İlginç Bilgiler

Şövalyeler Adası Malta Hakkında 10 İlginç Bilgi

Malta tarihten adını sıkça duyduğumuz ama hakkında çok az şey bildiğimiz bir ada ülkesi.

Merhaba 🙂 Yeni bir ilginç bilgiler içeriğiyle karşınızdayım 🙂 Bu kez, şövalyeleri vasıtasıyla tarihte adını sıkça duyduğumuz ama hakkında çok az şey bildiğimiz küçük bir Akdeniz ülkesi olan Malta’yı keşfedeceğiz.Ülke son yıllarda İngilizce öğrenimi için gelenlere ve dünyaca ünlü Game of Thrones dizisinin bazı platolarına ev sahipliği yapması sayesinde popülerliğini oldukça arttırdı. Bu yazımda sizler için, Akdeniz’in bu küçük ama bilinmeyenlerle dolu ülkesi Malta hakkında ilginç bilgileri derledim. Keyifli okumalar 🙂

1-Malta’da Yeşil Alan Neredeyse Yok Gibi…

Malta’da yeşil alan gerçekten çok az

Malta hakkında ilginç bilgilere adanın doğasıyla başlayalım.Her ne kadar fotoğraf sanatçıları için eşsiz manzaralara ve mimari harikası sanat eserlere sahip olsa da ülkeyi oluşturan 3 adada herhangi bir yeşil alan veya akarsu bulunmuyor. Hatta dağ bile yok !

2-Ada Pek Çok Kült Filmine ve Ünlü Game Of Thrones Dizisine Ev Sahipliği Yaptı.

Ünlü Game of Thrones dizisinin bazı sahneleri Malta’da çekildi

Malta,Büyük bir keyifle tekrar tekrar izlediğimiz, gişe rekorları kıran pek çok Hollywood filmine set olmuş. Russel Crowe’un oyunculukta zirve yaptığı Gladyatör, Homeros’un İlyada’sına konu olan Truva Savaşı’nın anlatıldığı, ünlü aktör Brad Pitt’in başrolde Aşil’e hayat verdiği Truva filmi burada çekildi. Adada ayrıca John Snow’u, Khaleesi’si ve Tyron Lannister’ı ile gönlümüzde taht kurmuş Game of Thrones diziside çekilmiş.

3-Malta’da Trafik Akışı Sol Taraftan Sağlanıyor.

Malta’da trafik İngiltere’deki gibi soldan akıyor.

Maltalılar çok romantik insanlarmış. Kalp soldan atıyor diye tutup trafiği de soldan yürütmüşler iyi mi ! Şaka bir yana,yıllarca İngiliz hakimiyetinde kalmasından ötürü ülkede hala ingiliz kültüründen birçok izler görmek mümkün. Britanya’da olduğu gibi Malta’da da araçların direksiyonları sağ tarafta ve trafik akışı soldan sağlanıyor. Yani olayın romantizm ile alakası yok 🙂

4-Başkent Valetta Avrupa’nın Planlı Kurulmuş İlk Şehri.

Malta’nın başkenti Valetta çevre ve şehircilik bakımından Avrupa’da özel bir konumda

Malta hakkında ilginç bilgilere mimari ile devam edelim.Avrupa’nın belli bir mimari plan dahilinde kurulan ilk şehri neresi diye bir soru yöneltilse, birçoğumuz Paris veya Roma gibi bilinen şehirlerin ismini söyleriz. Ama cevap çok farklı. Malta’nın başkenti Valetta, Avrupa’da planlı bir şekilde kurulan ilk şehir olma özelliğini taşıyor. Şehrin planını ünlü Malta Şövalyeleri yapmış. İnşası 15 yılda bitmiş.

5-Ülke Dünyanın En Eski Yerleşim Yerlerinden Biri.

Malta Megalit Tapınakları Mısır Piramitlerinden 2000 yıl daha eski

Akdeniz’in ortasında yer alan Malta; Kuzey Afrika, Asya ve Mezopotamya gibi bölgelere kıyasla daha yeni bir yerleşim yeri olarak bilinse de tarihi oldukça eskiye dayanıyor. Yapılan kazı çalışmalarında Malta tarihinin MÖ. 5000’li yıllara kadar uzandığı tespit edilmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Megalit Tapınakları çalışmaları doğrular nitelikte.

6-Dünyanın En Kaliteli Balı Burada Üretiliyor.

Dünya’nın en kaliteli balı Anzer diyenler yanıldı.

Malta hakkında ilginç bilgileri araştırırken en çok beni en çok şaşırtan bu oldu.Çoğumuz dünyanın en kaliteli balı olarak Rize’de yetişen ve henüz sofralarımıza gelmeden kilosuna bir ton para ödenerek arap şeyhleri ve iş adamları tarafından satın alınan Anzer balını biliriz. Ama gerçek farklı. Dünyanın en kaliteli balı Malta’da üretiliyor. Bunun sebebi ise ender rastlanan bir arı türünün burada yaşaması. Ayrıca Malta’nın Yunanca’daki karşılığı da bal.

7- Başkent Valetta Yüz ölçümü Bakımından Avrupa’nın En Küçüğü.

Valetta Avrupa’nın en küçük başkenti.

Malta hakkında ilginç bilgiler denizde bir damla gibi adeta 🙂 Ülkenin başkenti Valetta, 0.8 km2 yüz ölçümü ile Avrupa’nın en küçük başkenti unvanına sahiptir. Valetta’yı 2. sıradaki Vatikan ve 3. sıradaki Monaco takip ediyor.

