
Londra dünyaca ünlü sanat galerileri,müzeler,parklar ve anıtlarla dolu muhteşem bir şehir. Dünya’nın en çok turist çeken şehirleri sıralamasında üst sıralarda yer alıyor.Turizm veya havayolu firmalarının tanıtım görsellerine bakarsanız, Londra ile ilgili muhakkak bir kaç fotoğraf görürsünüz:) Londra Birleşik Krallık‘ın başkenti olmasının yanısıra Kraliçe Elizabeth, Kraliçe Victoria, VIII.Henry, Shakespeare,Anne Boleyn ve Lady Diana gibi İngiltere tarihine damga vurmuş pek çok ünlü kişinin de yaşadığı yer. Kendine has kahvaltısı, çay kültürü, kırmızı telefon kulubeleri ile ünlü olan bu büyüleyici kenti daha yakından tanımanız için Londra’da gezilecek yerleri ayrıntılı olarak anlattığım Londra Gezi Rehberi‘ni hazırladım. Keyifli okumalar 🙂
Londra’da Ulaşım
Londra daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi İstanbul’dan sonra en çok sevdiğim ikinci şehir. Londra’yı bu kadar sevmemin başlıca sebebi ziyaret ettiğim ilk yabancı şehir olması. Londra’ya Kasım 2013’te dil öğrenimi görmek üzere gittim ve yaklaşık 6 ay kaldım. THY ile yaptığım yolculuk oldukça konforluydu ve yaklaşık 3 saat 45 dakika sürdü. Şehirde Heathrow,Gatwick,Luton,Stansed,Southsend ve London City olmak üzere 6 adet havalimanı bulnuyor.Benim size tavsiyem merkeze tek hatla ulaşıma imkan veren Heathrow olacak. Diğerleri daha küçük ama çok ters istikamatte yer alıyorlar ve ulaşmak için çok fazla aktarma yapmak gerekiyor.
Heathrow havalimanına indiğim zaman, tabiri caizse küçük çaplı bir çok geçirdim. İnanılmaz büyük bir havalimanı. Yaklaşık 1.5 saat pasaport kontrolü için bekledim. Pasaport memuru da Cem Yılmaz’ın Fundamental’de anlattığı gibi Pakistan asıılıydı ve dediklerini çok zor anlayabildim:) Pasaport ve bavul işlerini hallettikten sonra metroya ulaşmak ta oldukça uzun sürdü:) Londra metrosu haritada göründüğü kadar karmaşık değil. Gitmeden önce gerekli notları aldığım için kalacağım adresi bulmakta fazla zorlanmamıştım.
Metro sabah 05.30 dan gece yarısına kadar hizmet veriyor.Havalimanından ayrılmadan oyster card alırsanız günlük ulaşımda oldukça pratiklik kazanırsınız. Günlük, haftalık ve aylık versiyonları bulunuyor.Normalde metro bilet fiyatları 1. ve 6. bölge arası 4,80 ve 6.00 pound. Ama benim size tavsiyem 21 pounda 2 haftalık oyster card alıp tatiliniz boyunca ikide bir bilet almaya ulaşmadan ve daha karlı bir şekilde ulaşım ihtiyacınızı karşılamanız;). Kaldığım residans Stockwell bölgesindeydi. Stockwell Londra’nın güneyinde yer alan ve çok kalabalık olmayan bir semt. Genellikle siyahi ve Pakistan-Hindistan asıllı vatandaşların ikamet ettiği bir yer. Metro ile gezilecek yerlere ulaşımı oldukça kolay. Evettt gidiş maceramdan kısaca bahsettikten sonra bu büyüleyici kenti keşfetmeye başlayalım:)
Londra’da Gezilecek Yerler
Londra gezilecek yer bakımından oldukça zengin bir şehir. Gezip görülecek ve keşfedilecek o kadar çok şey var ki, insan hangi birine yetişeceğine şaşırıyor doğrusu. Ben 6 ay ikamet ettiğim için, planlama ve vakit açısından çok sıkıntım olmadı. Londra’da yapılacak aktiviteler listem bir hayli uzundu ama zamanım bol olduğu için hepsini yapma fırsatı buldum.) Ama buraya kısıtlı bir zaman dilimi için gelen siz seyahat severler için en önemli yerlerin bir listesini yaptım. Listedeki yerlerin çokluğu gözünüzü korkutmasın. Çoğu birbirine yakın ve bir gün içinde 5-6 hedef noktayı kolaylıkla gezebillirsiniz.
