
Romantizmin,sanatın ve modanın başkenti olan Paris, görülmesi gereken yerler açısından zengin.Birbirinden güzel sanat eserleri,müzeler,şık kafeler bulunuyor. Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alan pek çok ünlü yapı burada yer alıyor. Avrupa kültürünü yakından tanımak için kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir şehir Paris. Siz seyahat severler için Paris Gezi Rehberi başlığı altında Paris’te gezilecek yerler, Paris’te ne yenir ve Paris’te ulaşım konularını detaylı bir şekilde derledim. Sanatın ve aşkın başkentini daha yakından tanımak için sizi şöyle alalım efenim:)
Paris’te Ulaşım
Paris Gezi Rehberi‘ne ulaşım bilgileriyle başlayalım.Paris’te iki adet havalimanı var. Charles De Gaulle ve ve Orly havalimanlarını. İkisinin de şehir merkezine uzaklıkları hemen hemen aynı(20 km.)Charles De Gaul havalimanı kuzeyde Orly ise güneyde yer alıyor. Benim siz tavsiyem Orly Havalimanı olacak. Charles De Gaulle çok büyük ve biryerden bir yere ulaşmak oldukça karmaşık. İkisinde de metro var ama Orly’den binerseniz çok fazla aktarma yapmadan şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Hava Limanı’ndan ayrılmadan önce mutlaka Paris Pass kartı ve günlük metro kartını almayı unutmayın. İlk gün metro istasyonlarından bilet almakla uğraşmamak için havalimanında bu kartları temin etmenizi tavsiye ederim.
Metro kartları günlük 10.85 Euro. 5 günlük ise 34.70 Euro. Burada küçük bir uyarı yapmakta fayda var. Biletiniz günlük derken tam 24 saat değil o gün saat 00.00 da bitiyor. Yani öğlen 13’te aldığınız bilet ertesi gün 13’te değil, aynı gün saat 00.00 da bitiyor.Paris Seyahatinizi buna göre planlayın;) Paris Pass kartı ise seyahatiniz esnasında size oldukça pratiklik sunan ve ayrı ayrı müze bileti alıp kuyrukta beklemek zahmetinden kurtaran bir hizmet. 2 gün ( 48 Euro), 4 gün ( 62 Euro) ve 6 günlük( 74 Euro) seçenekleri mevcut. Paris’teki müzelerin fiyatı 12-15 Euro olduğu düşünüldüğünde oldukça karlı bir seçenek olarak göze çarpıyor. Paris Pass kartı ile müzelerde bilet sırasına girmeden kolayca geçebiliyorsunuz. Paris’teki hemen hemen bütün müzelerde geçerli(Eiffel kulesi dahil değil). Bunun yanı sıra pek çok konser ve sergi için indirimli bilet temin edebliyorsunuz.
Paris metrosu biraz karışık.Gitmeden önce biraz çalışırsanız oldukça faydalı olur. Bir yere giderken mutlaka hattın ilk ve son duraklarına dikkat edin.Ayrıca trenin üzerinde yazan durağa da dikkat edin. Aksi takdirde gideceğiniz yerin tam tersi istikamete gidebilirsiniz:) Paris ile ilgili diğer bir uyarım, halk ingilizce konuşmayı çok fazla tercih etmiyor. Onun için yol tarifi ve yönleri anlayacak kadar kelime öğrenmenizde fayda var. Adres soracaksanız turizm ofislerine ve üniversite öğrencilerine sorun;) Bu uyarıları yaptıktan sonra şehri keşfetmeye başlayalım.
Paris’te Gezilecek Yerler
Montmarte
İlk durağımız Paris’te gezilecek yerler içerisinde önemli bir yere sahip sanatçılar tepesi olarak ta bilinen Montmarte ve Kutsal Kalp Bazilikası. Montmarte’a ulaşmak için metronun abbesses durağında inmeniz gerekiyor. Sonra ister finiküler ile isterseniz de yürüyerek tepeye ulaşabilirsiniz. Montmarte’ta pek çok şık kafe ve restaurant ve bulunuyor. Bu mekanların önünde tuvallerinin yanın başında sanatını icra eden ressamlar var. Ressamlar belirli bir ücret karşılığında portrenizi çiziyor.