8- Ülkede Elini Sallasan Resmi Tatile Çarpıyor 🙂

Malta’da o kadar çok resmi tatil var ki çalışmaktan tatile fırsat kalmıyor diyeni dövüyorlar 🙂

Malta çalışanlar için bir cennet olsa gerek. Ülkede tam tamına 12 adet resmi tatil var. Yani Malta’da çalışmaktan bunalıp hiç tatil yapamıyoruz diyenleri dövüyorlar 🙂 Resmi Tatiller şu şekilde: Yılbaşı 1 Ocak,St.Paul’s Shipwreck 10 Şubat,St. Joseph Day 19 Mart,Özgürlük Günü 31 Mart,İşçi Bayramı 1 Mayıs,1919 Bağımsızlık Ayaklanmalarının Yıl Dönümü 7 Haziran,Feast of Saint Peter and Paul 29 Haziran,Zafer Günü 8 Eylül,Bağımsızlık Günü 21 Eylül,Meryem Ana Bayramı 8 Aralık,Malta Cumhuriyet Bayramı 13 Aralık,Noel 25 Aralık.

9- Resmi Dil Malti Latin Harfleriyle Yazılan Tek Resmi Dil.

Maltaca ( Malti) oldukça ilginç bir dil.

Malta hakkında ilginç bilgilerden bir diğeri filolojiyle ilgili. Resmi dil Malti,Arapça ile İtalyanca’nın karışımı bir dil. Ülke 200 yıl Arap hakimiyetinde kaldığı için bu kültürden etkilenmemesi mümkün değil elbette. Günümüzde Malta dilinde pek çok Arapça kökenli kelime var. Örneğin ülke Katolik olmasına rağmen Tanrı’ya Allah diyorlar. Ayrıca Maltaca Avrupa’da konuşulan Sami Dil Ailesi’ne (AfroAsya) ait tek dil.

10- Dünyanın En Eski Üniversitelerinden Biri Burada Yer Alıyor.

Malta Üniversitesi dünyanın en eskilerinden

Malta hakkında ilginç bilgilerimizin sonuncusu eğitim ile ilgili. Ülkedeki tek üniversite olan Malta Üniversiteyi 1592 yılında Malta Şövalyeleri kurmuş. Okul, dünyanın en eski üniversitelerinden birisidir. Eğitim dili tamamıyla İngilizce’dir. Avrupa’nın en saygın üniversitelerinden biri olan Malta Üniversitesi’nde 80 farklı ülkeden toplam 11.000 öğrenci eğitim görmektedir.

Çok okunan ilginç bilgi içeriklerimden biri olan şu yazıyı da okumalısınız 😉

https://newloggers.com/2019/01/27/fransa-hakkinda-15-ilginc-bilgi/

Ayhan Sicimoğlu ile birlikte dünyayı keşfetmek ayrı bir keyif 🙂 Üstadın Malta’da çektiği programın linkini buraya bırakıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=nrVisSb34p4

KEŞİF, MEKAN

Mimarileri ve Koleksiyonları İle Dünyanın En Güzel 10 Kütüphanesi

Bazı kütüphaneler hiç okumayan insanları bile kitap kurdu yapacak güzellikte.

Günümüzde online arşivler bilgiyi ulaşmayı daha hızlı ulaştırsa da, okuma alışkanlığı kazandırmadaki rolü hala önemli. Dünya üzerinde bazı kütüphaneler var ki gerek mimarisi ile,gerek ise koleksiyonunun zenginliği ile hiç kitap okumayan birine bile okuma şevki kazandıracak güzellikte. Bu yazımda dünyanın en güzel 10 kütüphanesi evlerinize konuk olacak. Keyifli okumalar 🙂

1- Bodleian Kütüphanesi – Oxford, İngiltere

Harry Potter serisindeki kütüphane sahneleri Boedlian’da çekilmiş.

Harry Potter hayranları burada mı? Filmi izleyenler Harry, Ron ve Hermonie’nin ders çalıştıkları ve maceraları için toplantı yaptıkları kütüphaneyi hemen hatırlayacaktır. Bodleian Kütüphanesi serideki popülaritesinin dışında Avrupa’nın en eski ve en önemli kütüphanelerinden biri. 1602 yılında Oxford Üniversitesi’nin kütüphanesi olarak kurulmuş. 11 milyondan fazla kaynağa ev sahipliği yapıyor. Magna Carta’nın 4 adet kopyası, Gutenberg İncil’i ve Shakespeare’in ilk Folio’su bunlardan bazıları. Bir Harry Potter hayranı olarak,dünyanın en güzel 10 kütüphanesi listesine ilk sıradan koyuyorum. Pozitif ayrımcılık diyebiliriz 🙂

İşte Harry,Ron ve Hermione’nin ders çalıştığı ve gizemleri araştırdığı Bodleian Kütüphanesi 🙂

2-Trinity College Kütüphanesi – Dublin, İrlanda

İrlandalı ünlü yazarların büstleriyle süslü The Long Room Salonu

Kraliçe 1. Elizabeth’in emriyle 1592 yılında kurulan kütüphanede 6 milyonu aşkın eser yer alıyor. Kütüphaneye esas şöhreti getiren, fotoğraflarına sıklıkla rastladığımız 65 metrelik The Long Room salonu. Salonun her iki yanında Guilever’in Gezileri’ni yazan Jonathan Swift’inki de dahil olmak üzere İrlandalı ünlü yazarların büstlerini görüyorsunuz. İrlanda’nın telif hakları merkezi olarak da kullandığı kütüphanenin en önemli eseri ise Latince el yazması gospel kitabı Book of Kelts yani Kelt Kitabı. Dünyanın en güzel 10 kütüphanesi listesine girmeyi fazlasıyla hak ediyor.

