Genel, İlginç Bilgiler

İngiltere Hakkında 10 İlginç Bilgi

İngiltere Hakkında 10 İlginç Bilgi

İngiltere kraliyet ailesinin çalkantılı hayatı, masalsı kentleri,ilginç gelenekleri ve tabii dünyanın 1 numaralı futbol ligi olarak kabul edilen Premier League ile her daim ilgi çekiyor. Bu yazımda İngiltere hakkındaki ilginç bilgilerden bazılarını sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂 Aramızda kalsın, yağmurlu ve soğuk hava da İngiltere moduna girmek için ideal 😉

1- Ülkeler arasında gönderilen mektuplarda üzerine ismi yazılmasına gerek olmayan tek ülke İngiltere’dir.

İngiltere’de posta pulunu ters yapıştırırsanız başınız ciddi belada !

”Bütün Yollar Roma’ya çıkar” deyimini değiştirmenin vakti geldi galiba .Şaka bir yana, üstünde kraliçenin resminin bulunduğu posta pulunu ters yapıştırmak vatana ihanet suçu olarak kabul ediliyor. Bu İngiltere ilginç memleket vallahi. Kraliçenin geçtiğimiz yılki vefatının ardından, aynı şey oğlu Kral III.Charles için de geçerli.

2- Dünyadaki Tüm Toprakların Altıda Biri Resmi Olarak İngiltere Kralı Tarafından Yönetilmektedir.

İngiltere Kralının yetki alanı bayağı geniş

İngiltere Kralı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Devlet Başkanlığının yanı sıra, 15 ülkenin de devlet başkanı (Common Wealth ülkeleri). Bu ülkelerin yüzölçümü 2.67 milyar ,yani yaklaşık 34 Türkiye büyüklüğünde. Lakin bu topraklar kral ve ailesinin yasal mülkü değil.

3- Windsor Kalesi Dünyanın En Büyük Kraliyet İkametgahıdır.

İnsan içinde kaybolur vallahi 🙂

Aslında dünyanın en büyük kraliyet sarayı Versailles,ama Fransa’da monarşi kalktığı için Windsor Sarayı en büyük kraliyet ikametgahı olarak kabul edilmektedir. Kale 286 tenis sahası büyüklüğünde.100 odası 1992’deki bir yangında zarar görmüş. Günümüzde 40 odası kullanılıyor.İngiltere ezeli rakibi Fransa’ya bir ünvan kaptırır mı hiç 🙂

4- İngiltere’de Atların Hususi Pasaportları Vardır.

İngiltere’de At da olsan pasaport harcından kurtulamıyorsun 🙂

”Yok artık,daha neler !” dediğinizi duyar gibiyim. 2005 yılında çıkarılan Birleşik Krallık Hayvan Yasası ile atların kimliklerinin ve izlenilirliklerinin takibi amaçlanmış. Bu belgede atın sahibi,kimlik bilgileri,aşı geçmişi ve sağlık bilgileri yer alıyor. At sahibi atı ile yarışa girmek veya seyahat etmek istediğinde, bu pasaportu ibraz etmek zorunda.

5-İngiltere Meclisinde Ölmek Suç Kabul Edilmektedir.

İngiltere’de ölünce bile kanunların pençesinden kurtulamıyorsun 🙂

Bu kanun 1239 yılında çıkarılmış. Kral ile arası bozuk olan devlet adamları ölümleri yaklaşınca devlet binalarına gidip burada ölümü beklerlermiş. Sebebi ise bu binalarda ölenler için devlet töreni yapılma zorunluluğunun olmasıymış.

6-İngiltere Kralının Kendisine ait Pasaportu Yoktur ve Dünyayı Pasaportsuz Dolaşmaktadır.

İngiltere Kralı olmak ne rahat ! Vize ve harç derdin yok 🙂

Birleşik Krallık’ta tüm pasaportlar Kralı adına verildiği için Kralın pasaport sahibi olma zorunluluğu yoktur. Ama bu durum diğer kraliyet ailesi üyeleri için geçerli değildir. Şu dünyada İngiltere Kralı olmak varmış ! Ne güzel, ne vize almakla uğraşıyorsun ne de pasaport fiyatları ve harçlarının artması seni ilgilendiriyor !

7-Dünyadaki En kısa Uçak Seyahati İngiltere’nin Westray ve Papa Westray Adaları Arasında Yapılmaktadır.

O mesafeye uçak kaldırmaya ne gerek var ? Atla motoruna git dimi ama 🙂

İngiltere hakkındaki ilginç bilgiler saymakla bitmiyor. 2 Dakikalık bir seyahat için uçak yerine tekne veya motor kullanılsa daha mantıklı olmaz mıydı? Düşünün ki Kaş’tan Meis Adası’na uçak ile gidiyorsunuz. Check-in derdi, bavul teslimi vs. Üff kim uğraşacak Allah aşkına !Kullanılan yakıta ve diğer masraflara yazık. Bir sürü personel maaşı da cabası. Atla bir Jet Skiye git. Nedir yani ?

8-Dünyanın En Kısa Savaşı 1896’da İngiltere ve Zanzibar Arasında Gerçekleşmiştir.

Savaş sadece 38 dakika sürmüş.

İngilizler darbe ile yönetime gelen Khalid bin Bargash’ı tahttan indirerek, kendilerine yakın olan Hamud bin Muhammed’i tahta çıkarmak için Bargash’a ultimatom verir. Ultimatomu kabul etmeyen Bargash 2800 kişilik bir ordu toplar. Bunun üzerine İngiliz donanması Zanzibar’ı bombalar ve savaş 38 dakikada biter. (Bazı kaynaklara göre 45 dakika) Günümüzde bir futbol maçının devresi bile etmiyor.Donanma komutanı harcadığım mermiye yazık, buraya kadar boşuna geldik dememişse bir şey bilmiyorum.

9- İngiltere’de Trafiğin Soldan Akması, Papanın Verdiği Emirle Alakalıdır.

Papa’nın bir İngiltere’nin trafiğine müdahale etmediği kalmıştı !

İngiltere’de direksiyonlar niye sağ tarafta yer alıyor ? Dolayısıyla trafik neden soldan akıyor ? diye soruyorsanız, cevabı bulmak için Orta Çağa uzanmanız gerekiyor. Bu geleneğin kaynağı Papanın 1300’lü yıllarda Roma’ya gidecek olan hacıların yolda kargaşa çıkarmaması için verdiği bir emir aslında. Ayrıca, eski çağlarda İngilizler dahil çoğu kimse, yolun sol tarafından yürür ve yolun karşısından gelenin düşman olup olmadığını anlamaya çalışırmış. Bir tehlike anında sağ elleriyle kılıçları ya da silahlarını çekerlermiş. Solaklar hapı yuttu desenize ! Zaten solaklar o dönemlerde uğursuz kabul edilirmiş. İlerleyen yıllarda Leonardo Da Vinci, Mozart, Einstein gibi ünlü solakların geleceğinden kimsenin haberi yokmuş tabi !

10- Dünyanın En Büyük Kütüphanesi Londra’da Bulunmaktadır.

Kütüphane geniş koleksiyonu ile bu unvanı hak ediyor

Başkent Londra’da 1753 yılında Britihs Museum bünyesinde kurulan British Library, 170 milyonluk koleksiyonu ile dünyanın en büyük kütüphanesi unvanına sahip. Bu koleksiyon kitaplar,dergiler,el yazmaları,ses kayıtları ve pullardan meydana geliyor. Kütüphane her sene 3.1 milyon yeni kitapla koleksiyonunu zenginleştiriyor.

Bir yazımın daha sonuna geldim. Bu ilginç bilgilerden sonra,bir sonraki İngiltere seyahatiniz daha keyifli olacaktır. Buraya da Londra Gezi Rehberimin linkini bırakıyorum. Mutlaka göz atın 😉

https://newloggers.com/2017/09/20/londra-gezi-rehberi/

İngiltere’nin nasıl kurulduğunu merak ediyorsanız, şu video da ilginizi çekebilir.

https://www.youtube.com/watch?v=hV7dtgbQ1fI

Genel, gezi

Prag’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Yer

Orta Avrupa’nın Masalsı Kenti Prag

Orta Avrupa’nın en güzel kentlerinden olan Prag, son yıllarda popüler tatil destinasyonlarından biri haline geldi. Dar sokakları, büyüleyici mimarisi ve nostaljik havasıyla Orta Çağ’a mistik bir yolculuk yaptırıyor adeta. Bu yazımda sizler için Prag’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 yeri derledim. Keyifli okumalar 🙂

1- Dans Eden Ev

Dans Eden Ev Şehrin Sembol Yapılarından

Prag’da görmeniz gereken ilk yer, Dans Eden Ev☺️1992-1996 arasında inşa edilen bu ilginç bina partneriyle birlikte dans eden bir kadın dansçı görünümü sunuyor.Mimar Frank Gehry tarafından inşa edilen binanın yerinde 19.yüzyıldan kalma tarihi bir bina yer alıyormuş. 1945 yılında Amerikan ordusunun bir hava saldırısında yıkılmış.

