Merhaba. Geçen hafta Beyoğlu’nda gezmeniz gereken yerleri derleyip bölümler halinde yazacağımı söylemiştim. Bu hafta arayı soğutmadan ikinci bölümle karşınızdayım 🙂 Haydi Beyoğlu’nda görmeniz gereken yapıları adım adım keşfetmeye devam edelim 🙂
1- İnci Pastanesi

İnci Pastanesi,Beyoğlu deyince akla ilk gelen adreslerden biri. Lukas Zigoridis tarafından 1944 yılında açılan pastane,o günden günümüze İstanbulluların damak zevkine farklı bir soluk katmaya devam ediyor.
Arnavut kökenli olan Zigoridis İstanbul’a henüz 15 yaşında gelmiş. Birçok farklı mekanda çalışarak tecrübe kazandıktan sonra, bir gün kendi işletmesini kurmaya karar vermiş. Cercle d’Orient binasındaki 124 numaralı küçük dükkanı hayallerini gerçekleştireceği mekan olmuş. O günlerde oldukça hareketli olan Beyoğlu’nda fark yaratıp tutunabilmek için değişik bir lezzet ortaya koymak istemiş. İçini kremayla doldurduğu hamur toplarının üzerine çikolata dökerek müşterilerin beğenisine sunmuş. Bu leziz tatlı zamanla İstanbullularının vazgeçilmezi olmuş. Pera’da müthiş bir üne kavuşan mekan, daha sonra Uludağ Tatlısı, Paskalya Çöreği,Palmiye kurabiyesi ve Ayva Peltesi gibi lezzetleriyle de damakları şenlendirmiş. Beyoğlu’nda simge bir mekan ve unutulmaz lezzetler yaratan Bay Zigoridis 2005 yılında vefat etmiş. Pastaneyi günümüzde mekanın kıdemli çalışanı Musa Ateş ve Zigoridis’in torunu Paola Loor tarafından işletiyor. Emek Sinemasının yenilenmesiyle kurulduğu binadan taşınmak zorunda kalan işletme, bugün Mis Sokak’ta hizmet veriyor.
2- Lebon Pastanesi

“Chez Lebon, tout est bon/Lebon’da her şey güzeldir” uzun yıllar boyunca bu sloganla anılan Lebon, Türkiye’nin ilk pastanesi. 1886 yılında Edouard Lebon tarafından kurulmuş. Fransız Büyükçelçiliğinde çalışan Edouard Lebon, buradan ayrılarak Osmanlı sarayının pasta şefi Vallaury’nin yanında çalışmaya başlamış. Zamanla ustasının kızına aşık olarak evlenmiş. Ardından, Şark Pasajı’nda Cafe-Restaurant de Saint Petersbourg adıyla bir mekan açmış. Bir zaman sonra pasajın yanındaki 362 numaralı dükkana taşınarak kendi adını verdiği Lebon Pastanesi’ni açmış.
Beyoğlu’nda ikon bir mekan haline gelen Lebon, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü,Celal Bayar,Namık Kemal, Haldun Taner gibi pek çok ünlü ismi ağırlamış. Özellikle pastalarıyla meşhur olan pastane, duvarlarındaki art nouveau tarzındaki fayans panolar ile de göz kamaştırırmış. Bay Lebon 1937’de hayatını kaybedince, mekanı yardımcısı Kostas Litoupulos devralmış ve 1970’lere kadar çalıştırmış. Bu dönemde pastane yolun karşısına geçince yerinde Markiz açılmış.6-7 Eylül olaylarının hüznüne de tanık olan Markiz, 1970’lerde içindeki bina ile beraber bir oto tamircisine satılmış. Daha sonra Hldun Taner ve dönemin diğer aydınlarıyla beraber tekrar canlandırılmış. Lebon Pastanesi ise geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin getirdiği kira artışlarından dolayı 2022 sonunda kapandı. Markanın satın alındığı ve bu sene tekrar açılacağı söyleniyor. Umarım Beyoğlu’nun bu simge mekanı tekrardan ayağa kaldırılır.
3- Saint Antuan Katolik Kilisesi

Kilise 1906-1912 yılları arasında Giulio Mongeri tarafından Neo Gotik ( Ortaçağ Gotik Mimarisini idealleştiren mimari tarz. ) tarzda inşa edilmiş. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olma özelliğini taşıyor.
Kendilerini Hz.İsa’ya adayıp yoksulluk yemini eden Fransisken Tarikatı mensupları, 6.yüzyılda İstanbul’a gelerek bugün Kalenderhane Camii’nin yerinde bulunan Theotokos Kyriotissa Kilisesi’ne yerleşmişler. Daha sonra İstanbul’daki Latin İşgali (1204-1261) sırasında Galata’da başka bir kilise inşa etmişler. Oldukça etkileyici bir mimariye sahip bu kilise 350 yıl boyunca Fransiskenlerin yeni evi olmuş ve Latin Ayasofyası olarak anılmış. Birkaç yangın geçirip yeniden inşa edildikten sonra 1696’daki yangından da kurtulmuş ama bu kez 2. Mustafa’nın annesinin ısrarıyla camiiye çevrilmiş. Bu olaydan sonra rahipler 1724.’te Beyoğlu’nda yeni bir kilise inşa edilmiş.
İnşa edilen bu yeni kilise 1904’te tramvay yolu inşaatları sırasında yıkılmış. Rahipler yeni bi yer bulup inşaata başlasalar da Vatikan’ın desteği gelmeyince çalışmalar yarım kalmış. Beklenen yardım 1910’da gelince ve inşaat tekrar başlamış ve 2 yılda tamamlanmış. Kilise 1932’de Papa XI.Pius tarafından kutsanarak bazilika seviyesine yükseltilmiş. Saint Antuan Kilisesi ibadet dışında da sıklıkla ziyaret ediliyor. En kalabalık dönemini ise Noel zamanı yaşıyor. Kilisede zaman zaman çeşitli sergiler de açılıyor. Bahçesinde Türk dostu papa olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı idamdan kurtardığı söylenen XXIII. Johannes’in ( Roncalli) heykeli yer alıyor.
4-Pera Palas