3- San Marco Ulusal Kütüphanesi-Venedik,İtalya

Bir saray kadar ihtişamlı olan San Marco Kütüphanesi’nde okumak büyük bir keyif 🙂

Dünyanın en güzel 10 kütüphanesi listesinde ilerleyerek ,köprü ve kanallarıyla meşhur Venedik’e uzanalım. Muhteşem bir Rönesans binasında faaliyet gösteren San Marco Kütüphanesi’nin inşası 1537 yılında bitmiş. Kütüphane, 1603 yılından bugüne Venedik’te baskıya giren bütün kitapların birer kopyasını bünyesinde barındırıyor. Kütüphanenin koleksiyonunda 1 milyondan fazla kitap, 13.000’den fazla el yazması eser ve 24.000’den fazla 16. yüzyıl eseri yer alıyor.

4- Strahov Manastır Kütüphanesi-Prag,Çek Cumhuriyeti

Yaklaşık 900 yıllık olan Strahov Kütüphanesinin İncil koleksiyonu ile meşhur.

1143 yılında inşa edilen Strahov Kütüphanesi, 200.000’den fazla cilde ve 3000 orijinal el yazmasını bünyesinde bulunduruyor. İç tasarımı ile oldukça etkileyici olan kütüphanede çok geniş bir İncil koleksiyonu da bulunmakta.

5- St.Gall Manastır Kütüphanesi-St.Gallen,İsviçre

Bu kütüphane bana Profesör Dumbledore’un odasını hatırlatıyor 🙂

İsviçre’nin St. Gallen kentinde 689-759 yılları arasında yaşamış Aziz Othmar zamanında inşa edilmiş. Yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. İsviçre’nin en eski, dünyanın da en eski kütüphanelerinden biridir. Koleksiyonunda 8-15. yüzyıllar arasına ait 2100 orijinal el yazması eser bulunuyor.

6- Ulusal Kütüphane ( Biblioteque Nationale)-Paris,Fransa

Oldukça zengin bir koleksiyona sahip Biblioteque Nationale’in Antik Yunan el yazmaları paha biçilemez bir değere sahip

1461 yılında inşa edilen Biblioteque Nationale de France’ın bünyesinde 14 milyonu kitap olmak üzere 40 milyon eser yer alıyor. Koleksiyonun en ilgi çekici kısmı ise 5000’i aşkın Antik Yunan döneminden kalma el yazmaları. Okuma salonu da ilk defa eline kitap alan bir insanı kitap kurdu yapmaya teşvik edecek cinsten. Dünyanın en güzel 10 kütüphanesi arasında özel br yere sahip.

7-Yale Üniversitesi Kütüphanesi-New Haven,ABD

Yale Üniversitesi Beinecke Kütüphanesi mimarisiyle Louvre ve British Museum’a benziyor.

Dünyanın en güzel 10 kütüphanesi keşfinde kıta değiştirerek Amerika’ya geldik :)Yale Üniversitesi Beinecke Kütüphanesi, nadir kitap ve el yazmalarını muhafaza etme açısından dünyanın en büyük kütüphanesi. Fazla ışığı geri yansıtan Dany mermerlerinden oluşan duvarları ile dikkat çeken bir yapı. Sinclair Lewis, Joseph Conrad gibi değerli yazarların eserlerini bünyesinde barındırıyor.

8-Kongre Kütüphanesi-Washington DC,ABD

Washington’daki Kongre Kütüphanesi cilt sayısı ve raf alanı bakımından dünyanın en büyüğü

Amerika’nın en eski kültür kurumu olan Kongre Kütüphanesi, 1800 yılında hizmete başlamış. Raf alanı ve cilt sayısı açısından bakıldığında dünyanın en büyük kütüphanesi ünvanını taşıyor. Bünyesinde 32 milyon kitap, 61 milyondan fazla el yazması ve bağımsızlık bildirgesinin bir örneği yer alıyor.

9- New York Halk Kütüphanesi-New York,ABD

Kütüphane farklı dillerde araştırma yapmak isteyenler için birebir

Koleksiyonunda 50 milyondan fazla eser olan New York Halk Kütüphanesi, 1895 yılında kurulmuş. Kuzey Amerika’nın en büyük 3. kütüphanesidir. 87 kütüphaneyi kapsayan kompleks, yapı yılda yaklaşık 3.5 milyon kişiye hizmet veriyor. Orijinal el yazması koleksiyonu, 1200 farklı dil ve lehçeye sahip dünya dilleri koleksiyonu ve enfes bir atmosfer ve tasarıma sahip Rose Main okuma salonu ile ön plana çıkıyor.

10-Parlamento Kütüphanesi-Ottawa,Kanada

Ottawa Parlamento Kütüphanesi adeta bir sanat galerisini andırıyor.

Dünyanın en güzel kütüphanesi keşfimizde son adresimiz,Kanada’nın başkenti Ottawa’da yer alıyor. 1876 yılında kurulan Parlamento Kütüphanesi, 2002 ve 2006 yılları arasında birçok kez restorasyon geçirmiş. Günümüzde ülkenin ikonu haline gelen kütüphane, 10 Kanada Doları banknotunun ön yüzünde yer alıyor. Kanada Parlamentosu’nun bilgi merkezi ve araştırma kaynağı olarak görev yapıyor. 400 kişinin çalıştığı kütüphanede 600.000 derleme mevcut.

Harry Potter ve Felsefe Taşı filmindeki meşhur kütüphane sahnesi Boedlian’da çekilmiş. Aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz

https://www.youtube.com/watch?v=HxXaGPwI-DQ

gezi

Yurtdışı Seyahatlerinizde Bunları Yanınıza Almayın !