Big Ben Kulesi ve Westminister Sarayı
İlk durağımız şehrin en önemli simgesi olan ve londra’da gezilmesi gereken yerlerin başında gelenBig Ben saat kulesi ve Westminister Sarayı(İngiltere Parlamentosu). Westminister Sarayı’nın temelleri 1016’da atılmış ve o tarihten itibaren İngiltere hükümdarlarının ikametgahı olmuştur. 1512’de büyük bir yangınla yerlebilr olmuş ve yeniden inşası sırasında o dönemde Avrupa’da yaygın olan gotik mimariden esinlenerek restore edilmiş. Ne varki 1840’ta tekrar bir yangın felaketi geçirmiş ve mimar Charles Barry tarafından yeniden inşası tam 30 yıl sürmüş. O günden bu yana da İngiltere Parlamentosu olarak kullanılmış.
Yapının en ünlü ve bilinen kısmı resmi adı Elizabeth Kulesi olan ama Big Ben Kulesi olarak bilinen saat kulesi. Kule 1834 yılında yapılmış ve Sir Benjamin Hall tarafından verilmiş. Kulenin yüksekliği 96 metre. Aslında kulenin üzerindeki saatin ismi Big Ben’dir. Ama halk tarafından tüm kule Big Ben olarak anılmaktadır. Parlamento binası turlar ile gezilebiliyor.Ücreti turdan tura değişmekle beraber 15-20 Pound civarı. Kuleye Metro’nun Westminister durağında inerek ulaşabilirsiniz.
Westminister Abbey

Sonraki durağımız Big Ben’in hemen yanında bulunan Westminister Abbey. Resmi adı Aziz Peter Kilisesi. Gotik tarzda inşa edilmiş. Birleşik Krallık’ın en önemli dini yapılarından birisidir ve İngilizler için geleneksel taç giyme ve defin yeridir.Yapıda İngiltere kralllarının mezarlarının yanısıra , ünlü bilim adamı İsaac Newton‘un da mezarı bulunmaktadır. Giriş ücreti 21 Pound.
Horse Cavalry Museum
Westministerı gezdikten sonra Trafalgar Meydanı‘na doğru ilerlerken sol tarafta atlı muhafızların müzesi yer alıyor. Atlı Muhafızları tüylü şapkaları ile Westminister civarında nöbet tutarken görebilirsiniz. Müzede muhafızların eşyaları sergileniyor. Giriş 6 Pound.
Küçük bir uyarım olacak. Muhafızlarla fotoğraf çektirirken dikkatli olun. Belirli nöbet değişim saatlari var. Bu saatlerde kılıçlarını çekerek yüksek sesle birbirlerine selam veriyorlar. Fotoğraf geçktircem derken korkudan küçük dilinizi yutmayın:) Müzede ayrıca Şövalyelerin ziyaretçiler için ayrılan kullanılmayan eşyaları ile fotoğraf çektirip, ilginç pozlar verebilirsiniz 🙂
Trafalgar Meydanı
Muhafızlar müzesinin ardından Londra’nın en güzel ve hareketli yerlerinden biri olan Trafalgar Meydanı’nındayız. Heykeller anıtlar ve müzeler çevrili bu güzel meydan şehrin yeni yıl kutlamalarına ve miting-protestolara da ev sahipliği yapıyor. Trafalgar Meydanı adını İspanya’nın Trafalgar burnunda meydana gelen deniz savaşından alıyor. Meydanın tam ortasında üstünde savaşta yaşamını yitiren Amiral Nelson’un heykelinin olduğu 50 metrelik Nelson sütunu yer alıyor. Trafalgar meydanı eskiden İngiliz hükümdarlarının atlarının ahılı ve eğitim merkeziymiş. Şimdi ise galeriler,müzeler,anıtlar ve çeşmelerle süslü çok hoş ve estetik bir meydan.
National Gallery
Meydanda ayrıca sanat tutkunlarının sıklıkla ziyaret ettiği ve Londra’da görülmesi gereken müzelerden biri olan National Gallery‘de yer alıyor. Müze 2300’den fazla eser sergileniyor. Eserler 13-19. yüzyıllar arası Avrupa resim sanatının eşşiz örneklerinden. Müzede Leonardo Da Vinci, Boticelli ve Bellini olmak üzere pek çok ünlü ressamın eseri bulunuyor. Londra seyahatinizde mutlaka ziyaret etmenizi önerdiğim ve benim de kaldığım süre zarfında 2 kez ziyaret ettiğim enfes bir müze.
