Genel, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-2

Merhaba. Geçen hafta Beyoğlu’nda gezmeniz gereken yerleri derleyip bölümler halinde yazacağımı söylemiştim. Bu hafta arayı soğutmadan ikinci bölümle karşınızdayım 🙂 Haydi Beyoğlu’nda görmeniz gereken yapıları adım adım keşfetmeye devam edelim 🙂

1- İnci Pastanesi

Profiterolü İle Meşhur İnci Pastanesi

İnci Pastanesi,Beyoğlu deyince akla ilk gelen adreslerden biri. Lukas Zigoridis tarafından 1944 yılında açılan pastane,o günden günümüze İstanbulluların damak zevkine farklı bir soluk katmaya devam ediyor.

Arnavut kökenli olan Zigoridis İstanbul’a henüz 15 yaşında gelmiş. Birçok farklı mekanda çalışarak tecrübe kazandıktan sonra, bir gün kendi işletmesini kurmaya karar vermiş. Cercle d’Orient binasındaki 124 numaralı küçük dükkanı hayallerini gerçekleştireceği mekan olmuş. O günlerde oldukça hareketli olan Beyoğlu’nda fark yaratıp tutunabilmek için değişik bir lezzet ortaya koymak istemiş. İçini kremayla doldurduğu hamur toplarının üzerine çikolata dökerek müşterilerin beğenisine sunmuş. Bu leziz tatlı zamanla İstanbullularının vazgeçilmezi olmuş. Pera’da müthiş bir üne kavuşan mekan, daha sonra Uludağ Tatlısı, Paskalya Çöreği,Palmiye kurabiyesi ve Ayva Peltesi gibi lezzetleriyle de damakları şenlendirmiş. Beyoğlu’nda simge bir mekan ve unutulmaz lezzetler yaratan Bay Zigoridis 2005 yılında vefat etmiş. Pastaneyi günümüzde mekanın kıdemli çalışanı Musa Ateş ve Zigoridis’in torunu Paola Loor tarafından işletiyor. Emek Sinemasının yenilenmesiyle kurulduğu binadan taşınmak zorunda kalan işletme, bugün Mis Sokak’ta hizmet veriyor.

2- Lebon Pastanesi

Lebon Türkiye’nin İlk Pastanesi

“Chez Lebon, tout est bon/Lebon’da her şey güzeldir” uzun yıllar boyunca bu sloganla anılan Lebon, Türkiye’nin ilk pastanesi. 1886 yılında Edouard Lebon tarafından kurulmuş. Fransız Büyükçelçiliğinde çalışan Edouard Lebon, buradan ayrılarak Osmanlı sarayının pasta şefi Vallaury’nin yanında çalışmaya başlamış. Zamanla ustasının kızına aşık olarak evlenmiş. Ardından, Şark Pasajı’nda Cafe-Restaurant de Saint Petersbourg adıyla bir mekan açmış. Bir zaman sonra pasajın yanındaki 362 numaralı dükkana taşınarak kendi adını verdiği Lebon Pastanesi’ni açmış.

Beyoğlu’nda ikon bir mekan haline gelen Lebon, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü,Celal Bayar,Namık Kemal, Haldun Taner gibi pek çok ünlü ismi ağırlamış. Özellikle pastalarıyla meşhur olan pastane, duvarlarındaki art nouveau tarzındaki fayans panolar ile de göz kamaştırırmış. Bay Lebon 1937’de hayatını kaybedince, mekanı yardımcısı Kostas Litoupulos devralmış ve 1970’lere kadar çalıştırmış. Bu dönemde pastane yolun karşısına geçince yerinde Markiz açılmış.6-7 Eylül olaylarının hüznüne de tanık olan Markiz, 1970’lerde içindeki bina ile beraber bir oto tamircisine satılmış. Daha sonra Hldun Taner ve dönemin diğer aydınlarıyla beraber tekrar canlandırılmış. Lebon Pastanesi ise geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin getirdiği kira artışlarından dolayı 2022 sonunda kapandı. Markanın satın alındığı ve bu sene tekrar açılacağı söyleniyor. Umarım Beyoğlu’nun bu simge mekanı tekrardan ayağa kaldırılır.