Yurt dışı seyahatlerinizde fazlalıkları evde bırakarak rahatça gezebilirsiniz.

Seyahat hazırlığının en can sıkan ve panik yaptıran kısmı valiz hazırlamak olsa gerek. Hatta uzun bir yolculuk öncesi valiz hazırladığınız gece:”Acaba az kıyafet mi aldım? Bir tişört daha alsam mı?” cinsinden sorular kabusunuz olabilir. Bu yazımda, yurt dışı seyahatlerinizde yanınıza almamanız gereken şeyleri 8 madde halinde listeledim. Keyifli okumalar 🙂

Okumaya devam et “Yurtdışı Seyahatlerinizde Bunları Yanınıza Almayın !”
gezi, KEŞİF

Yurt dışı Seyahatlerinizde Bunlara Dikkat Edin !

Yurt dışına çıkmadan önce tedbir alırsanız bir problem yaşamazsınız

Seyahatiniz için otel rezervasyonunuzu yaptırdınız. Uçak biletinizi ayarladınız. Vizenizi aldınız. Valizleriniz de hazır. Her şey tamam gibi duruyor. Peki ama ya bir sorun çıkarsa?Bazen öngöremediğiniz aksiliklerden dolayı seyahatlerinizde istemediğiniz olaylar yaşayabilirsiniz. Bu yazımda, yurt dışı seyahatlerinizde başınıza gelebilecek 5 problemi ve çözümlerini anlattım. Keyifli okumalar!

Okumaya devam et “Yurt dışı Seyahatlerinizde Bunlara Dikkat Edin !”
gezi, KEŞİF

İlk Yurt dışı Seyahatiniz İçin 3 Ülke Tavsiyesi

Yurt dışı seyahati hem çok keyifli hem de çok stresli bir süreç. Özellikle bunu ilk kez deneyimleyeceklerin kafasında pek çok soru dolaşır. Bu süreci rahat geçirmek için benim tavsiyem , vize stresi ve dil problemini yaşamayacağınız,ayrıca ekonomik açıdan daha rahat hareket edebileceğiniz ülkeler ile başlamanız. Bu yazımda, ilk yurt dışı seyahatiniz için sorun yaşamadan harika vakit geçirebileceğiniz 5 ülkeyi anlattım. Keyifli okumalar 🙂

Okumaya devam et “İlk Yurt dışı Seyahatiniz İçin 3 Ülke Tavsiyesi”
Genel, İlginç Bilgiler

İngiltere Hakkında 10 İlginç Bilgi

İngiltere Hakkında 10 İlginç Bilgi

İngiltere kraliyet ailesinin çalkantılı hayatı, masalsı kentleri,ilginç gelenekleri ve tabii dünyanın 1 numaralı futbol ligi olarak kabul edilen Premier League ile her daim ilgi çekiyor. Bu yazımda İngiltere hakkındaki ilginç bilgilerden bazılarını sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂 Aramızda kalsın, yağmurlu ve soğuk hava da İngiltere moduna girmek için ideal 😉

1- Ülkeler arasında gönderilen mektuplarda üzerine ismi yazılmasına gerek olmayan tek ülke İngiltere’dir.

İngiltere’de posta pulunu ters yapıştırırsanız başınız ciddi belada !

”Bütün Yollar Roma’ya çıkar” deyimini değiştirmenin vakti geldi galiba .Şaka bir yana, üstünde kraliçenin resminin bulunduğu posta pulunu ters yapıştırmak vatana ihanet suçu olarak kabul ediliyor. Bu İngiltere ilginç memleket vallahi. Kraliçenin geçtiğimiz yılki vefatının ardından, aynı şey oğlu Kral III.Charles için de geçerli.

2- Dünyadaki Tüm Toprakların Altıda Biri Resmi Olarak İngiltere Kralı Tarafından Yönetilmektedir.

İngiltere Kralının yetki alanı bayağı geniş

İngiltere Kralı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Devlet Başkanlığının yanı sıra, 15 ülkenin de devlet başkanı (Common Wealth ülkeleri). Bu ülkelerin yüzölçümü 2.67 milyar ,yani yaklaşık 34 Türkiye büyüklüğünde. Lakin bu topraklar kral ve ailesinin yasal mülkü değil.

3- Windsor Kalesi Dünyanın En Büyük Kraliyet İkametgahıdır.

İnsan içinde kaybolur vallahi 🙂

Aslında dünyanın en büyük kraliyet sarayı Versailles,ama Fransa’da monarşi kalktığı için Windsor Sarayı en büyük kraliyet ikametgahı olarak kabul edilmektedir. Kale 286 tenis sahası büyüklüğünde.100 odası 1992’deki bir yangında zarar görmüş. Günümüzde 40 odası kullanılıyor.İngiltere ezeli rakibi Fransa’ya bir ünvan kaptırır mı hiç 🙂

4- İngiltere’de Atların Hususi Pasaportları Vardır.

İngiltere’de At da olsan pasaport harcından kurtulamıyorsun 🙂

”Yok artık,daha neler !” dediğinizi duyar gibiyim. 2005 yılında çıkarılan Birleşik Krallık Hayvan Yasası ile atların kimliklerinin ve izlenilirliklerinin takibi amaçlanmış. Bu belgede atın sahibi,kimlik bilgileri,aşı geçmişi ve sağlık bilgileri yer alıyor. At sahibi atı ile yarışa girmek veya seyahat etmek istediğinde, bu pasaportu ibraz etmek zorunda.

5-İngiltere Meclisinde Ölmek Suç Kabul Edilmektedir.

