2022’nin sonuna geldik. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Yeni bir yıla girerken, yeni yerler keşfetmek ve yeni deneyimler yaşamak en önemli hedeflerimizden biri oluyor. Ben de bu yılki son yazımda, 2023’te tatil planları yapanlar için Orta Avrupanın masalsı kenti Viyana’da mutlaka gezilmesi gereken yerleri kaleme almak istedim. Hepinize şimdiden sağlıklı, mutlu ve bol seyahatli yıllar dilerim 🙂
Avusturya, tarihte savaşlar ve anlaşmalardan dolayı fazlaca etkileşimde bulunduğumuz bir ülke. Doğal güzellikleri, etkileyici mimarisi, müzeleri ve sanata katkıları sebebiyle Avrupa coğrafyasının kalbi olarak tanımlayabileceğimiz bir ülke. Başkent Viyana dünyanın en yaşanılası şehirleri listesinde hep üst sıralarda yer alıyor. Gelin beraber, sizin için derlediğim Avusturya Hakkında 10 İlginç Bilgi ile bu etkileyici Orta Avrupa ülkesini daha yakından tanıyalım.
Norveç’in başkenti Oslo ülkenin en büyük, İskandinavya’nın ( Norveç , İsveç, Danimarka , Finlandiya ve İzlanda )ise 4. büyük kenti. Bir liman kenti olarak 1049’da Christiania adıyla kurulmuş. 1925’te ise Lo deresinin döküldüğü yer anlamına gelen Oslo adını almış. Tarihi boyunca sık sık yangın felaketi atlattığından tekrar tekrar inşa edilmiş. Şimdilerde doğal güzellikleri, düzgün şehir planı, müzeleri ve sanat aktiviteleri ile turistlerin ilgi odağı konumunda. Bu masalsı İskandinav kentinde mutlaka görmeniz gereken 10 yeri sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂
1- Vigeland Heykel Parkı
Vigeland Heykel Parkı
Vigeland Heykel Parkı, Norveç’in başkenti Oslo’da mutlaka gezmeniz gereken yerlerden biri. Park ünlü sanatçı Gustav Vigeland’ın 1920-1943 yılları arasında yaptığı birbirinden güzel heykeller ile dolu👌 Bol oksijen alıp yürüyüş yaparken, nefis sanat eserlerini de inceleyebileceğiniz Vigeland Heykel Parkı, 24 saat açık ve girişi ücretsiz.
2- Opera Binası
Opera Binası
Mimar Snøhetta tarafından 2008’de inşa edilen Oslo Opera Binası, 38.500 metrekarelik dev bir yapı. 1999’da 350 proje arasından birinci seçilmiş ve 2000 yılında inşası başlamış. Norveç’te kültür-sanat faaliyetleri için inşa edilmiş en büyük bina konumunda. Oslo Fiyordu’nun kıyısında yer alan opera binası, tasarımı ile adeta bir buzul parçasını andırıyor. 3 farklı sahnenin yer aldığı binada muhteşem performanslar sergileniyor. Bina aynı zamanda çeşitli sanat sergilerine de ev sahipliği yapıyor. Eğer saat 12.00’da giderseniz rehberli turla da gezebilirsiniz. Giriş ücreti 120 Norveç Kronu ( 225,84 TL)
3- Viking Gemi Müzesi
Vikingler tarafından cenazeler için kullanılan gemiler
Şimdi önereceğim yer Viking tarihi ve kültürüne meraklı kişiler için biçilmiş kaftan. Vikingskipshuset yani Viking Gemi Müzesi Norveç Halk Müzesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Müzede Vikinglerin cenaze törenleri için kullanılan Oseberg Gemisi ve gemi birlikte gömülen silahlar, mücevherler vs eserler sergileniyor. Hafta içi her gün açık olan müzeyi saat 09.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 100 Norveç Kronu ( 188.20 TL)
4- Kraliyet Sarayı
173 odalı Oslo Kraliyet Sarayı
Oslo’da mutlaka görmeniz gereken bir diğer yer olan saray, Slottparken içerisinde yer alıyor. Yapımına Karl Johan’ın iktidarı döneminde 1825 yılında başlanmış. Lakin kral sarayının tamamlandığını göremeden vefat etmiş Sarayın inşası kralının ölümünden 5 sene sonra (1849) III.Charles döneminde tamamlanmış.
Kraliyet sarayının 173 odası bulunuyor. Yani oldukça büyük. Yalnızca yaz aylarında ziyarete açılıyor.Sarayı gezmek isterseniz, rehberli turlara katılmanız gerekiyor. Rehberli turlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Turda, kralın suiti, kabine salonu gibi önemli yerleri gezebilirsiniz. Ziyaret saatleri hafta içi her gün 10.00-17.00. Giriş ücreti 135 Norveç Kronu ( 254 TL)
5- Akershus Kalesi
Tüm ihtişamı ile Akershus Kalesi
Eğer Ortaçağ yapılarını gezmekten hoşlanıyorsanız, Oslo’da mutlaka görmeniz gereken ilk yer Akershus Kalesi. Kale 1299 yılında, kral 5.Haakon’un emriyle,Sarpsborglu Earl Alv Erlingsson’un saldırılarına karşı inşa edilmiş. Kale savunma işlevinin yanı sıra , kraliyet ikametgahı ve hapishane olarak da hizmet vermiş. Günümüzde Norveç Silahlı Kuvvetler ve Norveç’in direnişi müzelerine ev sahipliği yapıyor. Kalede rehberli turlar eşliğinde müzeleri gezebilir ve 1940-45 arasındaki Nazi işgal dönemi hakkında da bilgi edinebilirsniz. Gezinizden sonra nefis bir Oslo manzarası izlemek bütün yorgunluğunuzu atacaktır 🙂 Kaleyi yaz döneminde her gün 10.00-16.00, kış döneminde ise 12.00-17.00 saatleri arasında gezebilirsiniz. Giriş ücreti yetişkinler için 70 Kron (131.74 TL) öğrenciler için 50 Kron( 94.10) ve çocuklar için 30 Kron ( 56.46 TL).