3- Saint Antuan Katolik Kilisesi

Saint Antuan İstanbul’un En Büyük ve Cemaati En Kalabalık Katolik Kilisesi

Kilise 1906-1912 yılları arasında Giulio Mongeri tarafından Neo Gotik ( Ortaçağ Gotik Mimarisini idealleştiren mimari tarz. ) tarzda inşa edilmiş. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olma özelliğini taşıyor.

Kendilerini Hz.İsa’ya adayıp yoksulluk yemini eden Fransisken Tarikatı mensupları, 6.yüzyılda İstanbul’a gelerek bugün Kalenderhane Camii’nin yerinde bulunan Theotokos Kyriotissa Kilisesi’ne yerleşmişler. Daha sonra İstanbul’daki Latin İşgali (1204-1261) sırasında Galata’da başka bir kilise inşa etmişler. Oldukça etkileyici bir mimariye sahip bu kilise 350 yıl boyunca Fransiskenlerin yeni evi olmuş ve Latin Ayasofyası olarak anılmış. Birkaç yangın geçirip yeniden inşa edildikten sonra 1696’daki yangından da kurtulmuş ama bu kez 2. Mustafa’nın annesinin ısrarıyla camiiye çevrilmiş. Bu olaydan sonra rahipler 1724.’te Beyoğlu’nda yeni bir kilise inşa edilmiş.

İnşa edilen bu yeni kilise 1904’te tramvay yolu inşaatları sırasında yıkılmış. Rahipler yeni bi yer bulup inşaata başlasalar da Vatikan’ın desteği gelmeyince çalışmalar yarım kalmış. Beklenen yardım 1910’da gelince ve inşaat tekrar başlamış ve 2 yılda tamamlanmış. Kilise 1932’de Papa XI.Pius tarafından kutsanarak bazilika seviyesine yükseltilmiş. Saint Antuan Kilisesi ibadet dışında da sıklıkla ziyaret ediliyor. En kalabalık dönemini ise Noel zamanı yaşıyor. Kilisede zaman zaman çeşitli sergiler de açılıyor. Bahçesinde Türk dostu papa olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı idamdan kurtardığı söylenen XXIII. Johannes’in ( Roncalli) heykeli yer alıyor.

4-Pera Palas

Birçok Ünlü İsmin Konakladığı İlklerin Oteli Pera Palas

Beyoğlu’nda göreceğiniz en etresan yapılardan biriPera Palas Hotel. 18921-1895 yılları arasında , Orient Express ile seyahat eden yolcuların yüksek standartta konaklaması için , ünlü mimar Alexandre Vallaury ( İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni de inşa etmiş olan) tasarımıyla inşa edilmiş. Dönemine göre oldukça modern olan otel, Osmanlı Sarayı dışında ilk kez sıcak su ve elektriğin kullanıldığı bina olmuş.

Pera Palas birçok önemli isme ev sahipliği yapmış. Bunların başında tabii ki Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk, İlki 1917 yılında olmak üzere cephe dönüşleri sık sık burada konaklamış. Kaldığı 101 numaralı oda 1981 yılında şahsi eşyalarının sergilendiği bir müze odaya dönüştürülmüş. Hintli bir mihracenin kendisine hediye ettiği, üzerinde saat 09.07 işlemeli halı da burada sergileniyor. Müze oda her gün saat 11:00-12:00 ve 15:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık.

Pera Palas’ta kalan bir diğer ünlü isim de Agatha Christie. Ünlü polisiye roman yazarı 1926- 1932 yılları arasında pek çok kez burada kalmış. Hatta Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını kaldığı 411 numaralı odada yazdığı söyleniyor. Yazar 1926’da 11 gün boyunca ortadan kaybolmuş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir iddiaya göre otelin o zamanki sahibi Misbah Muhayyes’in Yeniköy’deki yalısında kalmış . Ölümünden sonra Tamara Rand isimli bir medyum, kaybolduğu zamana ait detayların 411 numaralı odada saklı olduğunu söylemiş. Medyumun tarif ettiği yerde bir anahtar bulunur, ama sırrı çözülemez. Ünlü yazar @baskomsernevzat ( Ahmet Ümit) konuyla ilgili nefis bir roman yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim 👍 411 numaralı oda maalesef müze değil ve ziyaret edilemiyor.