Bina ünlü dans çiftçi Fred Asteire ve Ginger Rogers’tan ilham alınarak yapılmış. Adeta hareket eder gibi gözüken bu ilginç tasarım şehrin simgelerinden. Terasında bir Fransız restoranı, girişinde ise sevimli kafeler yer alıyor. Fotoğraf severler için de biçilmiş kaftan.

2- Lennon Duvarı

Lennon Duvarı seslerini duyurmak isteyen özgürlükçü gençlerin uğrak noktası

Prag’da göreceğiniz en ilginç ve renkli yerlerden biri Lennon Duvarı.Mala Strana bölgesinde yer alan duvarda Beatles Grubunun ünlü üyesi John Lennon’un grafitisi ve grubun şarkı sözleri bulunuyor. Lennon’ın 1980’de silahla vurulup öldürülmesinden sonra, Vietnam Savaşı’na olan tepkisi ve aktivist tavrından etkilenen Praglı gençler tarafından rol model alınmış ve duvara grafitisi yapılmış. 

Gençler o günden itibaren buraya gelip aşklarını, üzüntülerini ve kaygılarını grafiti yaparak ve şarkı söylerek anlatmaya çalışmışlar. Şehri ziyaret ettiğinizde renkli duvarı inceleyebilir ve Beatles şarkıları söyleyen gençleri dinleyerek keyifli vakit geçirebilirsiniz.

3- Old Town Meydanı

Prag’ın Kalbi Old Town Meydanı

Prag’ın en eski meydanı olan Old Town Meydanı, şehrin kalbi konumunda. Her daim hareketli olan meydan, özellikle turizm sezonunda dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle dolup taşıyor. Meydanda pek çok kafe,restoran ve mağaza yer alıyor gelenlere fazlaca seçenek sunuyor. Çok büyük olmamasına rağmen, sahip olduğu etkileyici tarihi dokuyla seyahat listesinde ilk sıralara yazılıyor.

Orta Çağ’da önemli bir ticari merkez olan meydan, pek çok büyük ve trajik olaylara da şahitlik yapmış. Meydanda tç giyme törenlerinin yanı sıra, idamlar da gerçekleştirilmiş. Bunların en önemlisi, Kral Mathias’a isyan eden Jan Zelivski ve 27 liderin idamı. Meydanın etrafında Aziz Nicholas Kilisesi, Tyn Kilisesi, Eski Belediye Sarayı ve Atronomi Saati gibi önemli eserler yer alıyor. Meydan 1992’den beri Unesco Dünya Mirası Listesinde.

4- Astronomik Saat Kulesi

Astronomik Saat Kulesi şehirde turistlerin en çok ziyaret ettikleri yapılardan

Old Town Meydanı’ndaki Eski Belediye Sarayı’nın üzerinde yer alan Astronomik Saat, Prag’da göreceğiniz en ünlü eserlerden biri. Dünyadaki en eski üçüncü saat olan ünlü eser aynı zamanda hali hazırda çalışmakta olan en eski saat. Üzerindeki 12 dilim 12 burcu simgeliyor. Saati ilgi çekici yapan şey ise, her saat başı tekrarlanan ve 1 dakika süren animasyon gösterisi. Gösteri iskelet heykelinin ölümü hatırlatırcasına zil çalmasıyla başlıyor. Elinde kese tutan Yahudi aç gözlülüğü, mandalin çalan Osmanlı ise sonsuz sefayı ve elinde ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada misali ayna tutan ise kibri simgeliyor. Saatte ayrıca camda görünen havari figürleri de yer alıyor.

5- Karl Köprüsü

Prag’da romantik anların adresi Karl Köprüsü

Prag denilince akla ilk gelen yapılardan olan Karl ( Charles) Köprüsü, şehre kartpostal görünümü kazandıran etkileyici bir yapı. Sadece yaya geçişine açık olan köprü Vlatna Nehri üzerine yer alıyor ve Old Town Meydanı ile Prag Kalesini birbirine bağlıyor.

Köprünün yerinde 10.yüzyılda ahşaptan yapılma başka bir köprü bulunuyormuş. Bu köprü sellerden dolayı yıpranınca, Kral Vladislav tarafından 1170 yılında taş bir köprü inşa edilmiş. Judith adındaki bu köprü de selden dolayı yıkılınca, günümüzdeki taş köprü 1357-1402 yılları arasında Kral Charles tarafından yaptırılmış. Köprü 515 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğinde, Köprüyü ilgi çekici yapan şeylerden biri de üzerindeki barok heykeller. Bunların en ünlüsü ise Aziz Nepomuk’un heykeli. Köprüde nostaljik bir akşam yürüyüşü yaparken masalsı manzarayı izleyebilir, yerel sanatçıların müzikleri ile ruhunuzu besleyebilir ve dilerseniz sokak sanatçılarınıza karikatürünüzü çizdirebilirsiniz. Bunun için 15 dakikanızı ve 20 Euro’nuzu ayırmanız yeterli.

6- Prag Kalesi

Prag Kalesi adeta küçük bir köy gibi

Prag’da göreceğiniz ikonik yapılardan biri de Prag Kalesi. Yapımı 9.yüzyıla dayanan kale,Guiness Rekorlar Kitabına göre,Dünya’nın en eski kalesi olarak kabul ediliyor. Tarih boyunca Bohemya Krallığı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve Çekoslovakya devletlerine ev sahipliği yapmış.

Prag Kalesi savunma amaçlı inşa edilmiş klasik kale yapılarından ziyade, içindeki değişik yapılarla beraber başlı başına bir şehir gibi adeta. Kale kompleksi içerisinde ; Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Manastırı, Altın Yol gibi önemli yapılar yer alıyor. Kaleye ulaşmak için 2 seçeneğiniz var. Eğer yürüyerek gitmek isterseniz, Karl Köprüsünü geçerek 10-15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Yok yürüyemem yorulurum derseniz de, 22 ve 23 numaralı tramvayları kullanabilirsiniz. Kalenin bahçesine giriş ücretsiz. Fakat içindeki yapıları ziyaret etmek için bilet almanız gerekiyor. Kaleyi Nisan-Ekim döneminde 05.00-24.00, Kasım-Mart döneminde ise 06.00-23.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Kaleye girişler özellikle yaz döneminde biraz zor oluyor. O yüzden rehber eşliğinde turlara katılarak gezmenizde fayda var. Prag Kalesi, muhteşem şehir manzarası,etkileyici yapıları ve keyifli kafe-restorantlarıyla hoşça vakit geçireceğiniz bir kompleks. Gezinizde ilk sıralarda yer almalı;)

7- Aziz Vitus Katedrali

Aziz Vitus Katedrali Prag’ın en görkemli dini yapısı

Katedral, Prag’da görebileceğiniz en ihtişamlı dini yapı. Yapımına 1344 yılında başlanan katedral, dilekolay 600 yılda tamamlanmış. Neo-Gotik, Barok ve Rönesans tarzlarının etkilerini görebileceğiniz yapı, Prag Kalesi’nin içinde yer alıyor.

Katedral tarih boyunca taç giyme törenlerine ve cenaze törenlerine ev sahipliği yapmış. Kral IV.Charles, 4 eşi, Bohemya Kralı Jiri Podebrad yapıdaki mezarların sahipleri. Katedralin dış cephesi kadar, vitrayları, Hz. Meryem’i konu alan tasvirleri, gotik tonoz ve payandalar da oldukça ilgli çekici. Son olarak eğer 279 basamağı çıkmayı göze alırsanız, katedralin 96 metrelik kulesi size muhteşem bir Prag manzarası sunuyor.

8- Yahudi Mahallesi

Yahudi Mahallesi Prag’ın en ilginç bölgelerinden

Prag’da bulunan en ilginç bölgelerden biri Yahudi Mahallesi, Josefov adıyla anılıyor ve Old Town ile Vlatava Nehri arasında yer alıyor. Şehre Yahudi göçü 10.yüzyılda başlamış. Göç ile gelen Yahudi nüfus artış gösterince, 13.yüzyılda Josefov oluşmaya başlamış. Mahalle ismini yaptığı reformlarla Yahudilerin yaşamanını kolaylaştıran imparator 2.Josef’ten almış.