İngiltere’de ölünce bile kanunların pençesinden kurtulamıyorsun 🙂

Bu kanun 1239 yılında çıkarılmış. Kral ile arası bozuk olan devlet adamları ölümleri yaklaşınca devlet binalarına gidip burada ölümü beklerlermiş. Sebebi ise bu binalarda ölenler için devlet töreni yapılma zorunluluğunun olmasıymış.

6-İngiltere Kralının Kendisine ait Pasaportu Yoktur ve Dünyayı Pasaportsuz Dolaşmaktadır.

İngiltere Kralı olmak ne rahat ! Vize ve harç derdin yok 🙂

Birleşik Krallık’ta tüm pasaportlar Kralı adına verildiği için Kralın pasaport sahibi olma zorunluluğu yoktur. Ama bu durum diğer kraliyet ailesi üyeleri için geçerli değildir. Şu dünyada İngiltere Kralı olmak varmış ! Ne güzel, ne vize almakla uğraşıyorsun ne de pasaport fiyatları ve harçlarının artması seni ilgilendiriyor !

7-Dünyadaki En kısa Uçak Seyahati İngiltere’nin Westray ve Papa Westray Adaları Arasında Yapılmaktadır.

O mesafeye uçak kaldırmaya ne gerek var ? Atla motoruna git dimi ama 🙂

İngiltere hakkındaki ilginç bilgiler saymakla bitmiyor. 2 Dakikalık bir seyahat için uçak yerine tekne veya motor kullanılsa daha mantıklı olmaz mıydı? Düşünün ki Kaş’tan Meis Adası’na uçak ile gidiyorsunuz. Check-in derdi, bavul teslimi vs. Üff kim uğraşacak Allah aşkına !Kullanılan yakıta ve diğer masraflara yazık. Bir sürü personel maaşı da cabası. Atla bir Jet Skiye git. Nedir yani ?

8-Dünyanın En Kısa Savaşı 1896’da İngiltere ve Zanzibar Arasında Gerçekleşmiştir.

Savaş sadece 38 dakika sürmüş.

İngilizler darbe ile yönetime gelen Khalid bin Bargash’ı tahttan indirerek, kendilerine yakın olan Hamud bin Muhammed’i tahta çıkarmak için Bargash’a ultimatom verir. Ultimatomu kabul etmeyen Bargash 2800 kişilik bir ordu toplar. Bunun üzerine İngiliz donanması Zanzibar’ı bombalar ve savaş 38 dakikada biter. (Bazı kaynaklara göre 45 dakika) Günümüzde bir futbol maçının devresi bile etmiyor.Donanma komutanı harcadığım mermiye yazık, buraya kadar boşuna geldik dememişse bir şey bilmiyorum.

9- İngiltere’de Trafiğin Soldan Akması, Papanın Verdiği Emirle Alakalıdır.

Papa’nın bir İngiltere’nin trafiğine müdahale etmediği kalmıştı !

İngiltere’de direksiyonlar niye sağ tarafta yer alıyor ? Dolayısıyla trafik neden soldan akıyor ? diye soruyorsanız, cevabı bulmak için Orta Çağa uzanmanız gerekiyor. Bu geleneğin kaynağı Papanın 1300’lü yıllarda Roma’ya gidecek olan hacıların yolda kargaşa çıkarmaması için verdiği bir emir aslında. Ayrıca, eski çağlarda İngilizler dahil çoğu kimse, yolun sol tarafından yürür ve yolun karşısından gelenin düşman olup olmadığını anlamaya çalışırmış. Bir tehlike anında sağ elleriyle kılıçları ya da silahlarını çekerlermiş. Solaklar hapı yuttu desenize ! Zaten solaklar o dönemlerde uğursuz kabul edilirmiş. İlerleyen yıllarda Leonardo Da Vinci, Mozart, Einstein gibi ünlü solakların geleceğinden kimsenin haberi yokmuş tabi !

10- Dünyanın En Büyük Kütüphanesi Londra’da Bulunmaktadır.

Kütüphane geniş koleksiyonu ile bu unvanı hak ediyor

Başkent Londra’da 1753 yılında Britihs Museum bünyesinde kurulan British Library, 170 milyonluk koleksiyonu ile dünyanın en büyük kütüphanesi unvanına sahip. Bu koleksiyon kitaplar,dergiler,el yazmaları,ses kayıtları ve pullardan meydana geliyor. Kütüphane her sene 3.1 milyon yeni kitapla koleksiyonunu zenginleştiriyor.

Bir yazımın daha sonuna geldim. Bu ilginç bilgilerden sonra,bir sonraki İngiltere seyahatiniz daha keyifli olacaktır. Buraya da Londra Gezi Rehberimin linkini bırakıyorum. Mutlaka göz atın 😉

https://newloggers.com/2017/09/20/londra-gezi-rehberi/

İngiltere’nin nasıl kurulduğunu merak ediyorsanız, şu video da ilginizi çekebilir.

https://www.youtube.com/watch?v=hV7dtgbQ1fI

gezi, KEŞİF, İstanbul

Topkapı Sarayı’nda Gözden Kaçırmamanız Gereken 8 Nokta

Topkapı Sarayı 2.Avlunun Girişindeki Babüsselam Kapısı ( Orta Kapı)

Merhaba 🙂 2.5 aylık bir aranın ardından tekrar karşınızdayım 🙂 Bugün size Topkapı Sarayı’nda çok dikkat edilmeyen,ama ziyaretlerinizde mutlaka görmeniz gereken entresan yerlerden bahsedeceğim. Haydi vakit kaybetmeden keşfetmeye başlayalım 😉