Pera Palas’ta kalan diğer önemli misafirler ise şöyle: Bulgar kralı Ferdinand, Mareşal Tito, Fransa cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing, Romanya kraliçesi Mary, İran Şahları Rıza Pehlevi ve Ali Kaçar, İngiliz kralı VIII. Edward, First Lady Jacquelin Kennedy, Alman büyükelçi Von Papen, İsmet İnönü, Adnan Menderes vs.

5-Botter Apartmanı

İstanbul’un İlk Moda Evi Botter Apartmanı’nda Açılmış

İstanbul’daki Art Nouveau tarzındaki ilk yapı olan Botter Apartmanı 1901 yılında ünlü mimar Raimondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş. İsmini Hollanda’dan göç eden terzi Jean Botter’den alıyor. Osmanlı Sarayı’nın terzilerinden olan Botter, zamanla yeteneği ile Sultan 2.Abdülhamid’in dikkatini çekmiş. Sultan da takdirini kazanan bu bay Botter için bir moda evi yapılmasını emretmiş. 1901’de tamamlanan bina İstanbul’un ilk moda evi olmuş. Dış cephesi nefis çiçek bezemeleri ile süslü bina, beyaz gelinlik modasını Avrupa’dan getiren merkez olmuş. Normalde Türk gelinlikleri kırmızı gibi farklı renklerle yapılırmış.

Binanın alt katı moda evi, üst katı ise Botter ailesinin evi olarak kullanılmış. Örnekleri Avrupa’da görülse de İstanbul’da bu şekilde ina edilen ilk yapı olmuş. Binayı özel bir yapan bir diğer detay ise asansörü. Pera Palas’tan sonra asansör bulunan ikinci bina olmuş. 1.Dünya Savaşı’nın getirdiği çalkantılı günlerde moda evine olan ilgi azalmış. Jean Botter işleri bozulunca binayı Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e yerleşmiş. Orada da vefat etmiş. Beyoğlu’nda Botter Evi’ne gittiğinizde çiçek motifleriyle süslü dış cephesinden başka girişteki dal ve gül motiflerine, ayrıca kolonlar üzerindeki Medusa başlarına da dikkat etmelisiniz. Bina geçtiğimiz günlerde İbb Miras tarafından restore edilerek sanat ve tasarım merkezi olarak açıldı. Herkesin ziyaretine açık olan yapıyı mutlaka rotanıza dahil etmenizi tavsiye ederim.

6- Narmanlı Han

Beyoğlu’nun Günümüze Ulaşan En Eski Yapılarından Narmanlı Han

1820’de yapılan Narmanlı Han, Beyoğlu’nda günümüze ulaşan en eski binarından birisi. Küçük bir kaleye benzeyen 2 katlı yapı, yapılışından hemen sonra Ruslar tarafından satın alınarak büyükelçilik binası ve hapishane olarak satın alınmış. 1.Dünya Savaşı yıllarında Beyaz Rusların göçüyle hareketli günler geçiren han, ardından Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler tarafından satın alınarak geniş bir tadilattan geçirilmiş. Tadilattan sonra konut ve işyerlerine ev sahipliği yapan han, Narmanlı Yurdu olarak anılmaya başlamış. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger gibi çok sayıda sanatçı burada yaşayıp çalışmış. 2017’de restore edilen tarihi yapı, günümüzde yeni nesil cafe ve restorantlara ev sahipliği yapıyor.

Serinin 1.bölümünü bu linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

https://newloggers.com/2023/04/29/beyoglunda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler-1/

Genel, gezi, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-1

İstiklal Caddesi

Beyoğlu geçmişten günümüze her daim, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlayan canlı bir bölge. İsmini Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Gritti’den alan semt, birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındırıyor.İstanbul’un ruhunu yaşayabileceğiniz bu eşsiz semtte gezip görülecek pek çok eser mevcut. Ben de bu eserleri, Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler isminde bir seri hazırlayarak sizlere tanıtmak istedim. Faydalı olması dileğiyle, keyifli okumalar:)

1- Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nun Simge Yapılarından Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nda mutlaka gezmeniz gereken ilk eser, İstiklal Caddesi’nin Sıra Selviler Caddesi ile kesiştiği noktada, Meşelik Sokak’ta yer alan Aya Triada Kilisesi. Kilise ismini Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan baba,oğul ve kutsal ruh’tan alıyor.