Girişi ücretsiz. İsteyenler müzenin gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için bağışta bulunuyor. Size tavsiyem. Galeriyi gezdikten sonra Meydanın sol tarafında yer alan Londra’da sık sık rastlayacağınız Fransız kahve zinciri pret&manger ta oturup, elmalı kek ve mocha eşliğinde meydanın tadını çıkarmanız 😉 pret&manger’ın ürünleri organik. Organik gıdalardan yapılmş kurabiye ve kekleri çok lezzetli. Fiyatları da Sturbucks ve Nero’ya göre daha ucuz.
Leicester Square
Trafalgar meydanında keyif yaptıktan sonra, Hollywood ve İngiliz sinemasına ait pek çok filmin galalarının düzenlendiği, tiyatro,sinemaları ve kumarhaneleriyle ünlü Leicester Meydanı. Meydan araç trafiğine kapalı. Sadece yayalar giriş yapabiliyor. Günün her saatinde hareketli olan meydanın tam ortasında küçük bir park bulunuyor. Meydanda kültürel yapıların yanı sıra pek çok restorant ve kafe bulunuyor. Londra’ya gelmişken burada bulunan tiyatrolardan birine mutlaka gidin.Ayrıca İngiliz yemek kültürünün önemli öğelerinden fish&cipsi de buradaki restorantlarda denemenizi tavsiye ederim.
Piccadilly Circus
Bir sonraki adresimiz Londra’nın en güzel yerlerinden biri olan Piccadilly Circus. Yaklaşık 100 yıldır ışıklandırılan meydan bu yönü ile New York’un ünlü Times Meydanı ile ilişkilendiriliyor. 1892 yılında meydanın ortasına dikilen Eros Heykeli, yerli yabancı bir çok insanın buluma noktası. Leicester Square ve Regent Street gibi şehrin önemli meydan ve caddeleri bu meydanın hemen yakınında. Hediyelik eşya için de burada bulunan souvenir shopları tercih edin. Ayrıca meydanda bulunan Sturbucksta satılan blueberry muffini mutlaka tadın. Şahsen ben aynı ürünü İstanbul’daki hiçbir Sturbucks ve Nero’da bulamadım:)
Covent Garden
Şimdi ise benim çok sevdiğim ve dil kursumun burada olmasından dolayı Londra’da en çok vakit geçirdiğim yer olan Covent Garden‘dayız. Burada günün her saatinde gösteri yapan akrobatları,palyaçoları ve sokak sanatçıları yer alıyor. Çok eğlenceli gösteriler yapıyorlar. Mutlaka izleyin. Çok keyif alacağınızdan eminim. Covent Garden özellikle noel zamanı çok güzel süsleniyor ve Covent Garden Market denilen kapalı pazarda orjinal el yapımı ürünler satılıyor. Ziyaretinizi bu zamana denk getirirseniz çok keyifli anılara sahip olarak buradan ayrılacaksınız. Dilerseniz meydandaki publardan birinde bira keyfi yapabilirsiniz;) Covent Garden’da size tavsiyem ana cadde üzerinde yer alan Benugo Cafe‘ye uğrayıp kayısılı tartın mutlaka tadına bakmanız. Müthiş bir lezzet.Es geçmeyin bence:)
British Museum
Covent Garden’ın eğlencesinden sonra Dünya’nın en eski müzesine yani British Museum‘a doğru uzanıyoruz. 1753 yılında kurulan British Museum, dünyanın en eski müzesi. Dünyanın her köşesinden toplanan yaklaşık 6 milyon parçaya ev sahipliği yapıyor. Parthenon Heykelleri, Mısır Mumyaları, Lindow Adamı, Sutton Hoo Hazinesi ve Rosetta Taşı müzenin en dikkat çeken bölümleri arasında.Ben göremedim ama müzenin belki de en ilginç parça ise Hz. Musa ve kavmini kovalarken Kızıldenizde boğulan firavunun secdeye kapanmış ve neredeyse hiç bozulmamış cesedi. Benim gittiğim Kasım 2013’te Firavun sergilenmiyordu. Ama tekrar sergiye alınmış olabilir. Eğer dinler tarihine meraklıysanız müthiş bir deneyim yaşamış olacaksanız.