Prag 1893-1913 yılları arasında yeniden modellemeye alınınca, bazı mahalleler yıkılıp yeniden yapılmış. Yahudi Mahallesi de bu yıkımlardan nasibini almış ve 20.yüzyılın başında eskiye dair çok az yapı kalmış. Yahudi Mahallesi’nde bugün 6 sinagog, 1 mezarlık ve bir eski belediye binası kalmış. Mezarlık Avrupa’daki en büyük ve eski Yahudi Mezarlığı olma özelliğini taşıyor. 1439-1787 yılları arasında mezarlığa defin yapılmış. Lakin zamanla nüfus artınca 12 katmanlı mezarlar oluşmaya başlamış. Mezarlığı Cumartesi günleri hariç Nisan-Ekim döneminde 09.00-18.00, Kasım-Mart 09.00-16.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Prag Yahudi Mahallesi’nin önemli yapılarından İspanyol Sinagogu

Mahalledeki 6 sinagogdan 2 tanesi oldukça önemli; Eski Yeni Sinagog ve İspanyol Sinagogu. 1270 yılında inşa edilen Eski Yeni Sinagog Avrupa’da hala aktif olarak kullanılan en eski sinagog olma özelliğini taşıyor. 1864 yılında inşa edilen İspanyol Sinagogu ise yeni olmasına rağmen mimarisiyle göz kamaştırıyor. Sinagoglar da mezarlıkla aynı saatlerde ziyaret edilebiliyor. Son olarak, edebiyat dünyasının en büyük isimlerinden olan ve Dönüşüm, Milena’ya Mektuplar gibi eserleriyle meşhur yazar Franz Kafka da Prag Yahudi Mahallesi’nde yaşamış.

9- Franz Kafka Müzesi

Franz Kafka Müzesi ünlü yazarın anısının yaşatıldığı güzel bir merkez

Çekya, Prag denilince akla ilk gelen isim şüphesiz Franz Kafka.Prag’da yürürken ünlü yazarın bir izine mutlaka rastlıyorsunuz. Dünya edebiyatına damga vurmuş olan Kafka’nın anısını yaşatmak için Karl ve Manes Köprüleri arasında bir müze kurulmuş. Müzede yazarın el yazıları, mektupları, ilk basım kitapları ve çizimleri sergileniyor. Heemn girişteki büyük boyuttaki K size merhaba diyor. Bu k harfinin Kafka’nın baş harfi olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Girişteki bu k harfi, Kafka’nın Şato romanındaki ana karakterin adı. Yine girişteki bir havuza işeyen iki adam heykelinin Kafka ile ne ilgisi olduğu ise tam bir muamma.Müzede yazarın aşk, iş ve yazarlık hayatından pasajlar kasvetli bir müzik ve mekan dizaynı ile birlikle sizi entresan bir yolculuğa çıkarıyor. Müzeyi her gün saat 10.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 260 Çek Kronu( 234 TL)

10- Klementium Kütüphanesi

Herkesi kitap kurdu yapacak kadar güzel olan Klementium Kütüphanesi

Prag’da mutlaka görmeniz gereken yerler listesinde son adresimiz, mimarisi ve atmosferiyle hiç kitap okumayan birini bile kitap kurdu yapacak güzellikteki Klementium Kütüphanesi. Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kütüphane, 1722 yılında açılmış. 20.000’den fazla kitaba ve 6 milyondan fazla ev sahipliği yapıyor. Tavanındaki şahane freskler, Jan Hiebl tarafından çizilmiş.Cizvitler tarafından kurulan Klementium , zamanla Charles Üniversitesi ile birleşmiş. Günümüzde Milli Kütüphane olarak Çekya Kültür Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Rehber eşliğinde gezebileceğiniz Klementium’un giriş ücreti 180 Çek Kronu ( 162 TL)

Prag’da gezerken fotojenik kareler yakalamak isterseniz, şu vloga bi göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=SeTGOQ21d8M

Orta Avrupa’nın bir diğer büyüleyici kenti Viyana’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı mutlaka okumalısınız.

https://newloggers.com/2022/12/31/viyanada-mutlaka-gezmeniz-gereken-10-yer/

Genel, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-2

Merhaba. Geçen hafta Beyoğlu’nda gezmeniz gereken yerleri derleyip bölümler halinde yazacağımı söylemiştim. Bu hafta arayı soğutmadan ikinci bölümle karşınızdayım 🙂 Haydi Beyoğlu’nda görmeniz gereken yapıları adım adım keşfetmeye devam edelim 🙂

1- İnci Pastanesi

Profiterolü İle Meşhur İnci Pastanesi

İnci Pastanesi,Beyoğlu deyince akla ilk gelen adreslerden biri. Lukas Zigoridis tarafından 1944 yılında açılan pastane,o günden günümüze İstanbulluların damak zevkine farklı bir soluk katmaya devam ediyor.

Arnavut kökenli olan Zigoridis İstanbul’a henüz 15 yaşında gelmiş. Birçok farklı mekanda çalışarak tecrübe kazandıktan sonra, bir gün kendi işletmesini kurmaya karar vermiş. Cercle d’Orient binasındaki 124 numaralı küçük dükkanı hayallerini gerçekleştireceği mekan olmuş. O günlerde oldukça hareketli olan Beyoğlu’nda fark yaratıp tutunabilmek için değişik bir lezzet ortaya koymak istemiş. İçini kremayla doldurduğu hamur toplarının üzerine çikolata dökerek müşterilerin beğenisine sunmuş. Bu leziz tatlı zamanla İstanbullularının vazgeçilmezi olmuş. Pera’da müthiş bir üne kavuşan mekan, daha sonra Uludağ Tatlısı, Paskalya Çöreği,Palmiye kurabiyesi ve Ayva Peltesi gibi lezzetleriyle de damakları şenlendirmiş. Beyoğlu’nda simge bir mekan ve unutulmaz lezzetler yaratan Bay Zigoridis 2005 yılında vefat etmiş. Pastaneyi günümüzde mekanın kıdemli çalışanı Musa Ateş ve Zigoridis’in torunu Paola Loor tarafından işletiyor. Emek Sinemasının yenilenmesiyle kurulduğu binadan taşınmak zorunda kalan işletme, bugün Mis Sokak’ta hizmet veriyor.

2- Lebon Pastanesi

Lebon Türkiye’nin İlk Pastanesi

“Chez Lebon, tout est bon/Lebon’da her şey güzeldir” uzun yıllar boyunca bu sloganla anılan Lebon, Türkiye’nin ilk pastanesi. 1886 yılında Edouard Lebon tarafından kurulmuş. Fransız Büyükçelçiliğinde çalışan Edouard Lebon, buradan ayrılarak Osmanlı sarayının pasta şefi Vallaury’nin yanında çalışmaya başlamış. Zamanla ustasının kızına aşık olarak evlenmiş. Ardından, Şark Pasajı’nda Cafe-Restaurant de Saint Petersbourg adıyla bir mekan açmış. Bir zaman sonra pasajın yanındaki 362 numaralı dükkana taşınarak kendi adını verdiği Lebon Pastanesi’ni açmış.

Beyoğlu’nda ikon bir mekan haline gelen Lebon, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü,Celal Bayar,Namık Kemal, Haldun Taner gibi pek çok ünlü ismi ağırlamış. Özellikle pastalarıyla meşhur olan pastane, duvarlarındaki art nouveau tarzındaki fayans panolar ile de göz kamaştırırmış. Bay Lebon 1937’de hayatını kaybedince, mekanı yardımcısı Kostas Litoupulos devralmış ve 1970’lere kadar çalıştırmış. Bu dönemde pastane yolun karşısına geçince yerinde Markiz açılmış.6-7 Eylül olaylarının hüznüne de tanık olan Markiz, 1970’lerde içindeki bina ile beraber bir oto tamircisine satılmış. Daha sonra Hldun Taner ve dönemin diğer aydınlarıyla beraber tekrar canlandırılmış. Lebon Pastanesi ise geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin getirdiği kira artışlarından dolayı 2022 sonunda kapandı. Markanın satın alındığı ve bu sene tekrar açılacağı söyleniyor. Umarım Beyoğlu’nun bu simge mekanı tekrardan ayağa kaldırılır.

3- Saint Antuan Katolik Kilisesi

Saint Antuan İstanbul’un En Büyük ve Cemaati En Kalabalık Katolik Kilisesi

Kilise 1906-1912 yılları arasında Giulio Mongeri tarafından Neo Gotik ( Ortaçağ Gotik Mimarisini idealleştiren mimari tarz. ) tarzda inşa edilmiş. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olma özelliğini taşıyor.

