’a 15. yüzyıldan itibaren Yahudilerin göç edip yerleştiği bir şehir. Özellikle Makedonya ve İspanya’dan yoğun göçler olmuş. Eminönü‘deki Bahçekapı semtinde Yahudi mahellesi bulunmaktaymış. Yangın ve Yeni Camii‘nin genişletme çalışmalarından dolayı burada ikamet eden Yahudi nüfus Balat ve Karaköy civarına yerleşmiş. Yok olan yahudi mahallesine Porta Judeca kapısından girilirmiş. Osmanlılar bu kapıyı yahudi nüfustan ötürü çıfıt kapısı olarak adlandırmış. Çünkü çıfıt sözcüsü Farsça ve İbranice’de yahudi anlamına geliyor. Balat’a a göç eden yahudi nüfus ticaret ve zanaatta maharetli olduğundan bu bölgede pek çok dükkan açarak bir çarşı kurmuş. Bu çarşının ismi de çıfıt yani yahudi çarşısı olmuş.
Kariye Müzesi

Kariye Müzesi 534 yılında Ayasofya‘yı yaptıran Bizans İmparatoru Justinanus zamanında bir manastır olarak inşa edilmiş. Latin istilasında zarar gören yapı 14.yüzyılda tekrar yapılmış. Beyaz renkli ve gri damarlı mermerler yapının süslenmesinde önemli bir rol oynamış. Yapı da Bizans mozaik ve fresk sanatının son örnekleri yer alıyor. Dış Nartekste Hz.İsa’nın, İç Nartekste ise Hz.Meryem’in hayatını anlatan freskler yer alyor.Yapı İstanbul’un fethinden sonra 1511 yılında Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiş.
Sveti Stefan Bulgar Kilisesi: Demir Kilise

19.yuzyila kadar Fener Rum Patrikhanesi’ne bagli olarak ibadet eden Bulgar Ortadokslar, kendi kiliselerini yapmak ve kendi dillerinde ibadet edebilmek icin 1850’de Sultan Abdülmecid’ten izin alip Sveti Stefan‘i ahsap olarak insa etmis.Lakin Patrikhane tarafindan 1872’de afaroz edilmisler.Insa edilen ahsap kilise meshur Istanbul yanginlarinda zarar gorunce yerine Avusturya’da Wagner firmasi tarafindan yeniden yapilmis.Bu kez demirden sokulup takilabilecek sekilde insa edilmis ve firma tarafindan Istanbul’a getirilerek bugun Balat ile Fener arasindaki yerine kurulmus ve 1898’de ibadete acilmis.Mimari Balat Tutun Fabrikasi ve Misir Apartmani‘ni da yapan Ermeni mimar Hosvep Aznavur.Dunya’da demirden insa edilip sökülüp takilabilen tek kilise unvanini tasiyor.
Fener-Balat-Cibali’de Ne yenir ?
Bu güzel rotayı keşfederken bazı mekan tavsiyelerimiz de olacak:)
Cibalikapı Balıkçısı
Cibalikapı Balıkçısında mezeler çok taze ve lezzetli. Kalamarını da muhakkak denemelisiniz. Mekan oldukça kaliteli ve garsonları da kibar. Fiyatları biraz pahalı lakin yorucu bir Fener-Balat Gezisi‘nden sonra yorgunluk atmak için uygun.
Köfteci Arnavut

Burada da tavsiyemiz işkembe çorbası ve arnavut ciğeri olacak. Mekan salaş ve fiyatları da uygun. Yalnız arnavut ciğeri sadece salı ve cuma günü yapılıyor.
Köfteci Namlı Usta

Ağzınızda hoş bir tat bırakacakl eziz köftelerinin yanısıra mercimek çorbasını ve kurufasülyesini de denemelisiniz. Fiyatlaı uygun ve çalışanlar da ilgili. Fener-Balat turunuzda muhakkak uğramalısınız.
Vodina Cafe

Vodina Cafe aynı zamanda Balat Kültür evi. Mekanda zaman zaman çağdaş sanatçıların sergileri düzenleniyor. Bölgede yaşayan kadınlar için aşçılık eğitim veriliyor. Mekanın en meşhur lezzetlleri yaprak sarması ve mantısı. Fiyatları ortalama.
Cumbalı Kahve

Özellikle filtre kahve sevdalılarının kesinlikle uğraması gereken bir mekan. Yorucu bir Fener-Balat Turu‘ndan sonra günün yorgunluğunu atmak için buraya uğramanızı tavsiye ederiz. Mekan küçük ama şirin sahibi Mehmet bey de oldukça ilgili ve hoş sohbet.
Fener-Balat-Cibali’ye Nasıl Gidilir ?
Fener-Balat- Cibali rotasına ulaşmak için iki seçenek mevcut. Otobüs ve metro. Otobüsle gidecekseniz Eminönün’deki ana otobüs durağından 99 veya 99-A numaralı otobüslere binebilirsiniz. Eğer metroyla gidecekseniz metronun haliç durağında inip, kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.
İstanbul Keşiflerimizde ilk rotamızın sonuna geldik. Kim bilir birgün belki bu rotayı ve daha nicelerini bilinmeyen hikayeleri ve detayları eşliğinde birlikte keşfederiz 😉 Bir sonraki gezi rehberimizde görüşmek üzere 🙂