6- Oslo Katedrali
Kentin ana dini yapısı olan Oslo Katedrali
Şehrin simgelerinden olan katedral, 1697 yılında inşa edilmiş. Bugünkü katedral aslında üçüncü katedral, 12.yüzyılda kral 1.Sigurd tarafından inşa edilen birinci katedral (Hallvards)ve 1639’da inşa edilen ikinci katedral ( Hellig Trefoldighet) yangın felaketi sonucunda yok olmuş. Katedral dini törenlerin yanı sıra halka açık etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Yapıya görkemli haline getiren unsur ise 1.maddede bahsettiğim parka da adını veren, sanatçı Emanuel Vigeland’ın yaptığı vitraylar. Katedrali haftaiçi her gün saat 10.00-16.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.
7- Karl Johans Caddesi
Şehrin kalbi olan Karl Johans Caddesi
Caddeyi Oslo’nun kalbinin attığı yer olarak tanımlasam yanılmış olmam. Peyzajı ile huzur verici bir havası olan cadde, Merkez İstasyonu’ndan başlayıp Kraliyet Sarayı’na kadar uzanıyor. Konumu itibariyle şehrin önemli alışveriş mekanlarına yakın. Cadde üzerinde pek çok keyifli kafe,bar ve restoran yer alıyor. Tarihi yapıları ziyaret edip alışverişinizi yaptıktan sonra, cadde üzerindeki mekanlarda yorgunluğunuzu atabilir veya gece eğlenmek için tercih edebilirsiniz.
8- Munch Müzesi
Müzede ünlü ressamın bağışladığı 30 bin eser sergileniyor
Edward Münch özellikle ”Çığlık” isimli tablosuyla bilinen Norveçli eskpresyonist bir ressam. Ekspresyonizm doğanın olduğu gibi tasviri yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı sanat akımı. Ünlü ressam eserlerinde genelde karamsar ve içe kapanık ruh halini işlese de, son dönem eserlerine yaşama sevinci hakim olmuş.Ünlü Ressamın eserleri, 1963’te şehir sinemasının gelirleriyle açılan Münch Museet’de sergileniyor. Münch müzeye 30 binden fazla eser bağışlamış. Müzede ayrıca, Norveç sanatının diğer önemli isimlerine ait eserlerine ait geçici sergiler de açılıyor. Müzeye hafta içi her gün 10.00-17.00 arasında ziyaret edebilirisiniz. Giriş ücreti 120 Kron ( 225.84 TL).
9- Damstredet& Telthusbakken
Damstredet ve Telthusbakken’de yürürken nostaljik bir yolculuk yapıyorsunuz
Eğer Oslo’nun eski halini merak ediyorsanız, rotanızı Damstredet ve Telthusbakken’e çevirmelisiniz. Her iki sokak da ahşap evleri ve Arnavut kaldırımları ile ziyaretçilere nostaljik bir atmosfer sunuyor. 18 ve 19.yüzyıllardan kalma doku çok iyi korunmuş. Sokaklar şehir merkezine oldukça yakın. Harika manzaraların tadına varmak, ahşap evler ve bahçelerin arasından geçmişe yolculuk etmek için mutlaka ziyaret etmelisiniz.
10- Universitetsplassen
Antik Yunan tapınaklarını andıran Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Oslo’da görmenizi tavsiye ettiğim son yer Universitetsplassen, yani üniversite meydanı. Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi binalarının çevrelediği meydan, şehir merkezinde yer alıyor. Daha önce şehrin kaldi olarak tsanımladığım Karl Johans Caddesi’nin komşu da diyebiliriz. Geniş meydanları seviyorsanız, gezinizde buraya da mutlaka vakit ayırın. Antik Yunan tapınaklarını andıran üniverste binaları oldukça etkileyici.
Norveç, yaşam standartlarının yüksekliği, doğal güzellikleri, suç oranının düşüklüğü gibi sebeplerden dolayı çoğu insanın hayallerini süsleyen bir ülke. BM’nin 2022 raporuna göre,dünyanın en mutlu 8.ülkesi konumunda.Bu güzel İskandinav ülkesini daha yakından tanımak adına, benim hazırlamaktan ,sizinde okumaktan keyif aldığınız ilginç bilgileri derledim.Keyifli okumalar 🙂
Merhaba 🙂 Yeni bir 10 ilginç bilgi içeriği ile daha karşınızdayım. Bu yazımda ortak bir kültürü paylaştığımız, daha 110 yıl önce ana vatanın bir parçası olan Kuzey Makedonya hakkındaki ilginç bilgileri sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂
Mimar Sinan, hemen hemen bütün Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında, keskin aklıyla zamanının teknolojisinin ötesine geçerek muhteşem eserler inşa etmiş kıymetli bir üstat. Bu yazıda konumuz,Koca Sinan‘ın değerli eserlerinden ,Tekirdağ/Süleymanpaşa’daki Rüstem Paşa Camii ve büyük ustanın hikayesi olacak. Keyifli okumalar.