1672 yılında Patrik IV.Dionisos, cemaatinin mezarlık ihtiyacını karşılamak adına burada bir arsa satın almış. Satın aldığı arazinin bir bölümüne hastane, bir bölümüne de mezarlık inşa ettirmiş. Hastane Stavrodami Veba Hastanesi olarak kullanılmış. Zamanla mezarlığın içine Aya Yorgi’ye ( Saint Georghe) ithaf edilen ahşap bir kilise yapılmış. Bu kilise Tanzimat döneminde yıkılarak yerine Zapyon Kız Lisesi inşa edilmiş. İlerleyen zamanda patrik tarafından yaptırılan mezarlığın bir bölümü kaldırılmış. Mimar Vasilaki Yoannis tarafından 1867’de bugünkü kilisenin inşası başlamış. İnşaat 14 Eylül 1880’de tamamlanmış. 18. yüzyıl Avrupa Eklektik Mimarisinin ( farklı çağ ve üsluplardan seçilen unsurların yeni bir tasarım için kullanılması) örneği olan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış. Kilisenin girişindeki 4 katlı simetrik çan kuleleri ve gösterişli kubbesi yapıya ayrı bir ihtişam katıyor.

2- Santa Maria Draperis Kilisesi

Gülün Adı Romanındaki Manastırı Hatırlatan Santa Maria Draperis Kilisesi

Beyoğlu’ndaki entresan yapılardan biri de bu kilise. Fransiskenler İstanbul’un fethinden önce Sirkeci’de Santa Maria adlı bir kilise kurmuşlar. Lakin, rahipler fetih esnasında şehir savunmasında yer aldıkları için kiliseleri ortadan kaldırılmış. Kilise Galata’Da tekrar kurulsa da 1584’te bir yangın geçirmiş. Cenevizli Madam Clara Bertola Draperis’in arsasını bağışlamasıyla onun adını da alarak 1590’da tekrardan açılmış. Kilise 1660’ta tekrardan büyük bir yangın geçirmiş ve hayırseverlerin yardımlarıyla Pera Dörtyol’da bugünkü yerinde tekrar açılmış.

Kilise toplamda 5 yangın geçirmiş. Bizans döneminden kalan Meryem Ana ikonası hala sağlam kalmayı başarmış. Kilise, 1874’te Ludovico Seefelder ve 1904’te Guglielmo Semprini tarafından restore edilmiş. Uzun bir süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun himayesinde kaldıktan sonra 1919 yılında tüm hakları ve müesseseleriyle birlikte İtalya’ya devredilmiş.1904 yılındaki restorasyon sonrası girişe konulan kitabede Sultan 2.Abdülhamid ve Rıdvan Paşa’ya yapım için gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür edilmiş. İstanbul’da ilk tıp mektebini kuran Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard 1844’te vefat ettikten sonra bu kiliseye defnedilmiş. Son olarak, bu kilisenin bana, Gülün Adı Filmindeki Manastırı hatırlattığını eklemeliyim 🙂

3- Ağa Camii

İstiklal Caddesi Üzerindeki Tek Camii Olan Ağa Camii

Hüseyin Ağa Camii, bilinen adıyla Ağa Camii Beyoğlu’nda yer alan tek camii. 1596 yılında Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış. Hüseyin Ağa av meraklısıymış. Bir gün padişah enderun ağalarının yetiştiği Galatasaray binasına gelip Hüseyin Ağayı sormuş. Arkadaşları ava gitti diyemediklerinden, cami yaptıracak da arsa aramaya gitti demişler. Bunu öğrenen Hüseyin Ağa, yana yakıla arsa aramaya başlamış. Çok geçmeden bir tarlayı satın alıp inşaata başlamış. İnşaat devam ederken padişah önünden geçtiği camiiyi beğenmiş ve kubbesi için altın bağışlamış. Padişahın yaptırdığı bu kubbe bir yangın sırasında yok olmuş

Camii, Sultan 2. Mahmut döneminde 2 kez elden geçirilmiş. Oldukça zarif olan Şadırvanı Mimar Sinan eseri Sinan Paşa Camii’den, Türk taş oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen fıskiyesi ise Eyüp’teki Oluklubayır Tekkesi’nden getirilmiş. İstiklal Caddesi üzerindeki tek camii, İstanbul’un işgal edildiği günlere de tanıklık etmiş.Hükümet tarafından taşınmak bahanesiyle satılmak istenmiş. Camii vakfının yöneticisi Kemalettin Bey yoğun uğraşları sonucu bunu engellemeyi başarmış. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, o hazin günlerde camiinin üzerinde İngiliz bayrağını görünce ” Havsalam almıyordu bu hazin hali önce. Ah, ey zavallı camii, seni böyle görünce.”diye başlayan bir şiir kaleme almış.Camii işgalden sonra metruk vaziyette kalmış ve 1937’de restore edilmiş. 1999’da depreminde ve yakınındaki bir inşaattan dolayı zarar gördükten sonra, tekrar restorasyona alınmış ve 2014’te tekrar ibadete açılmış.