Bölge uzun yıllardır sanatçıların toplandıkları bir merkez. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse İstanbul’un Cihangir semtini örnek gösterebiliriz. Ressamlara portrenizi çizdirdikten sonra şık kafelerin birinde,Fransızların meşhur krepini yerken çevreyi izleyebilirsiniz. Krep’in fiyatı 6-7 Euro. Yanında bir kahve içmek isterseniz toplam 11 Euro luk bir hesap geliyor. İnternet çok iyi çekmiyor. Ama acil internete girmeniz gerekirse Starbucksa gidip wifispotter den girebilirsiniz. Ayrıca hediyelik eşya alışverişi için yine Montemarte tepesi ve ona çıkan yollardaki mağazaları tercih etmenizi öneririm. Şehir merkezindeki dükkanlara göre ciddi bir fiyat indirimi var. Üstelik ürünlerin hepsi aynı kalite.
Sacre Du Coeur ( Kutsal Kalp Bazilikası)
Montemarte Paris’in Eyfel kulesi’nden sonra en yüksek ikinci bölgesi. Tepede mimariyle beyaz bir şatoyu andıran Sacre Du Coeur yani Kutsal Kalp Bazilikası yer alıyor. Bazilikaya giriş ücretsiz. Ama kubbeye çıkmak için 5 Euro ödemeniz gerekiyor. Kubbeden eşşiz bir Paris manzarası izleyebilirsiniz. Bazilika Hz. İsa’nın kutsal kalbini yüceltmek ve Prusya savaşında ölen 58.000 askeri anmak için yapılmış. 1870 yılında inşası başlamış ve 1914’te bitmiş. Bazilikada 1885 yılından itibaren 24 saat aralıksız İncil okunuyor. Yapının içerisinde foto çekmek yasak. Onun için içerden fotoğraf koyamıyorum. Bazilikada görülmesi gereken en önemli noktalar; İsa mozaiği, bronz kapılar, kubbe, atlı heykeller ve isa heykeli.
Louvre Müzesi
Bir sonraki adresimiz Paris’in hatta dünyanın en ünlü müzesi olan Louvre. Louvre esasında 1190 yılında Paris’i Viking saldırılarından korumak için Kral Philippe Auguste tarafından kale biçiminde yaptırılmış. I. Fransuva tarafından rönesans tarzı bir yapıya dönüştürülmüş ve saray olarak kullanılmış. Yapının kale zamanından kalan kalıntılar bugün müzenin alt katında sergileniyor. Louvre Müzesi 1793 yılında Napolyon’un emriyle müzeye çevrilmiş. Bünyesinde yaklaşık 35.000 eser yer alıyor. Dünyanın hem sergilenen eser hem de fiziki alan bakımından en büyük müzelerinden biri. Yanlış hatırlamıyorsam Rusya’daki Hermitaj‘dan sonra 2.sırada.

Müzenin En Meşhur Eseri Mona Lisa
Müzede Antik Roma,Yunan ve Mısır dönemine ait eserlerin yanısıra Fransız, İtalyan ve diğer Avrupalı ressamlara ait çok değerli tablolar da sergileniyor. Bunların en ünlüleri büyük usta Leonardo Da Vinci‘nin Mona Lisa ve Kayalıkların Meryem’i tabloları. Özellikle Mona Lisa’nın sergilendiği salon müzenin en kalabalık yeri. Müzenin diğer alanlarını rahatça gezerken 70/55cm ebatlarındaki meihur tabloyu görmek için büyük bir kalabalığı yarmanız gerekiyor:) Tablo 1900 lerin başında çalınmış ve tam 2 yıl kayıplara karışmış. Bütün İtalya’yı dolaştıktan sonra Ufizzi galerisinde satılmaya çalışılırken yakalanmış ve müzeye geri dönmüş.