Mimar Sinan
Mimar Sinan
Erken Dönem Hayatı
Rüstem Paşa Camii’ni konuşmadan önce yapıyı inşa eden Koca Sinan’ı yakından tanıyalım. Nam-ı diyar Koca Sinan 1488 yılında Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nde dünyaya gelmiş. Etnik kökenine dair değişik görüşler mevcut. Ermeni veya Ortodoks mezhebini benimsemiş Karaman Türklerinden olabileceği belirtiliyor. Osmanlı’da devşirilen çocukların Türk dili ve geleneğini öğrenmeleri ve İslam’ı tanımaları için müslüman Türk bir ailenin yanına verilirmiş. Sinan’ın bu şekilde bir ailenin yanına verildiğine dair bir kayıt bulunmuyor. Yine erken yaşlarından itibaren şiir yazarmış. Ailesiyle yazışmaları ve eldeki belgeler ışığında Kayseri-Ağırnaslı olduğu kesin olarak söylenebiliyor. Etnik kökeni tam olarak bilinmese de kendi yazdığı Tezkiretü’l Bünyan eserinde kendisinin devşirildiğini yazmış. Devşirildiği yaş belli değil. 15 veya 22 gibi oldukça geç bir yaşta İstanbul’a geldiği kaynaklarda geçiyor.
Mimarbaşı Olma Süreci
Sinan, Acemi Oğlanlar Ocağı’nda yetiştikten sonra Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır Seferlerinde görev almış. Buralarda İslam mimarisine ait değişik eserleri inceleyerek görgüsünü arttırmış. Ardından yeniçeri olarak Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad ve Rodos fetihlerine de katılmış. 1526’daki Mohaç Seferi’nde gösterdiği yararlılıklardan dolayı Acemioğlanlar Yayabaşısı( bölük komutanı) rütbesini almış. Daha sonraki yıllarda Zemberekçibaşı (bir çeşit ok kullanan yeniçeri ortasının komutanı) ve Başteknisyen olmuş. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1533’teki İran Seferi’nde Van Gölü’nün karşı kıyısına geçilmesi için 2 haftada 3 kadırga inşa edip hazırlayarak takdir toplamış. 1538 yılındaki Karaboğdan Seferi’nde Prut Nehri’ni geçmek için bir köprü inşa etmiş. Bu başarısıyla Sadrazam Damat Lütfi Paşa’nın emriyle Başmimar olmuş. O günden ölümüne kadar bütün imparatorluk coğrafyasında camii, han, çeşme, kervansaray.köprü, imarethane, darüşşifa,hamam vs olmak üzere 375 civarı eser vermiş.
En Önemli Eserleri
Bilinen ilk eseri İstanbul Eyüp’teki Ayas Paşa Türbesi, son eseri ise Ayvansaray’daki Kazasker İvaz Efendi Camii. En meşhur eserleri ise; çıraklık eserim dediği Kanuni’nin genç yaşta vefat eden oğlu şehzade Mehmet için yaptığı Şehzadebaşı Camii, kalfalık eserim dediği Kanuni için inşa ettiği Süleymaniye Camii ve ustalık eserim dediği Kanuni’nin oğlu 2.Selim için inşa ettiği Selimiye Camii. Birçok eşşiz eser inşa eden ve ismini yüzyıllar ötesine taşıyan Koca Sinan, 1588 yılında (98-100 yaş civarı) hayata gözlerini yummuş ve Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı türbeye defnedilmiş. İşte bu büyük üstadın yaşam öyküsü özetle bu şekilde.
Rüstem Paşa
Muhteşem Yüzyıl dizisinde Ozan Güven’in canlandırdığı Rüstem Paşa
Rüstem Paşa Camii’nin teknik detaylarına değinmeden önce, camiiyi yaptıran Damat Rüstem Paşa’dan da biraz bahsedelim.
Erken Dönem Hayatı
Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı bir ailenin çocuğuymuş. Saraybosna civarında olan ya Butmir veya Sarajevsko Polje adlı bir köyde dünyaya gelmiş. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii haziresinde yatan akrabalarının mezar taşlarında, aile adı Cigaliç olarak geçiyor. Babasının ismi kayıtlarda Abdürrahim,Abdülhamid yahut Mustafa olarak yer alıyor. Sinan (Kaptan-ı Derya Sinan Paşa) ve Nefise adlı iki kardeşi olduğu belirtiliyor.