Camii’nin hikayesini daha detaylı öğrenmek için, Talha Uğurluel hocanın şu videosuna bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=DmANJKnnSSs

4- Suriye Pasajı

Suriye Pasajı Bazı İlklere Ev Sahipliği Yapmış

Pasaj,Beyoğlu’nda bulunan en eski ve en büyük pasajlardan biri. 1908 yılında mimar Demetre Bassiladis tarafından inşa edilmiş. Birbirinden bağımsız 3 apartman şeklinde yapılmış.Bunlar farklı noktalardan köprüler ile birbirine bağlanarak bugünkü görünümünü almış. Alt katı çarşı üst katı konut olarak kullanılan yapı bazı ilklere de ev sahipliği yapmış. Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra elektrik ve hava gazı ilk kez buraya bağlanmış. Yine sinemalardan sonra çift asansör sistemi ilk kez burada uygulanmış. İsmini yapının hamileri Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşa ve o dönemde İstanbul Ticaret Odası Başkanı olan akrabası Mehmed Abud Paşalardan almış.

Pasajda 1911 yılında Santral Sineması açılmış. Salon daha sonraları Şafak, Cumhuriyet ve Zafer Sineması olarak adlandırılmış. Pasajda büro ve işletmelerin yanısıra ,Fransızca Stamboul ve Ermenice Nor Marmara gibi azınlık gazeteleri de faaliyet göstermiş. Pasajda günümüzde kahvehaneler, dericiler,kürkçüler,dizi-filmlere kostüm üreten dükkanlar vs yer alıyor. Birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındıran bu tarihi yapı, 1995’ten beri Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla 1.derece tarihi eser konumunda.

5- Halep Pasajı

Türk Tiyatro Tarihine Damga Vuran Halep Pasajı

Halep Pasajı 1885 yılında, Halepli M.Hacar Aleppo tarafından yaptırılmış. Süreyya Pasajı ve Beyoğlu Pasajı olarak da adlandırılıyormuş. Pasajın arkasında o dönem bir sirk de yer alıyormuş. Ramon Ramirez tarafından işletilen bu pasajın ünü İstanbul’u kasıp kavuruyormuş. İlizyonist Door Le Blanc, Osmanlı sarayında da gösteri yapan,trapezci Charles Le Folleturada burada çalışan ünlü isimlerden sadece birkaçı.

Beyoğlu’nda bulunan Halep Pasajı, Türk tiyatrosuna damga vurmuş merkezlerden biriymiş.1904’te yandıktan sonra pasaja Varyete Tiyatrosu inşa edilmiş. Burada Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gelen sanatçılar meslekelrini icra ediyormuş. Yine burada 1923 yılında ilk kez 2 kadın sanatçı ( Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir) halka açık bir gösteride sahne almış. amazan ayı geldiğinde ise bu sanatçıların yerini Türk Drama Toplulukları alıyormuş. Yine o dönemlerde pasajda meşhur bir velespit ( bisiklet) dükkanı varmış. O dönemde şehirde çok az kişinin velespit kullandığını düşündüğümüzde, dükkanının önemini kavrayabiliriz.

O dönemde pasajın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde ünlü Onnik Puşadiyan’ın birahanesi, Balati’nin müzik mağazası,Bravakis’in pastanesi, Rosis İç Çamaşırları gibi meşhur dükkanlar yer alıyormuş. Binanın 2.katında yer alan Ertuğrul Bora’nın efsanevi Papirüs Bar’ı yer alıyormuş. Mekan dönemin yazar ve sanat camiasının uğrak yeriymiş. Lakin 1977 yılında bir yangında zarar görmüş ve Ayhan Işık Sokağa taşınmış. 90’ların sonunda da tamamen kapanmış. Pasaj ne yazık ki orjinal yapısını koruyamamış. 1984 yılında yapının varislerini sadece ön cephesini koruyarak tamamen yıkmış. Pasajda günümzde çeşitli restoranlar, Beyoğlu Sineması, Pera Sineması, Maya Sahnesi ve rahmetli Ferhan Şensoy’un 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu yer alıyor.