Büyük usta Da Vinci eserini 1503-1504 yılları arasında yapmaya başlamış ve tam 4 yılda tamamlamış. Fransızca’da La Jaconde adı ile bilinen tablo rivayete göre tablodaki kadın. Floransalı ipek tüccarı Francesco Del Giocondo‘nun karısı Lisa Del Giocondo. Kimi sanat çevrelerine göre ise resimdeki kadın Hz. Meryem, Milano düşesi İsabella of Aragon hatta ustanın annesi. Tablo 1956’da saldırıya uğradığı için bugün kurşun geçirmez cam bir bölmenin arkasında sergileniyor. Tabloya olan ilginin bir diğer sebebi de Dan Brown‘un aynı adlı eserinden uyarlanan Da Vinci Şifresi filmi 🙂
Milo Venüsü
Mona Lisa’yı ziyaret ettiktan sonra ayrılmadan önce mutlaka görmenizi tavsiye ettiğim iki diğer eser var. Bunlardan birincisi Milo Venüsü. Heykel en meşhur antik yunan heykellerinden biri. Tahmini yapılış tarihi mö 100-130 yılları arası. Güzellik tanrıçası Afrodit’i ( antik Roma’da Venüs) simgeliyor. Daha gerçekçi görünmesi için yüzeyi boyanmış ve takılarla süslenmiş. Ama malesef günümüzde heykelde bunları göremiyoruz.
Milo Venus’ü Yorgos Kentrotas adlı bir köylü, 1820 senesinde Ege denizindeki Milos adasındaki harabelerde keşfetmiş. Fransız deniz subayı Jules Dumont d’Urville bu keşiften haberdar olunca eserin satın alınması için Fransız Büyükelçisi Charles-Francois de Riffardeau ile temasa geçmiş.Fakat haber büyükelçiye geç ulaşınca köylü heykeli Sultan II. Mahmud’un Orta Doğu’daki donanmasının tercüman-rehberi Nicholas Mourousi’ye satmaya karar vermiş. Ancak Fransız Büyükelçisi’nin temsilcisi Vicomte de Marcellus tam vaktinde yetişmiş ve heykel Konstantiniye’ye doğru yol almak üzere gemiye yüklenirken satış iptal edilmiş. Birkaç ay sonra ise Mourousi Sultan II. Mahmud’un emri ile donanmanın önünde idam edilmiş, bir süre sonra da Fransız Büyükelçisi bu heykeli kral 18. Louis’ye hediye etmiş.
Ölüler Kitabı
Görmenizi tavsiye ettiğim diğer eser ise Antik Mısır’ın meşhur Ölüler Kitabı. Ölüler kitabı özellikle Brendon Fraser ve Rachel Weisz’ in başrollerini oynadığı The Mummy filmiyle tekrar ilgiyi üzerinde topladı. Her ne kadar filmde ölüleri dirilttiği gösterilse de, aslında ölümden sonraki yaşam için gerekli olabilecek bazı yönlendirmeleri içeriyor. MÖ 2500 yılında yazılmış. Özellikle Eski Mısır’a meraklıysanız Ölüler Kitabı‘nı görmeden müzeden ayrılmayın. Müze Seine Nehri kıyısında yer alıyor.