Devlet Kademesinde Yükselişi
Genç yaşta İstanbul’a getirilip devşirilen Rüstem Paşa’nın Acemi Oğlanlar Ocağı’na ne zaman alındığı bilinmiyor. Burada sivrildikten sonra içoğlanı olarak Topkapı Sarayı’na gitmiş. Enderun’da eğitim görüp yetiştikten sonra rikâb ağası ( sefer ve törenlerde padişahın atının yularından tutan, bakımını yapan görevli) olarak çıkmış. 1526’daki Mohaç Meydan Savaşı’na Silahdar Ağa( padişahın ve sarayın bütün silahlarının bakımından sorumlu olan görevli) olarak katılmış. Gösterdiği yararlılıklardan dolayı Sultan Süleyman tarafından Mirahur ( Has Ahırların başı) rütbesini elde etmiş. Zamanla sivirilerek Diyarbakır ve Anadolu Beylerbeyi’ne yükselmiş. 1539’da Şehzadeler Beyazıt ve Caihangir’in sünnet töreninde, Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan ile evlenerek padişaha damat olmuş.
Paşa Neden Sevilmiyordu ?
Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan ile evliliği mevzu bahis olunca, yükselmesini önlemek isteyen rakipleri hakkında cüzzamlı dedikodusu çıkarmışlar. Bunun üzerine Kanuni durumu araştırmak üzere saray hekimlerinden Mehmet Halife’yi Diyarbakır’a göndermiş. Hekim, paşa hamamda yıkanırken soğuklukta gömleğini kontrol etmiş ve bit bulmuş.O zamanın tıp bilgisiyle cüzzamlı insanda bit bulunmayacağı yönündeymiş. Böylece paşanın cüzzamlı olmadığı belli olmuş ve sultanla evlenebilmiş. Yalnız bu kez de adı bitli paşaya çıkmış 🙂 Rüstem Paşa önemli bir devlet adamı ve Bosna’dan Diyarbakır’a kadar pek çok eser yaptırmış biriymiş. Lakin Hürrem Sultan ile işbirliği yapıp Şehzade Mustafa’nın katline sebep olduğu düşüncesiyle halk tarafından pek sevilmezmiş. Yine döneminde rüşveti yaygınlaştırdığı ve devlet arazilerini özel mülke çevirip vakıf olarak çocuklarına bırakmakla suçlanmış. En nihayetinde vücutta aşırı şekilde ödem toplamış ve İstiska hastalığından 1561’de vefat etmiş. Türbesi Şehzadebaşı Camii’nin avlusundaki hazireye yer alıyor.
Tekirdağ Rüstem Paşa Camii
Tekirdağ Rüstem Paşa Camii
Mimari Özellikleri
Camii eskiden hamam, medrese, camii,imaret, bedesten kervansaray ve kütüphaneden oluşan bir külliyenin parçası olan . İnşası 1553 yılında bitmiş. Günümüzde külliyeden geriye sadece camii, bedesten ve hamamın bir bölümü kalmış vaziyette.
Rüstem Paşa Camii minaresİ
Kare planlı olan ve düzgün kesme taştan inşa edilen camiinin üzeri tek bir kubbeyle örtülü. Kuzeybatı ucunda 34 metre uzunluğunda yine kesme taştan tek şerefeli bir minaresi var. Keza o dönemde sadece padişahlar 4 minareli camii inşa ettirebiliyormuş. Padişahın ailesi iki minareli, devlet adamları tek minareli camii inşa etme hakkına sahipmiş. Yapının hamisi Rüstem Paşa da devlet adamı olduğu için, tek minareli cami yaptırmış.
Yapıya, mihrap ekseninde yer alan ve yanlarında çokgen nişleri bulunan mukarnaslı, dikdörtgen bordürlü bir taçkapı ile giriliyor. Kapının sedef ve fildişi kakmalarla süslü ahşap kanatları oldukça etkileyici. Kapının her iki tarafında son cemaat yerine bakan dikdörtgen birer pencere var.
Rüstem Paşa Camii de diğer Sinan eserleri gibi ferah ve aydınlık
Dekorasyon Detayları
Süsleme açısından oldukça zengin olan Rüstem Paşa Camii diğer Sinan eserleri gibi son derece aydınlık ve ferah. Kubbenin kenarlarında ve göbeğinde barok tarzda çiçek ve çelenk motifli alçı kabartmalar yer alıyor. Bu süslemelerin Sultan Abdülmecid dönemindeki restorasyona ait.Orjinal süslemeler zaman içerisinde yok olmuş. Caminin minberi sade bir üslupla mermerden yapılmış. Aynalık ve korkuluklarında süsleme için geometrik motifler kullanılmış. Avluda yer alan beşgen çatılı şadırvan,1841 yılında Sultan Abdülmecid restorasyonları sırasında . Camiinin son cemaat yerinde Mimar Sinan’ın yapılarında imza olarak bıraktığı vav harfleri görmek mümkün.
Camiinin içindeki süsleme ve kalem işleri Sultan Abdülmecid dönemi restorasyonlarından kalma
Rüstem Paşa Camii, Mimar Sinan’ın eserlerine meraklı her sanatseverin ziyaret etmesi gereken bir yapı. Gezinizden sonra, bedestendeki mekanımız olan Çağlar Büfe’ye uğramalısınız. Ihlamur ağaçlarının gölgesi ve serinliği altında, çay-kahve limonata ve nefis tostlarımız ile bekleriz;) Şimdilik hoşçakalın 🙂
Kaynak :Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerinden faydalandım.