Kendilerini Hz.İsa’ya adayıp yoksulluk yemini eden Fransisken Tarikatı mensupları, 6.yüzyılda İstanbul’a gelerek bugün Kalenderhane Camii’nin yerinde bulunan Theotokos Kyriotissa Kilisesi’ne yerleşmişler. Daha sonra İstanbul’daki Latin İşgali (1204-1261) sırasında Galata’da başka bir kilise inşa etmişler. Oldukça etkileyici bir mimariye sahip bu kilise 350 yıl boyunca Fransiskenlerin yeni evi olmuş ve Latin Ayasofyası olarak anılmış. Birkaç yangın geçirip yeniden inşa edildikten sonra 1696’daki yangından da kurtulmuş ama bu kez 2. Mustafa’nın annesinin ısrarıyla camiiye çevrilmiş. Bu olaydan sonra rahipler 1724.’te Beyoğlu’nda yeni bir kilise inşa edilmiş.

İnşa edilen bu yeni kilise 1904’te tramvay yolu inşaatları sırasında yıkılmış. Rahipler yeni bi yer bulup inşaata başlasalar da Vatikan’ın desteği gelmeyince çalışmalar yarım kalmış. Beklenen yardım 1910’da gelince ve inşaat tekrar başlamış ve 2 yılda tamamlanmış. Kilise 1932’de Papa XI.Pius tarafından kutsanarak bazilika seviyesine yükseltilmiş. Saint Antuan Kilisesi ibadet dışında da sıklıkla ziyaret ediliyor. En kalabalık dönemini ise Noel zamanı yaşıyor. Kilisede zaman zaman çeşitli sergiler de açılıyor. Bahçesinde Türk dostu papa olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı idamdan kurtardığı söylenen XXIII. Johannes’in ( Roncalli) heykeli yer alıyor.

4-Pera Palas

Birçok Ünlü İsmin Konakladığı İlklerin Oteli Pera Palas

Beyoğlu’nda göreceğiniz en etresan yapılardan biriPera Palas Hotel. 18921-1895 yılları arasında , Orient Express ile seyahat eden yolcuların yüksek standartta konaklaması için , ünlü mimar Alexandre Vallaury ( İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni de inşa etmiş olan) tasarımıyla inşa edilmiş. Dönemine göre oldukça modern olan otel, Osmanlı Sarayı dışında ilk kez sıcak su ve elektriğin kullanıldığı bina olmuş.

Pera Palas birçok önemli isme ev sahipliği yapmış. Bunların başında tabii ki Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk, İlki 1917 yılında olmak üzere cephe dönüşleri sık sık burada konaklamış. Kaldığı 101 numaralı oda 1981 yılında şahsi eşyalarının sergilendiği bir müze odaya dönüştürülmüş. Hintli bir mihracenin kendisine hediye ettiği, üzerinde saat 09.07 işlemeli halı da burada sergileniyor. Müze oda her gün saat 11:00-12:00 ve 15:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık.

Pera Palas’ta kalan bir diğer ünlü isim de Agatha Christie. Ünlü polisiye roman yazarı 1926- 1932 yılları arasında pek çok kez burada kalmış. Hatta Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını kaldığı 411 numaralı odada yazdığı söyleniyor. Yazar 1926’da 11 gün boyunca ortadan kaybolmuş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir iddiaya göre otelin o zamanki sahibi Misbah Muhayyes’in Yeniköy’deki yalısında kalmış . Ölümünden sonra Tamara Rand isimli bir medyum, kaybolduğu zamana ait detayların 411 numaralı odada saklı olduğunu söylemiş. Medyumun tarif ettiği yerde bir anahtar bulunur, ama sırrı çözülemez. Ünlü yazar @baskomsernevzat ( Ahmet Ümit) konuyla ilgili nefis bir roman yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim 👍 411 numaralı oda maalesef müze değil ve ziyaret edilemiyor.

Pera Palas’ta kalan diğer önemli misafirler ise şöyle: Bulgar kralı Ferdinand, Mareşal Tito, Fransa cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing, Romanya kraliçesi Mary, İran Şahları Rıza Pehlevi ve Ali Kaçar, İngiliz kralı VIII. Edward, First Lady Jacquelin Kennedy, Alman büyükelçi Von Papen, İsmet İnönü, Adnan Menderes vs.

5-Botter Apartmanı

İstanbul’un İlk Moda Evi Botter Apartmanı’nda Açılmış

İstanbul’daki Art Nouveau tarzındaki ilk yapı olan Botter Apartmanı 1901 yılında ünlü mimar Raimondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş. İsmini Hollanda’dan göç eden terzi Jean Botter’den alıyor. Osmanlı Sarayı’nın terzilerinden olan Botter, zamanla yeteneği ile Sultan 2.Abdülhamid’in dikkatini çekmiş. Sultan da takdirini kazanan bu bay Botter için bir moda evi yapılmasını emretmiş. 1901’de tamamlanan bina İstanbul’un ilk moda evi olmuş. Dış cephesi nefis çiçek bezemeleri ile süslü bina, beyaz gelinlik modasını Avrupa’dan getiren merkez olmuş. Normalde Türk gelinlikleri kırmızı gibi farklı renklerle yapılırmış.

Binanın alt katı moda evi, üst katı ise Botter ailesinin evi olarak kullanılmış. Örnekleri Avrupa’da görülse de İstanbul’da bu şekilde ina edilen ilk yapı olmuş. Binayı özel bir yapan bir diğer detay ise asansörü. Pera Palas’tan sonra asansör bulunan ikinci bina olmuş. 1.Dünya Savaşı’nın getirdiği çalkantılı günlerde moda evine olan ilgi azalmış. Jean Botter işleri bozulunca binayı Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e yerleşmiş. Orada da vefat etmiş. Beyoğlu’nda Botter Evi’ne gittiğinizde çiçek motifleriyle süslü dış cephesinden başka girişteki dal ve gül motiflerine, ayrıca kolonlar üzerindeki Medusa başlarına da dikkat etmelisiniz. Bina geçtiğimiz günlerde İbb Miras tarafından restore edilerek sanat ve tasarım merkezi olarak açıldı. Herkesin ziyaretine açık olan yapıyı mutlaka rotanıza dahil etmenizi tavsiye ederim.

6- Narmanlı Han

Beyoğlu’nun Günümüze Ulaşan En Eski Yapılarından Narmanlı Han

1820’de yapılan Narmanlı Han, Beyoğlu’nda günümüze ulaşan en eski binarından birisi. Küçük bir kaleye benzeyen 2 katlı yapı, yapılışından hemen sonra Ruslar tarafından satın alınarak büyükelçilik binası ve hapishane olarak satın alınmış. 1.Dünya Savaşı yıllarında Beyaz Rusların göçüyle hareketli günler geçiren han, ardından Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler tarafından satın alınarak geniş bir tadilattan geçirilmiş. Tadilattan sonra konut ve işyerlerine ev sahipliği yapan han, Narmanlı Yurdu olarak anılmaya başlamış. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger gibi çok sayıda sanatçı burada yaşayıp çalışmış. 2017’de restore edilen tarihi yapı, günümüzde yeni nesil cafe ve restorantlara ev sahipliği yapıyor.

Serinin 1.bölümünü bu linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

https://newloggers.com/2023/04/29/beyoglunda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler-1/

Genel, gezi, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-1

İstiklal Caddesi

Beyoğlu geçmişten günümüze her daim, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlayan canlı bir bölge. İsmini Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Gritti’den alan semt, birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındırıyor.İstanbul’un ruhunu yaşayabileceğiniz bu eşsiz semtte gezip görülecek pek çok eser mevcut. Ben de bu eserleri, Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler isminde bir seri hazırlayarak sizlere tanıtmak istedim. Faydalı olması dileğiyle, keyifli okumalar:)

1- Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nun Simge Yapılarından Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nda mutlaka gezmeniz gereken ilk eser, İstiklal Caddesi’nin Sıra Selviler Caddesi ile kesiştiği noktada, Meşelik Sokak’ta yer alan Aya Triada Kilisesi. Kilise ismini Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan baba,oğul ve kutsal ruh’tan alıyor.

1672 yılında Patrik IV.Dionisos, cemaatinin mezarlık ihtiyacını karşılamak adına burada bir arsa satın almış. Satın aldığı arazinin bir bölümüne hastane, bir bölümüne de mezarlık inşa ettirmiş. Hastane Stavrodami Veba Hastanesi olarak kullanılmış. Zamanla mezarlığın içine Aya Yorgi’ye ( Saint Georghe) ithaf edilen ahşap bir kilise yapılmış. Bu kilise Tanzimat döneminde yıkılarak yerine Zapyon Kız Lisesi inşa edilmiş. İlerleyen zamanda patrik tarafından yaptırılan mezarlığın bir bölümü kaldırılmış. Mimar Vasilaki Yoannis tarafından 1867’de bugünkü kilisenin inşası başlamış. İnşaat 14 Eylül 1880’de tamamlanmış. 18. yüzyıl Avrupa Eklektik Mimarisinin ( farklı çağ ve üsluplardan seçilen unsurların yeni bir tasarım için kullanılması) örneği olan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış. Kilisenin girişindeki 4 katlı simetrik çan kuleleri ve gösterişli kubbesi yapıya ayrı bir ihtişam katıyor.