Aşıklar Köprüsü

Aşıklar Köprüsü olarak ta bilinen ve kenarlarına aşıklar tarafından dilek dilenip aşklarının sonsuza kadar sürmesi için asılan kilitlerle bilinen(şu anda kilitler yok) meşhur Pont Des Art Köprüsü de hemen burada. Müzeye metro ile ulaşmak için Palais Royal veya Musee du Louvre duraklarında inebilirsiniz. Müzenin bileti 12 Euro ama daha önce bahsettiğim Paris Pass kartı ile ücretsiz geçebilrsiniz. Müzeye muhakkak erken saatlerde gidin. Çünkü giriş çok kalabalık oluyor;)
Louvre Müzesinden ayrılmadan karnınız acıkırsa ki acıkacak 🙂 müzenin kafesinde uygun fiyatlar ile karnınızı doyurabilirsiniz.Hamburgerden Sezar salatasına kadar bir çok çeşit var ve fiyatlar uygun
Notre Dame Katedrali
Evett müzeyi gezip,karnımızı da doyurduktan sonra Pont Des Art‘ı geçip Saint Germain Bulvarını nehir boyunca takip edip Saint Michael Meydanı’na ve Notre Dame Katedrali’ne ulaşıyoruz. Saint Michael Meydanı sanat malzemeleri ve eski kitap-harita-dergi satan satıcıların nehir boyunca yer aldığı şirin bir semt. Notre Dame Katedrali de bu şirin meydanın tam ortasında yer alıyor. Katedralin girişinde uzun bir kuyruk göreceksiniz. Lakin endişelenmeyin çok çabuk bitiyor:) Girişi ücretsiz.
Katedralin yapımı 1163 yılında başlamış ve tam 170 yıl sürmüş. 35 metre yüksekliğinde olan yapı Gotik mimarinin ilk örneklerinden olarak kabul ediliyor. Katedral aynı zamanda ünlü Fransız yazar Victor Hugo‘nun başyapıtlarından Notre Dame’ın Kamburu eserine de konu olmuş. Kitab’ın kahramanı Quasimado kurgu bir karakter. Lakin Hugo’nun eseri yazdığı dönemde katedralde çalışan İngiliz heykeltraş Henry Sibson günlüklerinde Trajean adında katedralde çalışan kambur bir kişiden bahsediyor. Belki de ünlü yazar eserini yazarken bu kişiden ilham almış olabilir. Katedral’in meşhur kulelerine çıkıp Paris manzarasını izlemeden buradan ayrılmayın. Kapıda kuyruk çabuk ilerliyor ama kulelere çıkmak için 1-1.5 saat beklemeniz gerekiyor. Çünkü kulelere çıkan merdivenler ve teras dar olduğu için her seferinde 15-20 kişi içeri alınıyor. Manzarayı izlemek ve ilginç heykelleri inceleek adına bu bekleyişe değer 😉 Kulelere giriş ücreti 8 Euro. Buraya metro ile ulaşmak için Saint Michael Notre Dame durağında inebilirsiniz.
Concorde Meydanı
Şimdiki adresimiz meşhur Champs-Elysee caddesi. Cadde yaklaşık 2 kilometre uzunduğunda ve bir ucunda Zafer Takı bir ucunda ise Fransız Devrimi‘nin simgelerinden Concorde Meydanı yer alıyor. Caddeyi geçmeden önce ünlü Concorde Meydanı‘ndan biraz bahsedelim. Meydan Kral 16. Luis‘in zevkine göre dekore edilip egemenliğinin simgesi olarak tasarlanmış. Fakat ne yazık ki Kral ,Fransız Devrimi esnasında eşi meşhur ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler diyen Marie Antonette‘inde aralarında bulduğu 1192 kişi ile birlikte meydanda kurulan giyotinlerle idam edilmiş. Meydanda idamdan sonra kanlar oluk oluk akmış. Devrim kansız olmaz sözü sanırım buradan geliyor olsa gerek. Meydanın ortasında Kavalalı Mehmet Paşa‘nın 1831’de Luksor tapınağından söküp Fransa‘ya hediye ettiği bir dikilitaş bulunuyor.
Champs-Elysee
Concorde Meydanı‘ndan da bahsettikten sonra Zafer Takına uzanan ünlü caddeyi gezmeye başlıyoruz:) Caddenin her iki yanı ünlü mağazalar, şık kafe ve restorantlar bulunuyor. Parisliler en güzel kıyafetlerini giyerek bu cadde boyunca yürüyor ve daha sonra şık kafelerde oturarak sohbet edip yemeklerini yiyorlar. Aslında bu caddeyi Paris halkının günlük hayatının önemli parçası sayabiliriz. Caddedeki mekanlar biraz pahalı. Ama gezerken birşeyler atıştırıp yorgunluk atacağınız ve fiyatları caddedeki diğer mekanlara göre nispeten daha ucuz olan Le Deauville‘i tavsiye ederim. Mekanda önerim ünlü Fransız tatlısı creme brule yani karamalize edilmiş krema ve earl grey çayı olcak, İkisi toplam 15 Euro tutuyor. Çay keyfi yaparken ünlü caddede gelip geçenleri izlemek için ideal bir mekan.