Okumaya devam et “Topkapı Sarayı’nda Gözden Kaçırmamanız Gereken 8 Nokta”
Genel, gezi

Prag’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Yer

Orta Avrupa’nın Masalsı Kenti Prag

Orta Avrupa’nın en güzel kentlerinden olan Prag, son yıllarda popüler tatil destinasyonlarından biri haline geldi. Dar sokakları, büyüleyici mimarisi ve nostaljik havasıyla Orta Çağ’a mistik bir yolculuk yaptırıyor adeta. Bu yazımda sizler için Prag’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 yeri derledim. Keyifli okumalar 🙂

1- Dans Eden Ev

Dans Eden Ev Şehrin Sembol Yapılarından

Prag’da görmeniz gereken ilk yer, Dans Eden Ev☺️1992-1996 arasında inşa edilen bu ilginç bina partneriyle birlikte dans eden bir kadın dansçı görünümü sunuyor.Mimar Frank Gehry tarafından inşa edilen binanın yerinde 19.yüzyıldan kalma tarihi bir bina yer alıyormuş. 1945 yılında Amerikan ordusunun bir hava saldırısında yıkılmış.

Bina ünlü dans çiftçi Fred Asteire ve Ginger Rogers’tan ilham alınarak yapılmış. Adeta hareket eder gibi gözüken bu ilginç tasarım şehrin simgelerinden. Terasında bir Fransız restoranı, girişinde ise sevimli kafeler yer alıyor. Fotoğraf severler için de biçilmiş kaftan.

2- Lennon Duvarı

Lennon Duvarı seslerini duyurmak isteyen özgürlükçü gençlerin uğrak noktası

Prag’da göreceğiniz en ilginç ve renkli yerlerden biri Lennon Duvarı.Mala Strana bölgesinde yer alan duvarda Beatles Grubunun ünlü üyesi John Lennon’un grafitisi ve grubun şarkı sözleri bulunuyor. Lennon’ın 1980’de silahla vurulup öldürülmesinden sonra, Vietnam Savaşı’na olan tepkisi ve aktivist tavrından etkilenen Praglı gençler tarafından rol model alınmış ve duvara grafitisi yapılmış. 

Gençler o günden itibaren buraya gelip aşklarını, üzüntülerini ve kaygılarını grafiti yaparak ve şarkı söylerek anlatmaya çalışmışlar. Şehri ziyaret ettiğinizde renkli duvarı inceleyebilir ve Beatles şarkıları söyleyen gençleri dinleyerek keyifli vakit geçirebilirsiniz.

3- Old Town Meydanı

Prag’ın Kalbi Old Town Meydanı

Prag’ın en eski meydanı olan Old Town Meydanı, şehrin kalbi konumunda. Her daim hareketli olan meydan, özellikle turizm sezonunda dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle dolup taşıyor. Meydanda pek çok kafe,restoran ve mağaza yer alıyor gelenlere fazlaca seçenek sunuyor. Çok büyük olmamasına rağmen, sahip olduğu etkileyici tarihi dokuyla seyahat listesinde ilk sıralara yazılıyor.

Orta Çağ’da önemli bir ticari merkez olan meydan, pek çok büyük ve trajik olaylara da şahitlik yapmış. Meydanda tç giyme törenlerinin yanı sıra, idamlar da gerçekleştirilmiş. Bunların en önemlisi, Kral Mathias’a isyan eden Jan Zelivski ve 27 liderin idamı. Meydanın etrafında Aziz Nicholas Kilisesi, Tyn Kilisesi, Eski Belediye Sarayı ve Atronomi Saati gibi önemli eserler yer alıyor. Meydan 1992’den beri Unesco Dünya Mirası Listesinde.

4- Astronomik Saat Kulesi

Astronomik Saat Kulesi şehirde turistlerin en çok ziyaret ettikleri yapılardan

Old Town Meydanı’ndaki Eski Belediye Sarayı’nın üzerinde yer alan Astronomik Saat, Prag’da göreceğiniz en ünlü eserlerden biri. Dünyadaki en eski üçüncü saat olan ünlü eser aynı zamanda hali hazırda çalışmakta olan en eski saat. Üzerindeki 12 dilim 12 burcu simgeliyor. Saati ilgi çekici yapan şey ise, her saat başı tekrarlanan ve 1 dakika süren animasyon gösterisi. Gösteri iskelet heykelinin ölümü hatırlatırcasına zil çalmasıyla başlıyor. Elinde kese tutan Yahudi aç gözlülüğü, mandalin çalan Osmanlı ise sonsuz sefayı ve elinde ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada misali ayna tutan ise kibri simgeliyor. Saatte ayrıca camda görünen havari figürleri de yer alıyor.

5- Karl Köprüsü

Prag’da romantik anların adresi Karl Köprüsü

Prag denilince akla ilk gelen yapılardan olan Karl ( Charles) Köprüsü, şehre kartpostal görünümü kazandıran etkileyici bir yapı. Sadece yaya geçişine açık olan köprü Vlatna Nehri üzerine yer alıyor ve Old Town Meydanı ile Prag Kalesini birbirine bağlıyor.

Köprünün yerinde 10.yüzyılda ahşaptan yapılma başka bir köprü bulunuyormuş. Bu köprü sellerden dolayı yıpranınca, Kral Vladislav tarafından 1170 yılında taş bir köprü inşa edilmiş. Judith adındaki bu köprü de selden dolayı yıkılınca, günümüzdeki taş köprü 1357-1402 yılları arasında Kral Charles tarafından yaptırılmış. Köprü 515 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğinde, Köprüyü ilgi çekici yapan şeylerden biri de üzerindeki barok heykeller. Bunların en ünlüsü ise Aziz Nepomuk’un heykeli. Köprüde nostaljik bir akşam yürüyüşü yaparken masalsı manzarayı izleyebilir, yerel sanatçıların müzikleri ile ruhunuzu besleyebilir ve dilerseniz sokak sanatçılarınıza karikatürünüzü çizdirebilirsiniz. Bunun için 15 dakikanızı ve 20 Euro’nuzu ayırmanız yeterli.

