İstanbul 3 imparatorluğa başkentlik yapmış eşsiz bir kent. Bu özelliği ile dünyada tek. Şehrin her köşesinde Roma, Bizans ve Osmanlı‘ya ait muhteşem eserler görmek mümkün. İstanbul’u İstanbul yapan, birçok kültürü bünyesinde bir harmoni ile barındırması olsa gerek. Şehirde o kadar çok kıymetli eser var ki gezmeye bir ömür yetmez hakikaten. Bu yazımda sizler için İstanbul’daki Roma ve Bizans eserlerini kaleme aldım. Çok fazla eser olduğu için muhtemelen 2 veya 3 bölüm olacak. Keyifli okumalar 🙂
İstanbul’daki Roma ve Bizans Eserleri
1-Ayasofya

Ayasofya tüm ihtişamıyla İstanbul’un hatta dünyanın en güzel yapılarından biri. İsmi kutsal bilgelik anlamına geliyor. İlk Ayasofya’nın inşasına 337 yılında İstanbul’u Roma’nın başkenti ilan eden ve Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden imparator 1.Costantin tarafından başlanmış ve 360 yılında oğlu 2.Costantin döneminde tamamlanmış. Ahşap çatılı olan yapı bir isyan sırasında yanmış. İkinci Ayasofya 415 yılında İmparator Theodosius tarafından yaptırılmış. Lakin 532’deki Nika ayaklanması sırasında isyancılar tarafından yakılıp yıkılmış. Üçüncü Ayasofya ise İmparator Justinanus tarafından 537’de yaptırılmış.
Yapı Bizans’ın en büyük kilisesi olmakla beraber kutsal emanetlerin de muhafaza edildiği çok özel bir dini yapı haline gelmiş.İmparatorların taç giydiği yapı, Ortodoks Patrikliğinin de ilk merkeziymiş Ayasofya’ya maalesef en büyük zararı 1204-1261 yılları arasında şehri istila eden Latinler vermiş. Bir çok kutsal emanet yurt dışına kaçırılmış. Süslemeler sökülmüş ve değerli eşyalar çalınmış. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet‘in şehri almasıyla camiye dönüştürülen yapı, 1935 yılında müzeye çevrilmiş. Ayasofya’nın gizemli tarihini ve içinde saklı sembolleri öğrenmek için Sayın Pelin Çift ve Erhan Altunay’ın şu yayınının mutlaka izleyin derim https://www.youtube.com/watch?v=dWnEHPtix-g&t=1329s
( 10 Temmuz 2020’deki Bakanlar Kurulu kararıyla, yapı tekrar ibadete açılarak camii olarak kullanılmaya başlandı.)
2- Aya İrini

Bizans’ın Ayasofya’dan sonraki en büyük kilisesi olan Aya İrini, MS.4. yüzyılda yapılmış. İsmi Kutsal Barış demek İlk olarak eski bir tapınağın üzerine ahşap olarak inşa edilmiş. MS.532 yılındaki Nika Ayaklanması sırasında büyük zarar görmüş. Daha sonrasında yine ayaklanmada zarar gören Ayasofya ile bİrlikte restorasyon geçirmiş.Bir dönem Topkapı Sarayı’nın silah deposu olarak kullanılmış. Daha sonra Askeri Müze ve Arkeoloji Müzesi olarak da hizmet vermiş 1949 yılında Ayasofya Müzesi Müdürlüğüne bağlandıktan sonra en nihayetinde 2014 yılında Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğüne bağlanmış. Günümüzde zaman zaman çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.
3- Gotlar Sütunu

Gotlar Sütunu. Gülhane Parkı’nda yer alan sütun 1. Kostantin’in 331-332 yılları arasında bugünkü İspanyolların ataları olan Got kabilesine karşı elde edilen zaferin anısına inşa edilmiş. Yüksekliği 18.5 metre. Prokonnesos mermerinden yapılmış. Sütun başı korint üslubunda kartal arması ile süslü.
4- Yerebatan Sarnıcı