Zafer Takı ( Arch de Triomphe)

Meydanın sonunda meşhur Arch de Triomphe yani zafer takı yer alıyor.Tak,Paris’te mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.Takın yapımına Napolyon’un Austerlitz zaferinin anısına 1806’da başlanmış, Fakat Napolyon‘un iktidardan indirilip gücünü kaybetmesi üzerine inşası durmuş. Daha sonra yapılan çalışmalarla birlikte 30 yılın sonunda tamamlanmış. Takın yüksekliği 50 metre. Dilerseniz tepesine çakıp güzel bir Paris Manzarası izleyebilirsiniz.Champs-Elysee caddesine metro ile ulaşmak için Charles De Gaulle Etoille veya Roosvelt duraklarında inebilirsiniz.
Eyfel Kulesi
Sonraki adresimiz Paris’in simgesi dünyanın belki de en çok bilinen ve ziyaret edilen turistik yapısı Eyfel Kulesi. Kule 1887-1889 yılları arasında Mimar Gustave Eiffel tarafından Fransız Devrimi’nin 100. kuruluş yılı anısına yapılmış ve Paris Fuarı‘nın giriş kapısı olarak kullanılmış. Kule 324 metre yüksekliğinde ve 3 kattan oluşuyor. Giriş ücreti 13 Euro. En üst kata çıkmak için 17 Euro ödüyorsunuz. Kulenin tepesinden tüm Paris‘i kuş bakışı olarak izleyebilirsiniz. Kulenin hemen altında 3 Euro’ya lezzetli bir sıcak çikolata içebilirsiniz. 😉 Kuleye metro ile ulaşmak için La Tour Eiffel durağında inebilirsiniz.
Burada küçük bir tavsiyem olacak. Eyfel kulesini ziyaret ettikten sonra hemen altındaki rıhtımdan 15 Euro karşılğında yaklaşık 1 saat süren Seine nehri gezisine kesinlikle katılın. Özellikle akşam saatlerini tercih ederseniz, Paris’in ünlü yapılarının ışıklandırılmış halini görerek eşşiz bir Paris hatırasına sahip olabilirsiniz;)
Les İnvalides
Şimdiki durağımız ise benim gibi askeri tarih severlerin Paris’te gezilecek yerlerin en önemlilerinden biri olan İnvalides. Yani askeri müze.Les invalides binası kral Louis tarafından 1671 yılında yaptırılmış. Paris les invalides binası savaş esnasında hastalık geçirenlere ve gazilere sığınak olarak inşa edilmiş. Uzun süre bu amaç için kullanılan yapıya daha sonra bir kilise ve avluda eklenmiş.
Askeri müzede orta çağdan ikinci dünya savaşına kadar geçen kullanılmış askeri üniformalar, araç gereçler ve silahlar sergileniyor. Müzede ayrıca maşhur Fransız lideri Napolyon Bonaparte‘ın mezarı da yer alıyor. Müzenin giriş ücreti 12 Euro. Ama Paris Pass kartı burada da geçerli. Napolyon‘un mezarına ayrıca bir ücret ödenmiyor. Müzeye metro ile ulaşmak için İnvalides durağında inebilirsiniz. Müzeden çıktıktan sonra Paris’in en güzel köprüsü olan 3.Alexander Köprüsü’nü mutlaka görmenizi öneririm.