Müzenin 54 numaralı odasında ise Anadolu eserleri sergileniyor. Günümüzdeki müze binası 1850 yılında inşa edilmiş. Great Court adındaki ünlü avlu ise 2000 yılında inşa edilmiş. Müze çok büyük ve gezmek için birkaç günü ayırmak gerekebilir. Fakat ilginizi çeken kısımları gezerek ziyaretinizi kısaltabilirsiniz. Müzenin girişinde alternatif gezi planlarında oluşan kataloglarda yer alıyor. Müze ücretsiz ama dilerseniz bağış kutusuna 5 Pound’tan az olmamak kaydıyla bağış yaapbilirsiniz. Müzeye Covent Garden’dan 10-15 dakikalık bir yürüyüşle veya metronun Holborn istasyonunda inerek çok kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.

Müzeyi gezdikten sonra hemen yakınlardaki Thedobalds Road üzerindeki Bea’s of Bloombery e uğrayarak nefis cupcake ve enfes İngiliz çayı eşliğinde 5 çayı keyfi yapabilirsiniz 😉
Tower of London
Tarihi yapılara meraklıysanız ve Tudors gibi İngiliz tarihini anlatan dizileri seviyorsanız Şehirde en çok seveceğiniz yere yani Tower of London‘a gidiyoruz. Thames nehri kıyısında Tower of Hamlet semtinde yer alıyor. Yapı 1000 yıllık bir geçmişe sahip ve ilk yapıldığı tarihten günümüze kadar hükümdarlığın ikamet yeri, gözlemevi, hapishane ve işkence yeri olarak pek çok işlev görmüş. Unesco dünya mirası listesinde yer alan Londra Kulesi, İngiliz tarihinin önemli figürlerinden olan aslan yürekli Richard ve Kraliçe Elizabeth‘e de ev sahipliği yapmış. Tudor Hanedanına kadar aktif kraliyet yerleşkesi olarak kullanılsa da daha sonra özellikle işkence yeri ve hapishane olarak kullanılmış.

İngiliz tarihini anlatan kitaplar ve filmlerde sıklıkla yer verilen bulunan Kral VIII. Henry’nin kendisini öz kardeşi de dahil olmak üzere pek çok kimse ile aldattığı iddiası ile idam ettirdiği karısı Anne Boleyn de burada yargılanıp idam edilmiş. Rivayete göre kesik başını taşıyan hayaletinin hala burada dolaştığı söylenir.
Londra Kulesi adını yapı içinde bulunan günümüzde silahların ve işkence aletlerinin sergilendiği Beyaz Kuleden alsa da oldukça büyük bir yapı. 19. yüzyıldan itibaren müze olarak kullanılmaya başlanmış. İngiliz kraliyet tacı ve mücevherleri de burada sergileniyor. Londra kulesinin bilet fiyatları yetişkinler için 22,aileler için 55 ve çocuklar için 17 Pound. Londra Kulesine metronun tower hill durağında inerek ulaşabilirsiniz.
Tower Bridge
Londra Kulesi’ni gezdikten sonra hemen yanında yer alan Tower Bridge’a gidiyoruz. Adını Londra Kulesi’ne yakınlığından dolayı buradan alan köprü Kraliçe Viktoria döneminde 1894’te yapılmış. Hem yaya hem de araç trafiğine açık olan köprü Londra’ya gelen turistlerin en çok fotoğraf çektikleri yerlerden biri. Köprüyü süsleyen 65 metre yüksekliğinde 2 kule bulunuyor. Köprü Thames nehri trafiğini engellememek için hidrolik sistemle açılır kapanır şekilde tasarlanmış. Köprüde tarihini ve yapılış aşamalarını anlatan bir sergi de bulunuyor. Biletleri 6-9 pound arasında değişiyor. Bu güzel yapıda fotoğraf çekilmeden şehirden ayrılmayın 🙂
Buckingham Sarayı

Vee Dünyanın en çok tahtta kalan hükümdarlarından biri olan Kraliçe Elizabeth ve kraliyet ailesinin resmi ikametgahı olan Buckhingam Sarayı’ndayız. Saray ilk olarak 1730 yılında Buckhingam dükü için yapılmış. Kraliçe Viktoria’nın 1837’de tahta çıkması ile birlikte kraliyet ailesine geçmiş. Yaklaşık 775 odası bulunan sarayın 19 odası ziyarete açık. Saray kraliçenin resmi ikametgahı ve çalışma ofisi olduğundan sadece yaz aylarında ziyaret edilebiliyor. Resmi törenler ve devlet ziyaretleri yine bu sarayda gerçekleştiriliyor.