Danimarka her daim refahı ve huzurlu yaşamıyla bilinen bir Kuzey Avrupa ülkesi. Uzun yıllardır dünyada en mutlu en güvenli ülkeler listesinde üst sıralarda yer alıyor. Danimarka’yı meşhur yapan sadece yaşam standartları değil elbet. Viking kültürü, futbol milli takımının uluslararası başarıları ve AB’ye giriş sürecinde uyulması gereken, sıklıkla duyduğumuz Kopenhag Kriterleri... Geçenlerde sevgili dostum Burak ve eşi sevgili Didem, Kopenhag ziyaretlerinden dönüşte her zaman olduğu gibi seyahat fotolarını benimle paylaştıklarında, neden bir Danimarka hakkında ilginç bilgiler içeriği hazırlamıyorum diye düşündüm ve bu konuyla ilgili bir yazı kaleme almaya karar verdim 🙂 İlginç bilgiler hakkındaki içerikler hem çok ilgi çekiyor hem de ben hazırlamaktan oldukça keyif alıyorum. Umarım siz de okurken en az benim kadar keyif alırsınız 😉 Öyleyse haydi beraber Danimarka’yı daha yakından tanıyalım 🙂
1-DANİMARKA’NIN KARA SINIRININ OLDUĞU TEK ÜLKE ALMANYA’DIR
Danimarka’nın sadece Almanya ile kara sınırı bulunuyor
Avrupa’nın kuzeyinde yer alan ve tıpkı Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili olan Danimarka’nın kara sınırının olduğu tek ülke 68 km ile Almanya. Ülkenin kuzeyinde Öresund Köprüsü ile bağlandığı İsveç ,Norveç, güneybatısında ise kara sınırının olmadığı Hollanda yer alıyor.
2-BAŞKENT KOPENHAG’TA BİSİKLET SAYISI İNSAN SAYISINDAN FAZLADIR
Kopenhag’ta bisiklet sayısı insan sayısından fazladır
Danimarka’nın başkent Kopenhag’taki en büyük problemlerin başında bisiklet trafiği geliyor. Belediye 1970’ten beri şehirdeki bisiklet kullanımı ile alakalı verileri topluyor. Bu verilere göre şehirde 1970’te 100.071, 2016’da 265. 700 bisiklet bulunuyormuş. 2020’deki nüfus sayımında 794.000 kişinin kaydedildiğini düşünürsek, bugün şehirde en azından 794.001 bisiklet olduğunu varsayabiliriz. 390 km korumalı bisiklet yolunun bulunduğu şehirde bisiklet kullanımı günlük yaşamın bir parçası konumunda. Politikacıların %63’ü işe bisikletle gidiyor ve aileler 6-7 yaşlarından itibaren çocuklarının okula gitmelerini teşvik ediyor. Bu durumda bisiklet kullanımının yoğunluğuna çok da şaşırmamak gerek.
Not: Kopenhag’ta bisiklet sayısının insan sayısından fazla olduğu bilgisini Danimarka Başkonsolosluğu’nun web sitesinden aldım.
3-DANİMARKA’DA DANİMARKA BAYRAĞI HARİÇ DİĞER ÜLKE BAYRAKLARINI YAKMAK SERBESTTİR
Danimarka’da Danimarka bayrağı hariç diğer bayrakları yakmanın cezası yoktur
Bu ilginç bilgiler listesinde beni en çok şaşırtan bilgi bu oldu sanırım. Bir ülkeyle yaşadığınız problemden dolayı bayrağını yakmak oldukça kaba ve kabul edilemez bir davranış. Lakin her ülke ve kültürde aşırılar yer alabiliyor maalesef. Hemen hemen bütün ülkelerde bayrak yakma suçunun ciddi bir cezai yaptırımı olmasına rağmen, Danimarka’da bu suça ciddi şekilde tolerans tanınıyor. Ülkede sadece Danimarka bayrağını yakmak cezai işleme tabii. Diğer ülkelerin bayraklarını yakmak ise çok tuhaftır ki serbest…
Bluetooth sistemi ismini Danimarka Kralı 1.Harald’tan almış
1994 yılında Erikson firması tarafından, cep telefonu ve diğer mobil cihazlar arasında kablosuz bilgi ve döküman paylaşımı için geliştirilen Bluetooth sistemi, ismini Danimarka Kralı 1. Harald’ın lakabı olan mavi dişten almış.
5-DÜNYA’DA KİŞİ BAŞINA EN ÇOK NOBEL ÖDÜLÜ DÜŞEN ÜLKE DANİMARKA’DIR.
Danimarka dünyada kişi başına en çok Nobel ödülü düşen ülke
Danimarka 5.83 milyon nüfusa karşılık 14 Nobel ödülüyle, dünyada kişi başına en çok Nobel ödülü düşen ülke konumunda. Bunlardan bazıları şu şekilde: Niels Bohr Fizik-1922, Johannes Vilhelm Jensen-1944, Edebiyat, Dale T. Mortensen-2010, Ekonomi vs.