2- Santa Maria Draperis Kilisesi

Gülün Adı Romanındaki Manastırı Hatırlatan Santa Maria Draperis Kilisesi

Beyoğlu’ndaki entresan yapılardan biri de bu kilise. Fransiskenler İstanbul’un fethinden önce Sirkeci’de Santa Maria adlı bir kilise kurmuşlar. Lakin, rahipler fetih esnasında şehir savunmasında yer aldıkları için kiliseleri ortadan kaldırılmış. Kilise Galata’Da tekrar kurulsa da 1584’te bir yangın geçirmiş. Cenevizli Madam Clara Bertola Draperis’in arsasını bağışlamasıyla onun adını da alarak 1590’da tekrardan açılmış. Kilise 1660’ta tekrardan büyük bir yangın geçirmiş ve hayırseverlerin yardımlarıyla Pera Dörtyol’da bugünkü yerinde tekrar açılmış.

Kilise toplamda 5 yangın geçirmiş. Bizans döneminden kalan Meryem Ana ikonası hala sağlam kalmayı başarmış. Kilise, 1874’te Ludovico Seefelder ve 1904’te Guglielmo Semprini tarafından restore edilmiş. Uzun bir süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun himayesinde kaldıktan sonra 1919 yılında tüm hakları ve müesseseleriyle birlikte İtalya’ya devredilmiş.1904 yılındaki restorasyon sonrası girişe konulan kitabede Sultan 2.Abdülhamid ve Rıdvan Paşa’ya yapım için gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür edilmiş. İstanbul’da ilk tıp mektebini kuran Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard 1844’te vefat ettikten sonra bu kiliseye defnedilmiş. Son olarak, bu kilisenin bana, Gülün Adı Filmindeki Manastırı hatırlattığını eklemeliyim 🙂

3- Ağa Camii

İstiklal Caddesi Üzerindeki Tek Camii Olan Ağa Camii

Hüseyin Ağa Camii, bilinen adıyla Ağa Camii Beyoğlu’nda yer alan tek camii. 1596 yılında Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış. Hüseyin Ağa av meraklısıymış. Bir gün padişah enderun ağalarının yetiştiği Galatasaray binasına gelip Hüseyin Ağayı sormuş. Arkadaşları ava gitti diyemediklerinden, cami yaptıracak da arsa aramaya gitti demişler. Bunu öğrenen Hüseyin Ağa, yana yakıla arsa aramaya başlamış. Çok geçmeden bir tarlayı satın alıp inşaata başlamış. İnşaat devam ederken padişah önünden geçtiği camiiyi beğenmiş ve kubbesi için altın bağışlamış. Padişahın yaptırdığı bu kubbe bir yangın sırasında yok olmuş

Camii, Sultan 2. Mahmut döneminde 2 kez elden geçirilmiş. Oldukça zarif olan Şadırvanı Mimar Sinan eseri Sinan Paşa Camii’den, Türk taş oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen fıskiyesi ise Eyüp’teki Oluklubayır Tekkesi’nden getirilmiş. İstiklal Caddesi üzerindeki tek camii, İstanbul’un işgal edildiği günlere de tanıklık etmiş.Hükümet tarafından taşınmak bahanesiyle satılmak istenmiş. Camii vakfının yöneticisi Kemalettin Bey yoğun uğraşları sonucu bunu engellemeyi başarmış. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, o hazin günlerde camiinin üzerinde İngiliz bayrağını görünce ” Havsalam almıyordu bu hazin hali önce. Ah, ey zavallı camii, seni böyle görünce.”diye başlayan bir şiir kaleme almış.Camii işgalden sonra metruk vaziyette kalmış ve 1937’de restore edilmiş. 1999’da depreminde ve yakınındaki bir inşaattan dolayı zarar gördükten sonra, tekrar restorasyona alınmış ve 2014’te tekrar ibadete açılmış.

Camii’nin hikayesini daha detaylı öğrenmek için, Talha Uğurluel hocanın şu videosuna bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=DmANJKnnSSs

4- Suriye Pasajı

Suriye Pasajı Bazı İlklere Ev Sahipliği Yapmış

Pasaj,Beyoğlu’nda bulunan en eski ve en büyük pasajlardan biri. 1908 yılında mimar Demetre Bassiladis tarafından inşa edilmiş. Birbirinden bağımsız 3 apartman şeklinde yapılmış.Bunlar farklı noktalardan köprüler ile birbirine bağlanarak bugünkü görünümünü almış. Alt katı çarşı üst katı konut olarak kullanılan yapı bazı ilklere de ev sahipliği yapmış. Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra elektrik ve hava gazı ilk kez buraya bağlanmış. Yine sinemalardan sonra çift asansör sistemi ilk kez burada uygulanmış. İsmini yapının hamileri Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşa ve o dönemde İstanbul Ticaret Odası Başkanı olan akrabası Mehmed Abud Paşalardan almış.

Pasajda 1911 yılında Santral Sineması açılmış. Salon daha sonraları Şafak, Cumhuriyet ve Zafer Sineması olarak adlandırılmış. Pasajda büro ve işletmelerin yanısıra ,Fransızca Stamboul ve Ermenice Nor Marmara gibi azınlık gazeteleri de faaliyet göstermiş. Pasajda günümüzde kahvehaneler, dericiler,kürkçüler,dizi-filmlere kostüm üreten dükkanlar vs yer alıyor. Birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındıran bu tarihi yapı, 1995’ten beri Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla 1.derece tarihi eser konumunda.

5- Halep Pasajı

Türk Tiyatro Tarihine Damga Vuran Halep Pasajı

Halep Pasajı 1885 yılında, Halepli M.Hacar Aleppo tarafından yaptırılmış. Süreyya Pasajı ve Beyoğlu Pasajı olarak da adlandırılıyormuş. Pasajın arkasında o dönem bir sirk de yer alıyormuş. Ramon Ramirez tarafından işletilen bu pasajın ünü İstanbul’u kasıp kavuruyormuş. İlizyonist Door Le Blanc, Osmanlı sarayında da gösteri yapan,trapezci Charles Le Folleturada burada çalışan ünlü isimlerden sadece birkaçı.

Beyoğlu’nda bulunan Halep Pasajı, Türk tiyatrosuna damga vurmuş merkezlerden biriymiş.1904’te yandıktan sonra pasaja Varyete Tiyatrosu inşa edilmiş. Burada Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gelen sanatçılar meslekelrini icra ediyormuş. Yine burada 1923 yılında ilk kez 2 kadın sanatçı ( Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir) halka açık bir gösteride sahne almış. amazan ayı geldiğinde ise bu sanatçıların yerini Türk Drama Toplulukları alıyormuş. Yine o dönemlerde pasajda meşhur bir velespit ( bisiklet) dükkanı varmış. O dönemde şehirde çok az kişinin velespit kullandığını düşündüğümüzde, dükkanının önemini kavrayabiliriz.

O dönemde pasajın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde ünlü Onnik Puşadiyan’ın birahanesi, Balati’nin müzik mağazası,Bravakis’in pastanesi, Rosis İç Çamaşırları gibi meşhur dükkanlar yer alıyormuş. Binanın 2.katında yer alan Ertuğrul Bora’nın efsanevi Papirüs Bar’ı yer alıyormuş. Mekan dönemin yazar ve sanat camiasının uğrak yeriymiş. Lakin 1977 yılında bir yangında zarar görmüş ve Ayhan Işık Sokağa taşınmış. 90’ların sonunda da tamamen kapanmış. Pasaj ne yazık ki orjinal yapısını koruyamamış. 1984 yılında yapının varislerini sadece ön cephesini koruyarak tamamen yıkmış. Pasajda günümzde çeşitli restoranlar, Beyoğlu Sineması, Pera Sineması, Maya Sahnesi ve rahmetli Ferhan Şensoy’un 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu yer alıyor.

6-Çiçek Pasajı

Beyoğlu Denince Akla İlk Gelen Yapılardan Çiçek Pasajı

Beyoğlu’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Çiçek Pasajı.Pasaj,Tanzimat döneminin meşhur Naum Tiyatrosu Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid’in tiyatro izlemek için geldiği, Verdi’nin ll travatore isimli ünlü operasının Paris’ten önce sergiledindiği, sergilenen İtalyan operaları sayesinde Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden birisiymiş. 