Sarayı İrlanda,İskoç ve Gallilerden oluşan özel muhafızlar koruyor. Yaz aylarında hergün, diğer aylarda iki günde bir olmak üzere saat 11.30 da muhafızların nöbet değişimlerini izleyebilirsiniz. Sarayın giriç ücretleri yetişkinler için 35, 5 yaşının altındaki çocuklara ücretsiz, 60 yaşından büyük ve öğrenciler için ise 32.50 pound. Saraya greenpark veya viktoria metro istasyonu ile kolayca ulaşabilirsiniz.
Gelelim Londra’nın meşhur yerlerinden olan parklarına:) Londra bir metropol olmasına karşın %47’si yeşil alanlardan oluşuyor. Hydepark, Greenpark, St James’s Park başta olmak üzere pek çok güzel park mevcut.
Green Park ve Saint James’s Park
Greenpark ve St James’s park Buckhingam Sarayı’nın hemen karşında birbirlerine paralel olarak yer alıyorlar. Greenpark nispeten daha sakin. Parka giderseniz genellikle paten yapan, bisiklete binen çocuk ve gen.lerin yanısıra, gazetelerini ve kitaplarını okuyan yetişkinleri görecekseniz.
St James’s Park ta çok kalabalık değil. Ortasında küçük bir göl bulunuyor. Gölde yüzen çok tatlı ördekler var:) Parkta ayrıca çeşitli kuş türleri ve sincaplarda parkı küçük çaplı ve şirin bir hayvanat bahçesi havasına sokuyor.
Parkın içerisinde Winstor Churchill‘in 2. Dünya Savaşı’nı idare ettiği ve olası bir saldırıya askeri birimlerini ustalıkla gizlediği savaş odaları yer alıyor. Müzede 2.Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin Nazilere karşı giriştikleri mücadelede kullanılan haberleşme cihazları , savaş eşyaları ve önemli kararların balmumu heykelişeklinde canlandırmaları nın yanısıra, Churchill ‘in özel eşyalarının sergilendiği ve hayatını anlatan geniş bir bölüm yer alıyor. Giriş ücreti 21 pound. Askeri tarihe ve dünya tarihine damgasını vurmuş ünlü şahsiyetlerin hayatlarına meraklıysanız ziyaret edebilirsiniz.
Hyde Park
Hyde Park ise devasa büyüklükte. Kraliyet parklarının en büyüğü olarak dikkat çekiyor. Park 1536 yılında kraliyet parkına dönüştürülmüş ve 17.yüzyılda halkın ziyaretine açılmış. Eskiden burada at yarışları ve düellolar düzenlenirmiş Şimdilerde ise ünlü sanatçıların konser etkinlikleri düzenleniyor.Kışın winter wonderland denilen devasa bir lunapark kuruluyor. Eğer Londra’nın hareketli yaşantısında kısa bir molaverip, ağaçların altına uzanarak veya çimlere yayılıp kafa dinlemek isterseniz burayı kesinlikle tavsiye ederim. Parkta 1700 lü yıllardan beri var olan yapay bir göl de bulunuyor. Özellikle hafif bir yağmurlu bir güne denk gelirseniz şemsiyelerinizi açıp, eşinizle veya kız arkadaşınızla romantik dakikalar geçirebilirsiniz;) Parka aynı isimli Hyde Park metro durağı ile kolayca ulaşabilirsiniz.
Victoria & Albert Museum
Şimdiki adresimiz şehrin en güzel müzelerinden biri olan Victoria&Albert müzesi. 1852 yılında Kraliçe Viktoria ve eşi Prens Albert için yapılmış. Müze dünyanın en büyük dekoratif sanat ve tasarım müzesi ünvanına sahip. Müzede 4.5milyon parça eser bulunuyor. Müzede Uzakdoğu,Mısır, Ortadoğu, Avrupa ve Türk kültürüne ait pek çok eser sergileniyor. Mesela iznikten getirilen çini ve izmit’in meşhur hereke halılarını görebilirsiniz. Bunların yanısıra resim,heykel,mücevher,ev eşyası kostüm vs. olmak üzere çok geniş yelpazede bir koleksiyona sahip.