6-DANİMARKA MONARŞİSİ DÜNYA’NIN EN ESKİ MONARŞİSİDİR
Dünyadaki en eski monarşi Danimarka’da bulunmaktadır
Danimarka günümüzde hakları anayasa ve meclis tarafından kısıtlanmışsa da ( Anayasal Monarşi)hali hazırda 1000 yıldan fazla geçmişiyle dünyadaki en eski monarşiye sahip ülke . Danimarka’da ilk monarşiyi MS. 980 yılında Kral 1.Harald ( mavi diş) , Danimarka ve Norveç’i birleştirirerek kurmuş. Şu anda monarşinin başında Kraliçe 2.Margrethe var.
7-DANİMARKA’DA BİR KAFE VE RESTORANDA OTURURKEN BEBEK ARABANIZI GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DIŞARDA BIRAKABİLİRSİNİZ
Eminim birçoğunuz bunu okuduğunuzda çok şaşırıp : ” Hadi canım ! Öyle şey mi olur ? ” diyeceksiniz, ama gerçekten öyle. Danimarka’da çocuklu aileler dışarı gittiklerinde çocuklarını mekanın önünde bebek arabasının içinde gönül rahatlığıyla bırakabiliyorlar. Ülkede çocuk kaçırma oranı düşük.
8-DANİMARKA DÜNYANIN EN MUTLU 2.ÜLKESİ
Danimarka dünyanın en mutlu 2.ülkesi
Danimarka yaşam standartlarının yüksekliği, işsizlik probleminin ve çalışma saatlerinin azlığı gibi faktörlerin de etkisiyle dünyanın en mutlu ülkelerinden biri. 2021’de Birleşmiş Milletler’in hazırladığı Dünya Mutluluk Raporun’da, Danimarka 2. sırada yer alıyor. Listenin ilk sırasında Finlandiya yer alırken, İsviçre 3. sırada kendine yer bulmuş. Ülkemiz ise maalesef listenin 104.sırasında bulunuyor… Hazırladığım ilginç bilgiler içinde, bu biraz üzdü beni…
9-DANİMARKA’DA YÜZME BİLMEYEN KİMSE YOKTUR
Danimarka’da herkes yüzme biliyor
Danimarka’da yüzme bilmeyen insan bulmak neredeyse imkansıza yakındır. Çünkü Danimarka’daki okullarda yüzme dersi zorunludur. Bu duruma özel bir fiziki ve psikolojik rahatsızlıkları olanlar dahil değil elbet.
10-DANİMARKA’DA YERLİ SİNEMA FİLMLERİ DE DANCA ALTYAZIYLA GÖSTERİLİYOR
Danimarka’da yerli sinema filmleri de Danca altyazı ile gösteriliyor
İnsanın kendi ülkesindeki sinema filmlerine kendi dilinde altyazı koyması biraz garip gelse de Danimarka’da durum farklı. Kuzey Germen Dil Ailesi’ne mensup ve dünya çapında yaklaşık 6 milyon insanın konuştuğu Danca’nın 17 farklı diyalektiği bulunuyor ve bazılarını anlamak Danimarkalılar için bile zor. Bu sebepten ülkede gösterime giren yerli yapımlarda da Danca altyazı bulunuyor.
Hazır Danimarka’yı konuşmuşken kısa bir yolculuğa ne dersiniz ? Linke tıklayarak sevgili Burak-Seda Akkul çiftinin hazırladığı programı izleyebilirsiniz 😉 https://www.youtube.com/watch?v=ghuD86j2M4w
Çalışmalarımı beğenip daha iyisini yapmak için destek vermek isterseniz aşağıdaki linke tıklayarak bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz 😉 Şimdiden çok teşekkür ederim 🙂
Çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir ? Bu soru yıllardır soruluyor ve herkes kendi çerçevesinde bir cevap veriyor. Ben sayın İlber Ortaylı’nın dediği gibi: ” çok okuyarak gezen” düşüncesini benimsiyorum. İster akademik bir çalışma için olsun, ister kişisel merak için olsun; seyahat etmek, üstünde durulan konu hakkında daha sağlıklı bilgi sahibi olmak ve gidilen coğrafyanın kültürünü, tarihini yerinde deneyimlemek, dolayısıyla daha objektif bilgi elde etmek açısından oldukça önemli. Seyahat etmenin kazandırdıkları bu kadarla sınırlı değil elbet. Bu sebepten ,kendi deneyimlerimden de yola çıkarak sizin için küçük bir liste hazırladım. Yeni seyahatleriniz için ilham kaynağı olması benim için en büyük mutluluk olur. Keyifli okumalar 🙂
Bilecik’in Söğüt ilçesi Türk tarihinin dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapan küçük ama önemli bir kent. Osmanlı İmparatorluğu‘nun kurucusu Osman Gazi‘nin babası, Kayı Obası‘nın beyi Ertuğrul Gazi kılıç hakkıyla aldığı kente obasıyla birlikte yerleşerek, zamanla 3 kıtada hüküm sürecek olan bir imparatorluğun temellerini atmış. Haydi gelin tarihimiz için çok önemli olan Söğüt‘ü birlikte keşfedelim.