6- Prag Kalesi

Prag Kalesi adeta küçük bir köy gibi

Prag’da göreceğiniz ikonik yapılardan biri de Prag Kalesi. Yapımı 9.yüzyıla dayanan kale,Guiness Rekorlar Kitabına göre,Dünya’nın en eski kalesi olarak kabul ediliyor. Tarih boyunca Bohemya Krallığı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve Çekoslovakya devletlerine ev sahipliği yapmış.

Prag Kalesi savunma amaçlı inşa edilmiş klasik kale yapılarından ziyade, içindeki değişik yapılarla beraber başlı başına bir şehir gibi adeta. Kale kompleksi içerisinde ; Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Manastırı, Altın Yol gibi önemli yapılar yer alıyor. Kaleye ulaşmak için 2 seçeneğiniz var. Eğer yürüyerek gitmek isterseniz, Karl Köprüsünü geçerek 10-15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Yok yürüyemem yorulurum derseniz de, 22 ve 23 numaralı tramvayları kullanabilirsiniz. Kalenin bahçesine giriş ücretsiz. Fakat içindeki yapıları ziyaret etmek için bilet almanız gerekiyor. Kaleyi Nisan-Ekim döneminde 05.00-24.00, Kasım-Mart döneminde ise 06.00-23.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Kaleye girişler özellikle yaz döneminde biraz zor oluyor. O yüzden rehber eşliğinde turlara katılarak gezmenizde fayda var. Prag Kalesi, muhteşem şehir manzarası,etkileyici yapıları ve keyifli kafe-restorantlarıyla hoşça vakit geçireceğiniz bir kompleks. Gezinizde ilk sıralarda yer almalı;)

7- Aziz Vitus Katedrali

Aziz Vitus Katedrali Prag’ın en görkemli dini yapısı

Katedral, Prag’da görebileceğiniz en ihtişamlı dini yapı. Yapımına 1344 yılında başlanan katedral, dilekolay 600 yılda tamamlanmış. Neo-Gotik, Barok ve Rönesans tarzlarının etkilerini görebileceğiniz yapı, Prag Kalesi’nin içinde yer alıyor.

Katedral tarih boyunca taç giyme törenlerine ve cenaze törenlerine ev sahipliği yapmış. Kral IV.Charles, 4 eşi, Bohemya Kralı Jiri Podebrad yapıdaki mezarların sahipleri. Katedralin dış cephesi kadar, vitrayları, Hz. Meryem’i konu alan tasvirleri, gotik tonoz ve payandalar da oldukça ilgli çekici. Son olarak eğer 279 basamağı çıkmayı göze alırsanız, katedralin 96 metrelik kulesi size muhteşem bir Prag manzarası sunuyor.

8- Yahudi Mahallesi

Yahudi Mahallesi Prag’ın en ilginç bölgelerinden

Prag’da bulunan en ilginç bölgelerden biri Yahudi Mahallesi, Josefov adıyla anılıyor ve Old Town ile Vlatava Nehri arasında yer alıyor. Şehre Yahudi göçü 10.yüzyılda başlamış. Göç ile gelen Yahudi nüfus artış gösterince, 13.yüzyılda Josefov oluşmaya başlamış. Mahalle ismini yaptığı reformlarla Yahudilerin yaşamanını kolaylaştıran imparator 2.Josef’ten almış.

Prag 1893-1913 yılları arasında yeniden modellemeye alınınca, bazı mahalleler yıkılıp yeniden yapılmış. Yahudi Mahallesi de bu yıkımlardan nasibini almış ve 20.yüzyılın başında eskiye dair çok az yapı kalmış. Yahudi Mahallesi’nde bugün 6 sinagog, 1 mezarlık ve bir eski belediye binası kalmış. Mezarlık Avrupa’daki en büyük ve eski Yahudi Mezarlığı olma özelliğini taşıyor. 1439-1787 yılları arasında mezarlığa defin yapılmış. Lakin zamanla nüfus artınca 12 katmanlı mezarlar oluşmaya başlamış. Mezarlığı Cumartesi günleri hariç Nisan-Ekim döneminde 09.00-18.00, Kasım-Mart 09.00-16.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Prag Yahudi Mahallesi’nin önemli yapılarından İspanyol Sinagogu

Mahalledeki 6 sinagogdan 2 tanesi oldukça önemli; Eski Yeni Sinagog ve İspanyol Sinagogu. 1270 yılında inşa edilen Eski Yeni Sinagog Avrupa’da hala aktif olarak kullanılan en eski sinagog olma özelliğini taşıyor. 1864 yılında inşa edilen İspanyol Sinagogu ise yeni olmasına rağmen mimarisiyle göz kamaştırıyor. Sinagoglar da mezarlıkla aynı saatlerde ziyaret edilebiliyor. Son olarak, edebiyat dünyasının en büyük isimlerinden olan ve Dönüşüm, Milena’ya Mektuplar gibi eserleriyle meşhur yazar Franz Kafka da Prag Yahudi Mahallesi’nde yaşamış.