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında Naum Tiyatrosu da ciddi zarar görmüş. Binayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın almış ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya bir proje çizdirerek, içinde bir çarşı ve apartman bulunan yeni tipte bir bina inşa ettirmiş. 1876’da restorasyon bitmiş ve Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan ve üstüne 18 dükkanlı yeni bir yapı ortaya çıkmış. Pasaja Hristaki Pasajı adı verilmiş. Yorgo’nun Meyhanesi, Keserciyan’ın Terzihanesi, Schumacher’in Fırını ve Vallaury’nin pastanesi pasajın önemli dükkanlarıymış. 1908 yılında yapının mülkiyeti Said Paşa’ya geçince ismi Said Paşa Geçidi olmuş. 

1940’lı yıllarda pasajdaki dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış .Pasajda çiçek mezatları da organize edilirmiş. Zamanla Beyoğlu’ndaki bütün çiçekçiler buraya toplanmış ve ismi Çiçek Pasajı olmuş. 1940’lardan sonra açılan meyhane ve birahanelerden dolayı çiçekçiler taşınmış. İlerleyen yıllarda restore edilmiş ve 1988 yılında tekrar kullanıma açılmış.

7- Hazzopulo Pasajı

Bir Zamanların En Renkli Mekanlarından Olan Hazzopulo Pasajı

Beyoğlu’nda gezerken mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olan pasa, Rum tüccar M. Hacopulo tarafından inşa ettirilmiş ve 1871’de hizmete açılmış. Kurulduğu günden itibaren kuaför,terzi ve şapkacı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü matbaası da burada yer alıyormuş. Vatan şairi Namık Kemal İbret Gazetesi’ni burada çıkarmış. Hatta Ahmet Mithat Efendi ile beraber burada tutuklanmışlar. Bu hadiseden sonra pasaj Jön Türklerin toplanma merkezi olmuş. Meşhur fotoğraf sanatçımız rahmetli Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesi de buradaymış. Maalesef 6-7 Eylül olaylarından sonra pasajın renkli yapısı değişmiş. Ünlü dükkanlar bir bir kapanmış. 12 Eylül darbesi ile de ismi Danışman Geçidi olmuş. Hanın mülkiyet meselesi karışık olduğundan 2009’dan beri kayyum tarafından yönetiliyor. Günümüzde çay ocakları ve kahvehanelere ev sahipliği yapıyor.

8- Mısır Apartmanı

Beyoğlu’nun Sarayvari Yapılarından Olan Mısır Apartmanı

İstanbul’un ilk betonarme yapılarından olan Mısır Apartmanı, mimar Hosep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış.Mısır Prensi Abbas Hilmi Paşa Art Nouveu tarzında inşa ettirdiği binayı kışlık konak olarak kullanmış. Abbas Hilmi Paşa’nın ölümü ardından katlara bölünüp işadamı Hayri İpar’a satılmış. Bina ilk yapıldığında dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşuyormuş. Bugün 360 restoran olarak kullanılan terası ise çamaşırhaneymiş. Bugün binada sanat galerileri yer alıyor.

Binada Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay ve Hüsamettin Cindoruk gibi ünlü isimler yaşamış. Ayrıca İsrail’in meşhur gizli servisi Mossad ta İsrail Dışişlerinde görevli bir memur olan Reuven Shiloah tarafından yine bu binada kurulmuş.

Karaköy-Galata’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı da okuyun derim 😉

https://newloggers.com/2018/02/01/karakoy-galata-gezi-rehberi/

Genel, gezi

Viyana’da Mutlaka Gezmeniz Gereken 10 Yer

Viyana

2022’nin sonuna geldik. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Yeni bir yıla girerken, yeni yerler keşfetmek ve yeni deneyimler yaşamak en önemli hedeflerimizden biri oluyor. Ben de bu yılki son yazımda, 2023’te tatil planları yapanlar için Orta Avrupanın masalsı kenti Viyana’da mutlaka gezilmesi gereken yerleri kaleme almak istedim. Hepinize şimdiden sağlıklı, mutlu ve bol seyahatli yıllar dilerim 🙂

Okumaya devam et “Viyana’da Mutlaka Gezmeniz Gereken 10 Yer”
Genel, İlginç Bilgiler

Avusturya Hakkında 10 İlginç Bilgi

Avusturya Hakkında 10 İlginç Bilgi

Avusturya, tarihte savaşlar ve anlaşmalardan dolayı fazlaca etkileşimde bulunduğumuz bir ülke. Doğal güzellikleri, etkileyici mimarisi, müzeleri ve sanata katkıları sebebiyle Avrupa coğrafyasının kalbi olarak tanımlayabileceğimiz bir ülke. Başkent Viyana dünyanın en yaşanılası şehirleri listesinde hep üst sıralarda yer alıyor. Gelin beraber, sizin için derlediğim Avusturya Hakkında 10 İlginç Bilgi ile bu etkileyici Orta Avrupa ülkesini daha yakından tanıyalım.

Okumaya devam et “Avusturya Hakkında 10 İlginç Bilgi”
Genel, KEŞİF, MEKAN

Oslo’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Yer

Norveç’in başkenti Oslo ülkenin en büyük, İskandinavya’nın ( Norveç , İsveç, Danimarka , Finlandiya ve İzlanda )ise 4. büyük kenti. Bir liman kenti olarak 1049’da Christiania adıyla kurulmuş. 1925’te ise Lo deresinin döküldüğü yer anlamına gelen Oslo adını almış. Tarihi boyunca sık sık yangın felaketi atlattığından tekrar tekrar inşa edilmiş. Şimdilerde doğal güzellikleri, düzgün şehir planı, müzeleri ve sanat aktiviteleri ile turistlerin ilgi odağı konumunda. Bu masalsı İskandinav kentinde mutlaka görmeniz gereken 10 yeri sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂

1- Vigeland Heykel Parkı

Vigeland Heykel Parkı

Vigeland Heykel Parkı, Norveç’in başkenti Oslo’da mutlaka gezmeniz gereken yerlerden biri. Park ünlü sanatçı Gustav Vigeland’ın 1920-1943 yılları arasında yaptığı birbirinden güzel heykeller ile dolu👌 Bol oksijen alıp yürüyüş yaparken, nefis sanat eserlerini de inceleyebileceğiniz Vigeland Heykel Parkı, 24 saat açık ve girişi ücretsiz.

2- Opera Binası

Opera Binası

Mimar Snøhetta tarafından 2008’de inşa edilen Oslo Opera Binası, 38.500 metrekarelik dev bir yapı. 1999’da 350 proje arasından birinci seçilmiş ve 2000 yılında inşası başlamış. Norveç’te kültür-sanat faaliyetleri için inşa edilmiş en büyük bina konumunda. Oslo Fiyordu’nun kıyısında yer alan opera binası, tasarımı ile adeta bir buzul parçasını andırıyor. 3 farklı sahnenin yer aldığı binada muhteşem performanslar sergileniyor. Bina aynı zamanda çeşitli sanat sergilerine de ev sahipliği yapıyor. Eğer saat 12.00’da giderseniz rehberli turla da gezebilirsiniz. Giriş ücreti 120 Norveç Kronu ( 225,84 TL)

3- Viking Gemi Müzesi

Vikingler tarafından cenazeler için kullanılan gemiler

Şimdi önereceğim yer Viking tarihi ve kültürüne meraklı kişiler için biçilmiş kaftan. Vikingskipshuset yani Viking Gemi Müzesi Norveç Halk Müzesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Müzede Vikinglerin cenaze törenleri için kullanılan Oseberg Gemisi ve gemi birlikte gömülen silahlar, mücevherler vs eserler sergileniyor. Hafta içi her gün açık olan müzeyi saat 09.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 100 Norveç Kronu ( 188.20 TL)

4- Kraliyet Sarayı

173 odalı Oslo Kraliyet Sarayı

Oslo’da mutlaka görmeniz gereken bir diğer yer olan saray, Slottparken içerisinde yer alıyor. Yapımına Karl Johan’ın iktidarı döneminde 1825 yılında başlanmış. Lakin kral sarayının tamamlandığını göremeden vefat etmiş Sarayın inşası kralının ölümünden 5 sene sonra (1849) III.Charles döneminde tamamlanmış.