Söğüt Tarihçesi
Söğüt’ün tarihte bilinen ilk adı İtea. Bizans döneminde ise Thebasion veya Sebasion olarak geçiyor. Halife Harun Reşid zamanında Müslümanların eline geçen kent, kayıtlara Beldet’us Safsaf olarak geçmiş. Anadolu Selçuklu döneminde Sultan Alaeddin Keykubat, Ertuğrul Gazi’ye, Harzemşahlarla yapılan Yassıçemen Savaşı’ndaki ( 1230) gösterdiği yararlılıklarından dolayı kışlak olarak vermiş. Bir diğer anlatıma göre ise obasıyla Karacadağ civarına yerleşen Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu’nun İznik İmparatorluğu ile mücadelesinde Sultan Alaeddin Keykubat’a destek vermiş. İki ordu 1231’de Ermeni Derbendi civarında savaşmış. Bu savaşta Ertuğrul Gazi ve akıncıları büyük yararlılıklar göstermiş. Bunun üzerine sultan Sultanöyüğü ona vermiş. Daha sonra Anadolu Selçukluları Karacahisar’ı kuşatsa da, Moğol istilasından ötürü Sultan Alaeddin Keykubat buranın fethi için Ertuğrul Gazi’yi görevlendirmiş. Ertuğrul Gazi Karacahisar Kalesi’ni fethetmiş ve Bilecik Tekfuru’nu da vergiye bağlamış. Zaferleriden dolayı sultan Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i ise yaylak olarak kendisine vermiş.
Milli Mücadele döneminde Ertuğrul Sancağı’na bağlı Söğüt kazası, halkın omuz omuza mücade edip kazdığı Gündüz Bey, Tekke ve Kanlıtepe istihkamları ve oluşturduğu Gündüz Bey taburu ve Savcı Bey müfrezesi ile düşmana karşı mücadele vermiş. Ayrıca bölge halkı yaptığı yiyecek ve giyecek yardımlarıyla da askere destek vermiş. Yunan ordusu 25 gün boyunca işgal ettiği şehre oldukça zarar vermiş . 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taaruza geçen Türk ordusu, 4 Eylül 1922’de şehri Yunan işgalinden kurtarmış.
Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?
Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?
Akdeniz İklimi, Karasal İklim ve Karadeniz İklimi’nin geçiş noktasında yer alan Söğüt’te kar yağışı oldukça düşük. En sıcak ayın Ağustos olduğu Söğüt’te ortalama sıcaklık 21 derece. Daha rahat bir gezi için şehre bahar veya yaz aylarında gitmekte fayda var.
Söğüt’e Nasıl Gidilir ?
Bilecik’e Nasıl Gidilir ?
Söğüt’e karayoluyla, özel aracınız veya şehirlerarası otobüs ile ulaşabilirsiniz. Özel aracınız ile gidecekseniz, Eskişehir-Bozüyük yoluna girdikten sonra Söğüt’e giden çevre yolunu takip ederek şehre ulaşabilirsiniz. Eğer şehirlerarası otobüsleri kullanacaksanız, Bilecik Otogar’da inip Söğüt minibüslerine binebilirsiniz. Ücreti 15 TL ( Ağustos 2021)
Bilecik’te Gezilecek Yerler
Kaymakam Çeşmesi
Kaymakam Çeşmesi
Osmanlı mimarisinin son dönem örneklerinden olan Kaymakam Çeşmes’ni, 1912 yılında ilçe kaymakamı Sait Bey yaptırmış. Çini ile süslü çeşme zarif yapısıyla Söğüt ilçe meydanının siluletini zenginleştiriyor.
Sultan Çelebi Mehmet Camii
Sultan Çelebi Mehmet Camii
Camii’yi 1414-1420 yılları arasında, Osmanlı’yı Fetret Devri’nden çıkarıp adeta ikinci kurucusu haline gelen Sultan Çelebi Mehmet yaptırmış. Osmanlı mimarisinin ilk kubbeli yapılarından biri olan camii dörtgen bir plana sahip. Tek minareye sahip camiinin kurşunla kaplı tek bir kubbesi mevcut.
Kuyulu Mescid
Kuyulu Mescid
Kayı Boyu tarafından yapılan ilk mescid olarak bilinen Kuyulu Mescid’i,1281’den önceki bir tarihte Ertuğrul Gazi yaptırmış. Adını içinde bulunan kuyudan alıyor. Ertuğrul Gazi Söğüt’i kışlak olarak aldığında camiinin bulunduğu mevkiide daha çok gayrimüslim tebaa oturuyormuş. Ertuğrul Gazi burada bir mescit yaptırmasına rağmen,ilk başlarda sadece kendisi namaz kılmış. Çünkü akın akın ibadete gelen kişilerin Hristiyan tebaayı ürkütmesini istememiş. Zamanla Ertuğrul Gazi’yi ibadet ederken gören gayrimüslim tebaa İslam inancını merak etmiş ve gerek ondan gerekse mahiyetindeki kişilerden inancın esaslarını öğrenerek bölüm bölüm müslüman olmaya başlamış. Mescid 1921’deki Yunan işgali sırasında zarar görmüş.
Hamidiye Camii
Hamidiye Camii
Camii’yi 1903-1905 yılları arasında Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Küçük kare planlı bir camii. Duvarları kırmızı kesme taştan yapılmış. Halk arasında çifte minareli camii olarak da biliniyor.
Hamidiye İdadisi
Hamidiye İdadisi
Camii’nin hemen karşısında yer alan İdadiyi yine aynı yıllarda Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Adından da anlaşılacağı üzere lise binasıymış. Günümüzde ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.