Gentile Bellini‘nin ünlü Fatih Sultan Mehmet portreside yine bu müzede sergileniyor. Müze tatil günleri hariç hergün 10-18.00 saatleri arası açık. Girişi ücretsiz olan müzeye metronun Kensington durağında inerek kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz.
Natural History Museum
Londra’ya geldiğinizde mutlaka ama mutlaka ziyaret etmeniz gereken yegane müzelerden birisi de Natural History Museum. Botanik, entomoloji, mineraloji ve zooloji gibi alanlara ait objeler sergileniyor. Müzenin etkileyici koleksiyonlarında 70 milyonu aşkın örnek bulunuyor. Müzede Dünyadaki yaşam ve dünyanın kendisi çok canlı örneklerle anlatılıyor.
Dinozor fosilleri, mineraller, balina iskeletleri( öyle bir balina isketleri var ki kadraja sığmadı ve 3 ayrı fotoğraf çekmek zorunda kalmıştım).Aynı zamanda nesli tükenmiş ve veya halen devam etmekte olan pek çok hayvan türü ile ilgili entresan bilgiler bulabilirsiniz.
Bu hayvanların doldurulmuş sergileri de mevcut. Müzede mart-eylül arasında açık olan kelebek sergisi de mevcut. Müzede ayrıca milyonlarca numunenin saklanarak bilimsel araştırmaların yapıldığı Darwin Center’da bulunuyor. Müzeye giriş ücretsiz. Metronun Kensington durağında inerek ulaşabilirsiniz. Zaten Victoria&Albert müzesi ile aynı yol üzerinde yer alıyor.
Greenwich
Şimdiki adresimiz ise coğrafya derslerinden hatırlayacağımız ve sıfır meridyeninin yani dünyanın tam orta noktası olan ve doğu-batıyı birbirinden ayıran meridyenin geçtiği kabul edilen Greenwich‘teki gözlemevi.İngiltere Kraliyet Rasathanesi adıyla 1675 yılında, İngiltere Kralı II. Charles tarafından kurdurulmuş. Londra’nın Greenwich kasabasında Thames Nehri kenarında yer alıyor.
Greenwich’te çalışan ilk astronom John Feamsteed. Esas vazifesi yıldızların ve diğer gök cisimlerinin yerlerini tespit etmek ve bu suretle denizcilerin yerlerini daha kesin bulabilmelerine yardımcı olmakmış. Çoğu kimsenin bilmediği entresan bir bilgi aktarayım Aalında gerçek sıfır meridyeni bugün Sultanahmet’teki Yerebatan Sarnıcı‘nnı hemen yanında bulunan milyon taşından geçiyordu. Lakin 1884 yılında Washington’da düzenlenen meridyen kongresinden beri başlangıç sıfır meridyeninin bu gözlemevinin üzerinden geçtiği kabul ediliyor. Greenwichteki gezilebilecekcek diğer önemli yerler ise Ulusal Denizcilik Müzesi, Kraliçe Evi Müzesi ve Greenwich Market denilen şirin pazaryeri. Sıfır Meridyeni‘ni gezdikten sonra bu şirin pazaryerinde dünya mutfağına ait pek çok çeşit yemek ile uygun fiyata karnınızı doyurabilirsiniz. Eğer bulabilirseniz ahududu reçeli ve beyaz çikolatadan yapılan pastayı mutlaka tadın 😉
Shakespeare’s Globe
Olmak ya da olmamak işte tüm mesele bu:) ünlü İngiliz oyun yazarı ve şair Shakespeare‘in Hamlet eserinde geçen ve hemen hemen herkesin bildiği meşhur replik. Şimdiki adresimiz ise Shakespeare’in Hamlet dahil pek çok ünlü eserinini sergilendiği meşhur Globe Theatre’dayız.Shakespeare’s Globe ya da bilinen adı ile Shakespeare’in Tiyatrosu, Tate Modern’in hemen yanında yer alıyor. Orijinal tiyatro 1644 tarihinde aşırı dinciler tarafından imha edilmiş. 350 yıl sonra aslına uygun olarak inşa edilen bu tiyatro ziyaretçilerini 17. Yüzyıla götürüyor. Tiyatrodaki koltukların bir kısmı açık havada yer alıyor. Oyunlar sezona Shakespeare’in doğum günü olan 23 Nisan tarihi ile başlıyor. Oyunlar dışında düzenlenen turlara katılarak da tiyatroyu gezebilirsiniz.