Kraliyet sarayının 173 odası bulunuyor. Yani oldukça büyük. Yalnızca yaz aylarında ziyarete açılıyor.Sarayı gezmek isterseniz, rehberli turlara katılmanız gerekiyor. Rehberli turlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Turda, kralın suiti, kabine salonu gibi önemli yerleri gezebilirsiniz. Ziyaret saatleri hafta içi her gün 10.00-17.00. Giriş ücreti 135 Norveç Kronu ( 254 TL)

5- Akershus Kalesi

Tüm ihtişamı ile Akershus Kalesi

Eğer Ortaçağ yapılarını gezmekten hoşlanıyorsanız, Oslo’da mutlaka görmeniz gereken ilk yer Akershus Kalesi. Kale 1299 yılında, kral 5.Haakon’un emriyle,Sarpsborglu Earl Alv Erlingsson’un saldırılarına karşı inşa edilmiş. Kale savunma işlevinin yanı sıra , kraliyet ikametgahı ve hapishane olarak da hizmet vermiş. Günümüzde Norveç Silahlı Kuvvetler ve Norveç’in direnişi müzelerine ev sahipliği yapıyor. Kalede rehberli turlar eşliğinde müzeleri gezebilir ve 1940-45 arasındaki Nazi işgal dönemi hakkında da bilgi edinebilirsniz. Gezinizden sonra nefis bir Oslo manzarası izlemek bütün yorgunluğunuzu atacaktır 🙂 Kaleyi yaz döneminde her gün 10.00-16.00, kış döneminde ise 12.00-17.00 saatleri arasında gezebilirsiniz. Giriş ücreti yetişkinler için 70 Kron (131.74 TL) öğrenciler için 50 Kron( 94.10) ve çocuklar için 30 Kron ( 56.46 TL).

6- Oslo Katedrali

Kentin ana dini yapısı olan Oslo Katedrali

Şehrin simgelerinden olan katedral, 1697 yılında inşa edilmiş. Bugünkü katedral aslında üçüncü katedral, 12.yüzyılda kral 1.Sigurd tarafından inşa edilen birinci katedral (Hallvards)ve 1639’da inşa edilen ikinci katedral ( Hellig Trefoldighet) yangın felaketi sonucunda yok olmuş. Katedral dini törenlerin yanı sıra halka açık etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Yapıya görkemli haline getiren unsur ise 1.maddede bahsettiğim parka da adını veren, sanatçı Emanuel Vigeland’ın yaptığı vitraylar. Katedrali haftaiçi her gün saat 10.00-16.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.

7- Karl Johans Caddesi

Şehrin kalbi olan Karl Johans Caddesi

Caddeyi Oslo’nun kalbinin attığı yer olarak tanımlasam yanılmış olmam. Peyzajı ile huzur verici bir havası olan cadde, Merkez İstasyonu’ndan başlayıp Kraliyet Sarayı’na kadar uzanıyor. Konumu itibariyle şehrin önemli alışveriş mekanlarına yakın. Cadde üzerinde pek çok keyifli kafe,bar ve restoran yer alıyor. Tarihi yapıları ziyaret edip alışverişinizi yaptıktan sonra, cadde üzerindeki mekanlarda yorgunluğunuzu atabilir veya gece eğlenmek için tercih edebilirsiniz.

8- Munch Müzesi

Müzede ünlü ressamın bağışladığı 30 bin eser sergileniyor

Edward Münch özellikle ”Çığlık” isimli tablosuyla bilinen Norveçli eskpresyonist bir ressam. Ekspresyonizm doğanın olduğu gibi tasviri yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı sanat akımı. Ünlü ressam eserlerinde genelde karamsar ve içe kapanık ruh halini işlese de, son dönem eserlerine yaşama sevinci hakim olmuş.Ünlü Ressamın eserleri, 1963’te şehir sinemasının gelirleriyle açılan Münch Museet’de sergileniyor. Münch müzeye 30 binden fazla eser bağışlamış. Müzede ayrıca, Norveç sanatının diğer önemli isimlerine ait eserlerine ait geçici sergiler de açılıyor. Müzeye hafta içi her gün 10.00-17.00 arasında ziyaret edebilirisiniz. Giriş ücreti 120 Kron ( 225.84 TL).

9- Damstredet& Telthusbakken

Damstredet ve Telthusbakken’de yürürken nostaljik bir yolculuk yapıyorsunuz

Eğer Oslo’nun eski halini merak ediyorsanız, rotanızı Damstredet ve Telthusbakken’e çevirmelisiniz. Her iki sokak da ahşap evleri ve Arnavut kaldırımları ile ziyaretçilere nostaljik bir atmosfer sunuyor. 18 ve 19.yüzyıllardan kalma doku çok iyi korunmuş. Sokaklar şehir merkezine oldukça yakın. Harika manzaraların tadına varmak, ahşap evler ve bahçelerin arasından geçmişe yolculuk etmek için mutlaka ziyaret etmelisiniz.

10- Universitetsplassen

Antik Yunan tapınaklarını andıran Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Oslo’da görmenizi tavsiye ettiğim son yer Universitetsplassen, yani üniversite meydanı. Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi binalarının çevrelediği meydan, şehir merkezinde yer alıyor. Daha önce şehrin kaldi olarak tsanımladığım Karl Johans Caddesi’nin komşu da diyebiliriz. Geniş meydanları seviyorsanız, gezinizde buraya da mutlaka vakit ayırın. Antik Yunan tapınaklarını andıran üniverste binaları oldukça etkileyici.

Norveç hakkındaki ilginç bilgileri derlediğim şu yazı da ilginizi çekebilir. https://newloggers.com/2022/11/13/norvec-hakkinda-10-ilginc-bilgi/

Özlem Tunca Esirgenç’in sevimli oğlu Yakup Can ile keşifler yaptığı Dünyayı Geziyorum programının Oslo bölümüne de bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=G6QGwLWTvOg

Genel, İlginç Bilgiler

Norveç Hakkında 10 İlginç Bilgi

Norveç hakkında 10 ilginç bilgi

Norveç, yaşam standartlarının yüksekliği, doğal güzellikleri, suç oranının düşüklüğü gibi sebeplerden dolayı çoğu insanın hayallerini süsleyen bir ülke. BM’nin 2022 raporuna göre,dünyanın en mutlu 8.ülkesi konumunda.Bu güzel İskandinav ülkesini daha yakından tanımak adına, benim hazırlamaktan ,sizinde okumaktan keyif aldığınız ilginç bilgileri derledim.Keyifli okumalar 🙂

Okumaya devam et “Norveç Hakkında 10 İlginç Bilgi”
Genel, İlginç Bilgiler

Kuzey Makedonya Hakkında 10 İlginç Bilgi

Kuzey Makedonya Hakkında 10 İlginç Bilgi

Merhaba 🙂 Yeni bir 10 ilginç bilgi içeriği ile daha karşınızdayım. Bu yazımda ortak bir kültürü paylaştığımız, daha 110 yıl önce ana vatanın bir parçası olan Kuzey Makedonya hakkındaki ilginç bilgileri sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂

Okumaya devam et “Kuzey Makedonya Hakkında 10 İlginç Bilgi”
Genel, MEKAN

TEKİRDAĞ’DA BİR MİMAR SİNAN ESERİ: RÜSTEM PAŞA CAMİİ

Tekirdağ Rüstem Paşa Camii

Mimar Sinan, hemen hemen bütün Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında, keskin aklıyla zamanının teknolojisinin ötesine geçerek muhteşem eserler inşa etmiş kıymetli bir üstat. Bu yazıda konumuz,Koca Sinan‘ın değerli eserlerinden ,Tekirdağ/Süleymanpaşa’daki Rüstem Paşa Camii ve büyük ustanın hikayesi olacak. Keyifli okumalar.

Mimar Sinan

Mimar Sinan

Erken Dönem Hayatı

Rüstem Paşa Camii’ni konuşmadan önce yapıyı inşa eden Koca Sinan’ı yakından tanıyalım. Nam-ı diyar Koca Sinan 1488 yılında Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nde dünyaya gelmiş. Etnik kökenine dair değişik görüşler mevcut. Ermeni veya Ortodoks mezhebini benimsemiş Karaman Türklerinden olabileceği belirtiliyor. Osmanlı’da devşirilen çocukların Türk dili ve geleneğini öğrenmeleri ve İslam’ı tanımaları için müslüman Türk bir ailenin yanına verilirmiş. Sinan’ın bu şekilde bir ailenin yanına verildiğine dair bir kayıt bulunmuyor. Yine erken yaşlarından itibaren şiir yazarmış. Ailesiyle yazışmaları ve eldeki belgeler ışığında Kayseri-Ağırnaslı olduğu kesin olarak söylenebiliyor. Etnik kökeni tam olarak bilinmese de kendi yazdığı Tezkiretü’l Bünyan eserinde kendisinin devşirildiğini yazmış. Devşirildiği yaş belli değil. 15 veya 22 gibi oldukça geç bir yaşta İstanbul’a geldiği kaynaklarda geçiyor.