Ertuğrul Gazi Türbesi
Ertuğrul Gazi Türbesi
Kayı Obası’nın Anadolu’ya Gelişi
Kayıların Söğüt’e yerleşme öyküsüne tarihçe kısmında değinmiştim. Şimdi de Anadolu’ya gelişi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Cengiz Han’ın iktidara gelmesiyle birlikte yayılmacı bir politika izleyen Moğollar, bir çok topluluğu da topraklarından etmişti. Ertuğrul Gazi’nin bağlı bulunduğu Kayı Obası da Moğol baskısından yıpranınca batıya göç etmeye karar vermiş. Anadolu’ya doğudan girmişler. Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp ( ya da Süleyman Şah) Fırat Nehri’nden geçerken boğulunca obanın nereye kurulacağı konusunda kardeşler arasında anlaşmazlık çıkmış. Ertuğrul Gazi obayı Bizans sınırına götürmek isterken ağabeyleri Gündoğdu ve Sungur Beyler, Ahlat’a yerleşmek istemişler. Kayıların bir bölümü Gündoğdu Bey ve Sungur Bey liderliğinde Ahlat’a yerleşirken, bir bölümü de Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar Bey ile birlikte batıya gitmiş.
Türbenin Yapılışı
Zaman içerisinde Söğüt’e yerleşen Ertuğrul Gazi burada bir cihan imparatorluğunun temelini atmış. 1281’de vefat etmeden önce Kayı Obası reisliğini küçük oğlu Osman Bey’e bırakmış. Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra oğlu Osman Gazi babası için bir mezar yaptırmış. Mezarın daha sonra Sultan Çelebi Mehmet’in emriyle 15.yüzyıl başlarında üstü kapanmış türbe haline gelmiş. Yıllar içerisnde kaybolan mezarlar ile birlikte harap olan türbeyi Sultan 2.Abdülhamid restore ettirmiş.Bahçedeki kayıp mezarlar da gün yüzüne çıkmış. Türbenin içinde sadece Ertuğrul Gazi yatıyor. 1921’deki Yunan işgali sırasında türbe bir hayli zarar görmüş. Türbenin pencerelerinde o dönemden kalma kurşun izlerini görüyorsunuz. Türbenin bahçesinde ise oğlu Savcı Bey ve hanımı Halime Hatun’un gerçek kabirleriyle, oğlu Osman Gazi ve beraber yıllarca omuz omuza mücadele ettiği alpleri Turgut Alp, Abdurrahman Gazi gibi kahramanların da makam kabirleri yer alıyor.
Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti
Türbe’ye girerken kapıda sizi iki alp karşılıyor. Bu alpler ücretli görevliler değil, türbenin aşağısında yer alan Jandarma Birliğinde görev yapan profesyonel askerler. 2017’de başlatılan Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti projesi kapsamında Jandarma er ve erbaşları türbenin açılışından kapanışına kadar kapısında nöbet tutuyor. Nöbet değişim törenleri de oldukça etkileyici. Denk gelirseniz mutlaka izleyin derim. Türbeye kaymakamlık binasının önünden kalkan minibüsler ile ulaşabilirsiniz.
Türk Büyükleri Platformu
Türk Büyükleri Platformu
Türbenin biraz ilerisinde Türk Büyükleri Platformu yer alıyor. Platformda Mete Han’dan Atatürk’e kadar Türk büyüklerinin büstlerini görmek mümkün . Platformun aşağısında bir de stadyum var. Burada her yıl Eylül ayının 2. Pazar günü Ertuğrul Gazi için anma töreni düzenleniyor.
Söğüt’te Yeme İçme
Söğüt’te Yeme İçme
Söğüt ilçesinde yerel lezzetleri tadabileceğiniz bir mekan yok maalesef. Daha çok pideci-kebapçı ve tabldot şeklinde lokantalar mevcut. Gezimin sonunda otogara dönmeden birşeyler yemek istedim. Etrafıma bakarken meydanda caminin hemen önündeki banklarda oturan iki yaşlı amca gözüme ilişti. Yanlarına gidip selam verdim. Burada yemek yiyebileceğim temiz ve kaliteli bir lokanta var mı diye sordum. Bir tanesi yerel şiveyle zengin misin ? dedi 🙂 Ben de bir Koçlar veya Sabancılar kadar zengin olmasam da, yemek için yeterli paramın olduğunu söyledim. Bunun üzerine amca gülerek Çelebi Mehmet Camii’nin ilerisindeki Mevlana Lokantasına yönlendirdi. Lokantada menü pide-kebap ve lahmacun çeşitlerinden oluşuyordu. Bi karışık pide ve kutu kola söyledim. Pidesi lezzetliydi. Mekanın temizliğini ve servisin hızını beğendim. Fiyat da makuldü. Siz de gezinizin sonunda tercih edebilirsiniz.
İznik tarihi çok eskiye dayanan, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış çok özel bir kent. Türkiye’de İstanbul ve Diyarbakır’dan sonra surları günümüze kadar ulaşmış üç kentten biri olma özelliğini taşıyor. Çevre illerden ulaşımı kolay olması sebebiyle turistlerin ilgi odağı durumunda. Bu yazımda sizler için kültürlerin buluştuğu bu eşsiz kenti anlattım. Haydi vakit kaybetmeden keşfetmeye başlayalım 🙂