6-Çiçek Pasajı

Beyoğlu Denince Akla İlk Gelen Yapılardan Çiçek Pasajı

Beyoğlu’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Çiçek Pasajı.Pasaj,Tanzimat döneminin meşhur Naum Tiyatrosu Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid’in tiyatro izlemek için geldiği, Verdi’nin ll travatore isimli ünlü operasının Paris’ten önce sergiledindiği, sergilenen İtalyan operaları sayesinde Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden birisiymiş. 

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında Naum Tiyatrosu da ciddi zarar görmüş. Binayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın almış ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya bir proje çizdirerek, içinde bir çarşı ve apartman bulunan yeni tipte bir bina inşa ettirmiş. 1876’da restorasyon bitmiş ve Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan ve üstüne 18 dükkanlı yeni bir yapı ortaya çıkmış. Pasaja Hristaki Pasajı adı verilmiş. Yorgo’nun Meyhanesi, Keserciyan’ın Terzihanesi, Schumacher’in Fırını ve Vallaury’nin pastanesi pasajın önemli dükkanlarıymış. 1908 yılında yapının mülkiyeti Said Paşa’ya geçince ismi Said Paşa Geçidi olmuş. 

1940’lı yıllarda pasajdaki dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış .Pasajda çiçek mezatları da organize edilirmiş. Zamanla Beyoğlu’ndaki bütün çiçekçiler buraya toplanmış ve ismi Çiçek Pasajı olmuş. 1940’lardan sonra açılan meyhane ve birahanelerden dolayı çiçekçiler taşınmış. İlerleyen yıllarda restore edilmiş ve 1988 yılında tekrar kullanıma açılmış.

7- Hazzopulo Pasajı

Bir Zamanların En Renkli Mekanlarından Olan Hazzopulo Pasajı

Beyoğlu’nda gezerken mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olan pasa, Rum tüccar M. Hacopulo tarafından inşa ettirilmiş ve 1871’de hizmete açılmış. Kurulduğu günden itibaren kuaför,terzi ve şapkacı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü matbaası da burada yer alıyormuş. Vatan şairi Namık Kemal İbret Gazetesi’ni burada çıkarmış. Hatta Ahmet Mithat Efendi ile beraber burada tutuklanmışlar. Bu hadiseden sonra pasaj Jön Türklerin toplanma merkezi olmuş. Meşhur fotoğraf sanatçımız rahmetli Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesi de buradaymış. Maalesef 6-7 Eylül olaylarından sonra pasajın renkli yapısı değişmiş. Ünlü dükkanlar bir bir kapanmış. 12 Eylül darbesi ile de ismi Danışman Geçidi olmuş. Hanın mülkiyet meselesi karışık olduğundan 2009’dan beri kayyum tarafından yönetiliyor. Günümüzde çay ocakları ve kahvehanelere ev sahipliği yapıyor.

8- Mısır Apartmanı

Beyoğlu’nun Sarayvari Yapılarından Olan Mısır Apartmanı

İstanbul’un ilk betonarme yapılarından olan Mısır Apartmanı, mimar Hosep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış.Mısır Prensi Abbas Hilmi Paşa Art Nouveu tarzında inşa ettirdiği binayı kışlık konak olarak kullanmış. Abbas Hilmi Paşa’nın ölümü ardından katlara bölünüp işadamı Hayri İpar’a satılmış. Bina ilk yapıldığında dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşuyormuş. Bugün 360 restoran olarak kullanılan terası ise çamaşırhaneymiş. Bugün binada sanat galerileri yer alıyor.

Binada Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay ve Hüsamettin Cindoruk gibi ünlü isimler yaşamış. Ayrıca İsrail’in meşhur gizli servisi Mossad ta İsrail Dışişlerinde görevli bir memur olan Reuven Shiloah tarafından yine bu binada kurulmuş.

Karaköy-Galata’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı da okuyun derim 😉

https://newloggers.com/2018/02/01/karakoy-galata-gezi-rehberi/