Mimarbaşı Olma Süreci

Sinan, Acemi Oğlanlar Ocağı’nda yetiştikten sonra Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır Seferlerinde görev almış. Buralarda İslam mimarisine ait değişik eserleri inceleyerek görgüsünü arttırmış. Ardından yeniçeri olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad ve Rodos fetihlerine de katılmış. 1526’daki Mohaç Seferi’nde gösterdiği yararlılıklardan dolayı Acemioğlanlar Yayabaşısı( bölük komutanı) rütbesini almış. Daha sonraki yıllarda Zemberekçibaşı (bir çeşit ok kullanan yeniçeri ortasının komutanı) ve Başteknisyen olmuş. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1533’teki İran Seferi’nde Van Gölü’nün karşı kıyısına geçilmesi için 2 haftada 3 kadırga inşa edip hazırlayarak takdir toplamış. 1538 yılındaki Karaboğdan Seferi’nde Prut Nehri’ni geçmek için bir köprü inşa etmiş. Bu başarısıyla Sadrazam Damat Lütfi Paşa’nın emriyle Başmimar olmuş. O günden ölümüne kadar bütün imparatorluk coğrafyasında camii, han, çeşme, kervansaray.köprü, imarethane, darüşşifa,hamam vs olmak üzere 375 civarı eser vermiş.

En Önemli Eserleri

Bilinen ilk eseri İstanbul Eyüp’teki Ayas Paşa Türbesi, son eseri ise Ayvansaray’daki Kazasker İvaz Efendi Camii. En meşhur eserleri ise; çıraklık eserim dediği Kanuni’nin genç yaşta vefat eden oğlu şehzade Mehmet için yaptığı Şehzadebaşı Camii, kalfalık eserim dediği Kanuni için inşa ettiği Süleymaniye Camii ve ustalık eserim dediği Kanuni’nin oğlu 2.Selim için inşa ettiği Selimiye Camii. Birçok eşşiz eser inşa eden ve ismini yüzyıllar ötesine taşıyan Koca Sinan, 1588 yılında (98-100 yaş civarı) hayata gözlerini yummuş ve Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı türbeye defnedilmiş. İşte bu büyük üstadın yaşam öyküsü özetle bu şekilde.

Rüstem Paşa

Muhteşem Yüzyıl dizisinde Ozan Güven’in canlandırdığı Rüstem Paşa

Rüstem Paşa Camii’nin teknik detaylarına değinmeden önce, camiiyi yaptıran Damat Rüstem Paşa’dan da biraz bahsedelim.

Erken Dönem Hayatı

Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı  bir ailenin çocuğuymuş. Saraybosna civarında olan ya Butmir veya Sarajevsko Polje adlı bir köyde dünyaya gelmiş. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii haziresinde yatan akrabalarının mezar taşlarında, aile adı Cigaliç olarak geçiyor. Babasının ismi kayıtlarda Abdürrahim,Abdülhamid yahut Mustafa olarak yer alıyor. Sinan (Kaptan-ı Derya Sinan Paşa) ve Nefise adlı iki kardeşi olduğu belirtiliyor.

Devlet Kademesinde Yükselişi

Genç yaşta İstanbul’a getirilip devşirilen Rüstem Paşa’nın Acemi Oğlanlar Ocağı’na ne zaman alındığı bilinmiyor. Burada sivrildikten sonra içoğlanı olarak Topkapı Sarayı’na gitmiş. Enderun’da eğitim görüp yetiştikten sonra rikâb ağası ( sefer ve törenlerde padişahın atının yularından tutan, bakımını yapan görevli) olarak çıkmış. 1526’daki Mohaç Meydan Savaşı’na Silahdar Ağa( padişahın ve sarayın bütün silahlarının bakımından sorumlu olan görevli) olarak katılmış. Gösterdiği yararlılıklardan dolayı Sultan Süleyman tarafından Mirahur ( Has Ahırların başı) rütbesini elde etmiş. Zamanla sivirilerek Diyarbakır ve Anadolu Beylerbeyi’ne yükselmiş. 1539’da Şehzadeler Beyazıt ve Caihangir’in sünnet töreninde, Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlenerek padişaha damat olmuş.

Paşa Neden Sevilmiyordu ?

Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan ile evliliği mevzu bahis olunca, yükselmesini önlemek isteyen rakipleri hakkında cüzzamlı dedikodusu çıkarmışlar. Bunun üzerine Kanuni durumu araştırmak üzere saray hekimlerinden Mehmet Halife’yi Diyarbakır’a göndermiş. Hekim, paşa hamamda yıkanırken soğuklukta gömleğini kontrol etmiş ve bit bulmuş.O zamanın tıp bilgisiyle cüzzamlı insanda bit bulunmayacağı yönündeymiş. Böylece paşanın cüzzamlı olmadığı belli olmuş ve sultanla evlenebilmiş. Yalnız bu kez de adı bitli paşaya çıkmış 🙂 Rüstem Paşa önemli bir devlet adamı ve Bosna’dan Diyarbakır’a kadar pek çok eser yaptırmış biriymiş. Lakin Hürrem Sultan ile işbirliği yapıp Şehzade Mustafa’nın katline sebep olduğu düşüncesiyle halk tarafından pek sevilmezmiş. Yine döneminde rüşveti yaygınlaştırdığı ve devlet arazilerini özel mülke çevirip vakıf olarak çocuklarına bırakmakla suçlanmış. En nihayetinde vücutta aşırı şekilde ödem toplamış ve İstiska hastalığından 1561’de vefat etmiş. Türbesi Şehzadebaşı Camii’nin avlusundaki hazireye yer alıyor.

Tekirdağ Rüstem Paşa Camii

Tekirdağ Rüstem Paşa Camii

Mimari Özellikleri

Camii eskiden hamam, medrese, camii,imaret, bedesten kervansaray ve kütüphaneden oluşan bir külliyenin parçası olan . İnşası 1553 yılında bitmiş. Günümüzde külliyeden geriye sadece camii, bedesten ve hamamın bir bölümü kalmış vaziyette.

Rüstem Paşa Camii minaresİ

Kare planlı olan ve düzgün kesme taştan inşa edilen camiinin üzeri tek bir kubbeyle örtülü. Kuzeybatı ucunda 34 metre uzunluğunda yine kesme taştan tek şerefeli bir minaresi var. Keza o dönemde sadece padişahlar 4 minareli camii inşa ettirebiliyormuş. Padişahın ailesi iki minareli, devlet adamları tek minareli camii inşa etme hakkına sahipmiş. Yapının hamisi Rüstem Paşa da devlet adamı olduğu için, tek minareli cami yaptırmış.

Yapıya, mihrap ekseninde yer alan ve yanlarında çokgen nişleri bulunan mukarnaslı, dikdörtgen bordürlü bir taçkapı ile giriliyor. Kapının sedef ve fildişi kakmalarla süslü ahşap kanatları oldukça etkileyici. Kapının her iki tarafında son cemaat yerine bakan dikdörtgen birer pencere var.

Rüstem Paşa Camii de diğer Sinan eserleri gibi ferah ve aydınlık

Dekorasyon Detayları

Süsleme açısından oldukça zengin olan Rüstem Paşa Camii diğer Sinan eserleri gibi son derece aydınlık ve ferah. Kubbenin kenarlarında ve göbeğinde barok tarzda çiçek ve çelenk motifli alçı kabartmalar yer alıyor. Bu süslemelerin Sultan Abdülmecid dönemindeki restorasyona ait.Orjinal süslemeler zaman içerisinde yok olmuş. Caminin minberi sade bir üslupla mermerden yapılmış. Aynalık ve korkuluklarında süsleme için geometrik motifler kullanılmış. Avluda yer alan beşgen çatılı şadırvan,1841 yılında Sultan Abdülmecid restorasyonları sırasında . Camiinin son cemaat yerinde Mimar Sinan’ın yapılarında imza olarak bıraktığı vav harfleri görmek mümkün.

Camiinin içindeki süsleme ve kalem işleri Sultan Abdülmecid dönemi restorasyonlarından kalma

Rüstem Paşa Camii, Mimar Sinan’ın eserlerine meraklı her sanatseverin ziyaret etmesi gereken bir yapı. Gezinizden sonra, bedestendeki mekanımız olan Çağlar Büfe’ye uğramalısınız. Ihlamur ağaçlarının gölgesi ve serinliği altında, çay-kahve limonata ve nefis tostlarımız ile bekleriz;) Şimdilik hoşçakalın 🙂

Kaynak :Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerinden faydalandım.

Camii’yi anlattığım vlogun linkini buraya bırakıyorum https://www.youtube.com/watch?v=DmPbaizA5MY&t=307s

Önemli Sinan eserlerini tanıttığım, Süleymaniye-Şehzadabaşı Gezi Rehberi’ni de mutlaka bir göz atın https://newloggers.com/2019/05/29/istanbul-kesif-rotalari-3-suleymaniye-vefa-kapalicarsi-gezi-rehberi/