İstanbul’da Bizans İmparatorluğu zamanında inşa edilen pek çok sarnıç bulunuyor. Bu sarnıçların en ünlüsü ve en çok bilineni şüphesiz Yerebatan Sarnıcı. Sarnıcı MS.532 yılında sarayın su ihtiyacını karşılamak için İmparator Justinanus tarafından inşa ettirmiş. Eskiden Stoa Bazilikası’nın altında bulunduğundan ismi Bazilika Sarnıcı diye de geçiyor. Fetihten sonra bir süre daha sarnıç olarak kullanılsa da, daha sonra terk edilmiş. 16.Yüzyıla kadar batı dünyasının bilinmediği yapı,1544-1550 yılları arasında Bizans kalıntılarını araştırmak için şehre gelen Hollandalı gezgin P.Gyllius tarafından keşfedilmiş ve daha sonra seyyahların sıkça uğradığı bir durak haline gelmiş.
Yerebatan Sarnıcı 1987 yılında müzeye dönüştürülmüş. Müzedeki en ilginç detay ise Medusa başları. Medusa bilindiği üzere mitolojide geçen, bakışlarıyla insanı taşa çevirebilen, başı yılanlardan oluşan gizemli bir varlık. Bu Medusa başı yapıyı korumak için bir tılsım olarak yerleştirilmiş.Bakanları taşa çevirmesin diye de ters konulmuş. Medusa başının olduğu yerde bir enerji merkezi olduğu söyleniyor. Medusaya yaklaştığınızda titreşimi hissedebilirsiniz. Bu ilginç müze haftanın hergünü açık. Giriş ücreti öğrenci 5 TL, yetişkinler için 10 TL.
5-Milyon Taşı

Milyon Taşı Sultanahmet’te Yerebatan Sarnıcı’nın hemen yanında yer alıyor. MS. 4. yüzyılda buraya yerleştiirlmiş. Coğrafya derslerinde okuduğumuz, günümüzde Greenwich’ten geçtiği varsayılan ve dünyayı doğu ve batı olmak üzere ikiye ayıran sıfır meridyeninin gerçek yeri burasıymış. Sıfır meridyeni 1884’teki Washington Meridyen Kongresi’nde alınan karardan sonra Londra’ya Greenwich’e gitmiş. Milyon Taşı, Roma İmparatorluğuna bağlı şehirlerin başkente olan mesafesinin ölçülmesinde kullanılırmış. Bütün yollar Roma’ya çıkar deyimi de buradan geliyor.
6- Hipodrom

Septimus Severus tarafından Roma’daki Circus Maximus örnek alınarak araba yarışları için yapılmış.İlk dönemlerde burada Gladyatör dövüşlerine ve vahşi hayvanların esirleri katlettiği gösteriler düzenlenirmiş..Daha sonrasında ise maviler,yeşiller, kırmızılar ve beyazlar olarak adlandırılan takımların yarıştığı at arabası yarışlarına ev sahipliği yapmış. 325’te I. Konstantin zamanında tarafından bazı eklemeler yaptırmış. Nal biçiminde inşa edilen Hipodrom. 400 m’ye 120 m’lik bir alanı kaplıyormuş. Yapıda 40 oturma basamağı varmış. Kapasitesi ise 100.000 kişiymiş. Günümüzde Sultanahmet Meydanı’nda yer alan üç dikilitaş, eskiden yarış alanını iki eşit parçaya bölen yükseltilmiş bölüm (Spina) üzerinde yer alıyormuş.Hipodrom bugün yerin yaklaşık 5 metre altında yer alıyor.
7- Küçük Ayasofya Camii

İstanbul’un çok bilinmeyen ama estetik açıdan en güzel camiilerinden biri olan Küçük Ayasofya Camii ,İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndan Marmara Denizine doğru inen yolda, Cankurtaran ve Kadırga semtlerinin kesişiminde yer alıyor. İlk başta imparator Justianus ve esi Thedora tarafindan Ms.527’de kilise olarak inşa ettirilmiş. Nika Ayaklanmasında zarar görünce 536′ da tekrar yapılmış.
İsmi Aziz Sergios ve Bakhos kilisesi. Hikayesi ise şöyle. Imparator 1.Anastasios kendine karşı bir isyana karıştıkları gerekçesiyle amcası Justianus ve oğlunu idam ettirecekmiş. Lakin rüyasında Hristiyanlığa geçtikleri için idam edilen ama daha sonra azizlik mertebesi verilen Sergios ve Bakhos adlı iki azizi görmüş. Azizler Justianus ve oğlunun masum olduğunu söylemişler. İmparator da bunun üzerine onları affetmiş. Justinanus tahta geçince azizlere adayacağı bu kiliseyi yaptırmış.1504 yılında Kapıcıbaşı Huseyin Ağa tarafından camiiye çevrilmiş.İç kısmı sekizgen sütunlar ve 16 kemerden oluşan yapıda kırmızı ve yeşil mermer sütunlar ve üzerlerindeki oymalar kilise döneminden kalma.
8- Binbirdirek Sarnıcı

Binbirdirek Sarnıcı Sultanahmet Meydanı’nın yakınında, eski adliye binasının karşısında yer alıyor. 4.yüzyılda Büyük Constantin zamanında veya 6.yüzyılda Justinanus zamanında yapılmış olabileceğine dair değişik görüşler mevcut. Sarnıcı yaptıran kişi ise İstanbul’un başkent olmasından sonra şehre yerleşen Romalı senatör Filoksenus. 64-56-40 m ebatlarındaki sarnıçta 212 sütun mevcut. İsminin neden binbirdirek olduğuna dair 2 rivayet var. Birincisi, sütun gövdelerinin üst üste bindirilmiş olmasından dolayı sarnıç bindir ismiyle anılmış. Bu isim zaman içerisinde bindireğe dönüşmüş. 2.si ise sarnıçta çok fazla sütun olmasıymış. Müze olarak kullanılan sarnıç, zaman zaman sanatsal aktivitelere de ev sahipliği yapıyor.
9- Şerefiye Sarnıcı