Beyoğlu’nda göreceğiniz en etresan yapılardan biriPera Palas Hotel. 18921-1895 yılları arasında , Orient Express ile seyahat eden yolcuların yüksek standartta konaklaması için , ünlü mimar Alexandre Vallaury ( İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni de inşa etmiş olan) tasarımıyla inşa edilmiş. Dönemine göre oldukça modern olan otel, Osmanlı Sarayı dışında ilk kez sıcak su ve elektriğin kullanıldığı bina olmuş.
Pera Palas birçok önemli isme ev sahipliği yapmış. Bunların başında tabii ki Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk, İlki 1917 yılında olmak üzere cephe dönüşleri sık sık burada konaklamış. Kaldığı 101 numaralı oda 1981 yılında şahsi eşyalarının sergilendiği bir müze odaya dönüştürülmüş. Hintli bir mihracenin kendisine hediye ettiği, üzerinde saat 09.07 işlemeli halı da burada sergileniyor. Müze oda her gün saat 11:00-12:00 ve 15:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık.
Pera Palas’ta kalan bir diğer ünlü isim de Agatha Christie. Ünlü polisiye roman yazarı 1926- 1932 yılları arasında pek çok kez burada kalmış. Hatta Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını kaldığı 411 numaralı odada yazdığı söyleniyor. Yazar 1926’da 11 gün boyunca ortadan kaybolmuş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir iddiaya göre otelin o zamanki sahibi Misbah Muhayyes’in Yeniköy’deki yalısında kalmış . Ölümünden sonra Tamara Rand isimli bir medyum, kaybolduğu zamana ait detayların 411 numaralı odada saklı olduğunu söylemiş. Medyumun tarif ettiği yerde bir anahtar bulunur, ama sırrı çözülemez. Ünlü yazar @baskomsernevzat ( Ahmet Ümit) konuyla ilgili nefis bir roman yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim 👍 411 numaralı oda maalesef müze değil ve ziyaret edilemiyor.
Pera Palas’ta kalan diğer önemli misafirler ise şöyle: Bulgar kralı Ferdinand, Mareşal Tito, Fransa cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing, Romanya kraliçesi Mary, İran Şahları Rıza Pehlevi ve Ali Kaçar, İngiliz kralı VIII. Edward, First Lady Jacquelin Kennedy, Alman büyükelçi Von Papen, İsmet İnönü, Adnan Menderes vs.
5-Botter Apartmanı

İstanbul’daki Art Nouveau tarzındaki ilk yapı olan Botter Apartmanı 1901 yılında ünlü mimar Raimondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş. İsmini Hollanda’dan göç eden terzi Jean Botter’den alıyor. Osmanlı Sarayı’nın terzilerinden olan Botter, zamanla yeteneği ile Sultan 2.Abdülhamid’in dikkatini çekmiş. Sultan da takdirini kazanan bu bay Botter için bir moda evi yapılmasını emretmiş. 1901’de tamamlanan bina İstanbul’un ilk moda evi olmuş. Dış cephesi nefis çiçek bezemeleri ile süslü bina, beyaz gelinlik modasını Avrupa’dan getiren merkez olmuş. Normalde Türk gelinlikleri kırmızı gibi farklı renklerle yapılırmış.
Binanın alt katı moda evi, üst katı ise Botter ailesinin evi olarak kullanılmış. Örnekleri Avrupa’da görülse de İstanbul’da bu şekilde ina edilen ilk yapı olmuş. Binayı özel bir yapan bir diğer detay ise asansörü. Pera Palas’tan sonra asansör bulunan ikinci bina olmuş. 1.Dünya Savaşı’nın getirdiği çalkantılı günlerde moda evine olan ilgi azalmış. Jean Botter işleri bozulunca binayı Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e yerleşmiş. Orada da vefat etmiş. Beyoğlu’nda Botter Evi’ne gittiğinizde çiçek motifleriyle süslü dış cephesinden başka girişteki dal ve gül motiflerine, ayrıca kolonlar üzerindeki Medusa başlarına da dikkat etmelisiniz. Bina geçtiğimiz günlerde İbb Miras tarafından restore edilerek sanat ve tasarım merkezi olarak açıldı. Herkesin ziyaretine açık olan yapıyı mutlaka rotanıza dahil etmenizi tavsiye ederim.
6- Narmanlı Han

1820’de yapılan Narmanlı Han, Beyoğlu’nda günümüze ulaşan en eski binarından birisi. Küçük bir kaleye benzeyen 2 katlı yapı, yapılışından hemen sonra Ruslar tarafından satın alınarak büyükelçilik binası ve hapishane olarak satın alınmış. 1.Dünya Savaşı yıllarında Beyaz Rusların göçüyle hareketli günler geçiren han, ardından Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler tarafından satın alınarak geniş bir tadilattan geçirilmiş. Tadilattan sonra konut ve işyerlerine ev sahipliği yapan han, Narmanlı Yurdu olarak anılmaya başlamış. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger gibi çok sayıda sanatçı burada yaşayıp çalışmış. 2017’de restore edilen tarihi yapı, günümüzde yeni nesil cafe ve restorantlara ev sahipliği yapıyor.
Serinin 1.bölümünü bu linke tıklayıp okuyabilirsiniz.
https://newloggers.com/2023/04/29/beyoglunda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler-1/