Sherlock Holmes Museum
Zeki ve sosyopat dedektif Sherlock Holmes‘u çoğumuz seviyoruz. Hem sinema filmi hem de dizi versiyonu oldukça sürükleyici ve güzel:) Ünlü dedektifin Baker Street‘teki evi de küçük bir müze haline getirilmiş. Giriş 8 pound. Sir Arthur Conan Doyle‘un romanı Türkçe’ye polisiye romana oldukça meraklı olan Sultan 2.Abdülhamit zamanında çevirilmiş ve sultan yazarı bizzat davet edip, mecidiye nişanı hediye etmiş:) Bu da küçük bir anektot olsun:)
Doktor Watson ve Sherlock Holmes’un maceraalrını seviyorsanız, seyahatinizde buraya da mutlaka yer verin 😉
Stadyumlar
İngiltere bildiğiniz üzere futbolun doğduğu ülke. Londra Premier League ve Şampiyonlar Ligi’nde keyifle izlediğimiz Arsenal, Chelsea, Tottenham, Fulham ve Westham United gibi birçok ünlü futbol kulübüne de ev sahipliği yapıyor. Eğer siz de benim gibi futbola meraklıysanız bu takımların stadlarını ziyaret edip müzelerini gezebilirsiniz.
Ben Chelsea’nın stadı Stamford Bridge, Arsenalin stadı Emirates ve Westham United’ın Alpary stadlarını gezme şansına sahip oldum. Hatta ünlü yeşil sokak holiganları filminde de anlatılan Londra’nı hatta İngiliz futbolunun en ateşli derbilerinden olan Westham-Tottenham derbisini izledim. Stamford Bridge stadının çıkışında ise Brezilyalı bir futbol muhabirine röportaj vermiştim. O zaman Arda Turan Atletico Madrid‘te oynuyordu ve ertesi gün Atletico’nun Chelsea ile şampiyonlar ligi maçı vardı. Londra’da dil okulu deneyimimin bana neler kattığını burada tecrübe etme şansına sahip oldum. Gayet akıcı bir İngilizce ile röportaj verdim. Yıllar sonra tesadüfen bu röportajın Brezilya basınında yayınlandığını öğrendim:) hey gidi günler hey:)
Londra’nın Ayrılmaz Bir Parçası ‘Çay’
Yazımı bitirmeden son bir mekan tavsiyesi vermek istiyorum. Londra’ya gelip tam anlamıyla İngiliz Kültürü’nün ayrılmaz bir parçası olan 5 çayı keyfini yerinde yaşamak için Camilla’s Tea House adlı mekanı mutlaka ziyaret edin. Dünyanın dört bir yanından gelen 150 den fazla çay çeşidinin bulunduğu enfes bir mekan. Katalogtan beğendiğiniz bir çayı raflarda bizzat kokusunu içinize çekerek test edip siparişinizi veriyorsunuz. Küçük seramik bir pot(çaydanlık) ile servis yapılıyor ve istede göre küçük bir şişede ılık süt getiriliyor. Bir pottan 3 fincan çay şıkıyor. Benim size tavsiyem portakallı bergamot ve gül çayı. Yanlarında yulaflı kurabiye ile çok iyi gidiyorlar;)
Evett bir yazımızın daha sonuna geldikk. Yurtdışında gittiğim ilk şehir olması ve 6 ay yaşamam itibariyle Londra’nın bende yeri ayrıdır. Size dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Eşşiz müzeleri, estetik harikası anıtları, ferah geniş parkları ve enfes çayları ile meşhur olan bu kenti muhakkak gezin. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere keyifli okumalar efenim:)
Avruoanın bir diğer büyüleyici kenti Paris’i anlattığım blog da ilginizi çekebilir.
PARİS GEZİ REHBERİ: PARİS GEZİLECEK YERLER VE TAVSİYELER



“LONDRA GEZİ REHBERİ: LONDRA HAKKINDA HERŞEY” için 2 yorum