Lüksemburg Bahçeleri ve Pantheon
Paris’teki son durağımız ise Lüxemburg Bahçeleri ve hemen yakınında bulunan Pantheon. Lüksemburg Parkı Paris’in en önemli yeşil alanlarından biri. Heykel ve çiçekleriyle oldukça güzel bir şekilde dekore edilmiş. Parkta Fransız Senatosuna ev sahipliği yapan Lüksemburg Sarayı, kukla tiyatrosu, cafeler, teni kortu ve tam ortasında hoş bir havuz yer alıyor. Burada spor yapan, ders çalışan ve sohbet eden pek çok kişiyi görmeniz mümkün. Paris‘in koşturmacasından biraz uzak kalarak kafa dinlemek için oldukça ideal bir yer. Parka metrounu odeon veya lüxemburg duraklarıyla erişebilirsiniz.

Parktan çıktıktan sonra Roma’daki benzerinden esinlenerek yapılan Pantheon‘a varıyoruz. Yapı 15.Louis tarafından Azize Genevivie anısına kilise olarak inşa edilmiş. inşası 1744 te başlamış ve 1790’da tamamlanmış. Günümüzde ünlülerin mezarlarını bünyesinde barındıran bir anıt mezar olarak kullanılıyor. Burada mezarı olan ünlüler arasında Victor Hugo, Voltaire ve Alexander Dumas bulunuyor.
Paris’te Ne Yenir ?
Paris benim gezdiğim şehirler içerisinde Roma ve Londra’dan sonra en çok beğendiğim şehir. Yazım boyunca çok fazla yemek tavsiyesi yapmadım dikkat ettiyseniz. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse Fransız yemek kültürü bize pek uymuyor. Ben gezim esnasında kaldığım Marcadet Poissoner semtinde bulunan metro durağının hemen yanındaki Türk restorantında öğle ve akşam yemeklerimi yedim. Et döneri çok iyi ve 5 Euro’ya ciddi şekilde doyuyorsunuz;) bunlar haricinde gezilerim esnasında müzelerin içindeki kafelerden tavuklu sandviç ve meyve suyu alarak öğünlerimi geçiştirdim. Tavuklu sandviç uzun bir baget ekmeğinin içine yapılıyor. İçinde peynir,tavuk domates, mayonez ve bazılarında yumurta bulunuyor. Fiyatı 6-6.5 Euro. Hem lezzetli hem doyurucu. Benim gibi bütçesi kısıtlı olan gezginlere tavsiye ederim 🙂 Sandviçin yanı sıra marketlerden uygun fiyata aldığım lezzetli bisküvi ve mufffinleri de tavsiye ederim 😉

Kahvaltı
Bunlardan farklı olarak kahvaltı için şeftali,elma veya limondan yapılan Tarte Flanc‘ı tavsiye ederim. Fiyatı 4.5-5 Euro. Siz de benim gibi kruvasan sevmiyorsanız, lezzetli ve büyük bir dilim halinde servis edilen bu güzel tartı tercih edebilirsiniz Bir kahve eşliğinde afiyetle midenize indirİP güzel bir kahvaltı edebilirsiniz. Öğle veya akşam yemekleri için ise içinde tereyağı, kaşar ve kızarmış ekmek ile birlikte servis edilen soğan çorbasını tavsiye ederim. Diğer Fransız yemeklerine göre bizim damak tadımıza daha uygun ve doyurucu. Fiyatı ortalama 7-8 Euro.
Evett Aşkın, sanatın ve modanın başkenti olan büyüleyici Paris‘i dilim döndüğünce size anlatmaya çalıştım. Paris Gezi Rehberinden şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere. İyi bayramlar ve keyifli geziler efenim 🙂
Pariste yaşayan ve şehirdeki ilginç detayları paylaşan Ahmet Bey’in sitesi de ilginizi çekebilir. https://www.pariste.net/
Londra Gezi Rehberime de bir göz atın derim.
LONDRA GEZİ REHBERİ: LONDRA HAKKINDA HERŞEY



“PARİS GEZİ REHBERİ: PARİS GEZİLECEK YERLER VE TAVSİYELER” için 4 yorum