Piyer Loti Caddesi üzerindeki Şerefiye Sarnıcı, Yerebatan Sarnıcı’ndan yaklaşık 150 yıl önce, MS.428-433 yılları arasında İmparator 2.Thedosius’un emriyle Bozdoğan(Valens) Kemeri’nden gelen suyu depolamak amacıyla için inşa edilmiş. Oldukça güzel ışıklandırılan sarnıç 9 metre yüksekliğine sahip. Sarnıcın 43 sütunu mevcut. Yakın zamanda restorasyon geçiren sarnıç,belli dönemlerde çeşitli sergilere ev sahipliği yapıyor.Giriş ücreti 50 TL.
10- Çemberlitaş

Çemberlitaş 330 yılında Bizans imparatoru Kostantin onuruna Roma’daki Apollon tapınağından sökülüp günümüzde Divanyolu(Yeniçeri Caddesi) Caddesi’ndeki yerine dikilmiş. Üstünde bir zamanlar Konstantin’in güneş tanrısı Apollon’a benzeyen altından bir heykeli ve sonrasında ise bir haç bulunuyormuş.Osmanlı döneminde büyük bir yangın geçirmiş, Sultan 2. Mustafa’nın emriyle demir çemberler ile sarılarak sağlamlaştırılmıştır. Bu yüzden Çemberlitaş olarak anılıyor. Bazı rivayetlere göre, Hristiyanlığa ait bazı kutsal emanetler bu taşın altından geçen tüneller ile ulaşılan özel bir bölümde saklanıyormuş. Çembelitaş ve şehirle ilgili efsaneleri öğrenmek isterseniz, İstanbul Efsaneleri yazımı okuyabilirsiniz.
11- Kız Kulesi

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan Kız Kulesi, İstanbul dediğimizde aklımıza ilk gelen yapılardan. İstanbullu Rum araştırmacı Evripidis ‘e göre Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kızkulesi’nin üzerinde bulunduğu kayalık oluşmuş. Kızkulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz ediliyor. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettimiş. Sarayburnu’nun bulunduğu yerden, kulenin yer alığı kayalar arasına bir zincir çekilerek gemilerin denetimi sağlanırmış. M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares, kulenin bulunduğu yere eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar inşa ettirmiş.
1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmış. Bunlardan birini Sarayburnu sahiline, diğerini ise Kızkulesi’nin yer aldığı adacığa inşa ettirmiş, Böylece hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmayı amaçlamış. İki kule arasına da güvenlik için zincir çektirmiş. Kulenin bulunduğu alan, İstanbul’un fethi esnasında Venedikliler tarafından üst olarak kullanılmış. Fatih şehri alınca buraya top koyarak boğazın güvenliğin sağlamayı amaçlamış. Sultan 2. Selim’İn tahta çıkışından itibaren uzun bir süre boyunca tahta çıkan padişahları kutlamak için burada top atışı yapılmış. 1830’lu yıllarda şehirde yayılan kolera salgını sırasında karantina hastanesi olarak ta kulanılmış. Cumhuriyet Döneminde kule Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olarak radar ve denizcilik istasyonuna bağlı olarak ara istasyon görevini üstlenmiş. Günümüzde ise kulede bir restorant bulunuyor ve düğün,toplantı ve lansman gibi organizasyonlara ev sahipliği yapıyor. Kule ile ilgili bir çok efsane de anlatılıyor. Bu efsaneleri öğrenmek için İstanbul Efsaneleri: Kadim Şehrin Gizemi yazımı okuyabilirsiniz.
Çalışmalarıma destek olmak ister misiniz ? Türkiye’de Paypal sistemi yasak olduğu için içeriklerimde bağış ve diğer ödeme seçeneklerini aktive edemiyorum. Bu sebepten yeni içerikler adına kaynak bulmam zorlaşıyor.Eğer siz de içeriklerimi beğenip, daha iyisini üretmek adına bana küçük bir katkıda bulunmak isterseniz aşağıda paylaşacağım bilgilerden destek olabilirsiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim.
İş Bankası İban No: TR80 0006 4000 0011 5001 2868 50 ( İş bankası Tekirdağ merkez şubesi)
Çağlar Didman
https://www.buymeacoffee.com/new_loggers



Elinize sağlık güzel bir paylaşım
Teşekkür ederiz Cengiz bey 🙂