9- Franz Kafka Müzesi

Franz Kafka Müzesi ünlü yazarın anısının yaşatıldığı güzel bir merkez

Çekya, Prag denilince akla ilk gelen isim şüphesiz Franz Kafka.Prag’da yürürken ünlü yazarın bir izine mutlaka rastlıyorsunuz. Dünya edebiyatına damga vurmuş olan Kafka’nın anısını yaşatmak için Karl ve Manes Köprüleri arasında bir müze kurulmuş. Müzede yazarın el yazıları, mektupları, ilk basım kitapları ve çizimleri sergileniyor. Heemn girişteki büyük boyuttaki K size merhaba diyor. Bu k harfinin Kafka’nın baş harfi olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Girişteki bu k harfi, Kafka’nın Şato romanındaki ana karakterin adı. Yine girişteki bir havuza işeyen iki adam heykelinin Kafka ile ne ilgisi olduğu ise tam bir muamma.Müzede yazarın aşk, iş ve yazarlık hayatından pasajlar kasvetli bir müzik ve mekan dizaynı ile birlikle sizi entresan bir yolculuğa çıkarıyor. Müzeyi her gün saat 10.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 260 Çek Kronu( 234 TL)

10- Klementium Kütüphanesi

Herkesi kitap kurdu yapacak kadar güzel olan Klementium Kütüphanesi

Prag’da mutlaka görmeniz gereken yerler listesinde son adresimiz, mimarisi ve atmosferiyle hiç kitap okumayan birini bile kitap kurdu yapacak güzellikteki Klementium Kütüphanesi. Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kütüphane, 1722 yılında açılmış. 20.000’den fazla kitaba ve 6 milyondan fazla ev sahipliği yapıyor. Tavanındaki şahane freskler, Jan Hiebl tarafından çizilmiş.Cizvitler tarafından kurulan Klementium , zamanla Charles Üniversitesi ile birleşmiş. Günümüzde Milli Kütüphane olarak Çekya Kültür Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Rehber eşliğinde gezebileceğiniz Klementium’un giriş ücreti 180 Çek Kronu ( 162 TL)

Prag’da gezerken fotojenik kareler yakalamak isterseniz, şu vloga bi göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=SeTGOQ21d8M

Orta Avrupa’nın bir diğer büyüleyici kenti Viyana’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı mutlaka okumalısınız.

https://newloggers.com/2022/12/31/viyanada-mutlaka-gezmeniz-gereken-10-yer/

Genel, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-2

Merhaba. Geçen hafta Beyoğlu’nda gezmeniz gereken yerleri derleyip bölümler halinde yazacağımı söylemiştim. Bu hafta arayı soğutmadan ikinci bölümle karşınızdayım 🙂 Haydi Beyoğlu’nda görmeniz gereken yapıları adım adım keşfetmeye devam edelim 🙂

1- İnci Pastanesi

Profiterolü İle Meşhur İnci Pastanesi

İnci Pastanesi,Beyoğlu deyince akla ilk gelen adreslerden biri. Lukas Zigoridis tarafından 1944 yılında açılan pastane,o günden günümüze İstanbulluların damak zevkine farklı bir soluk katmaya devam ediyor.

Arnavut kökenli olan Zigoridis İstanbul’a henüz 15 yaşında gelmiş. Birçok farklı mekanda çalışarak tecrübe kazandıktan sonra, bir gün kendi işletmesini kurmaya karar vermiş. Cercle d’Orient binasındaki 124 numaralı küçük dükkanı hayallerini gerçekleştireceği mekan olmuş. O günlerde oldukça hareketli olan Beyoğlu’nda fark yaratıp tutunabilmek için değişik bir lezzet ortaya koymak istemiş. İçini kremayla doldurduğu hamur toplarının üzerine çikolata dökerek müşterilerin beğenisine sunmuş. Bu leziz tatlı zamanla İstanbullularının vazgeçilmezi olmuş. Pera’da müthiş bir üne kavuşan mekan, daha sonra Uludağ Tatlısı, Paskalya Çöreği,Palmiye kurabiyesi ve Ayva Peltesi gibi lezzetleriyle de damakları şenlendirmiş. Beyoğlu’nda simge bir mekan ve unutulmaz lezzetler yaratan Bay Zigoridis 2005 yılında vefat etmiş. Pastaneyi günümüzde mekanın kıdemli çalışanı Musa Ateş ve Zigoridis’in torunu Paola Loor tarafından işletiyor. Emek Sinemasının yenilenmesiyle kurulduğu binadan taşınmak zorunda kalan işletme, bugün Mis Sokak’ta hizmet veriyor.

2- Lebon Pastanesi

Lebon Türkiye’nin İlk Pastanesi

“Chez Lebon, tout est bon/Lebon’da her şey güzeldir” uzun yıllar boyunca bu sloganla anılan Lebon, Türkiye’nin ilk pastanesi. 1886 yılında Edouard Lebon tarafından kurulmuş. Fransız Büyükçelçiliğinde çalışan Edouard Lebon, buradan ayrılarak Osmanlı sarayının pasta şefi Vallaury’nin yanında çalışmaya başlamış. Zamanla ustasının kızına aşık olarak evlenmiş. Ardından, Şark Pasajı’nda Cafe-Restaurant de Saint Petersbourg adıyla bir mekan açmış. Bir zaman sonra pasajın yanındaki 362 numaralı dükkana taşınarak kendi adını verdiği Lebon Pastanesi’ni açmış.

Beyoğlu’nda ikon bir mekan haline gelen Lebon, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü,Celal Bayar,Namık Kemal, Haldun Taner gibi pek çok ünlü ismi ağırlamış. Özellikle pastalarıyla meşhur olan pastane, duvarlarındaki art nouveau tarzındaki fayans panolar ile de göz kamaştırırmış. Bay Lebon 1937’de hayatını kaybedince, mekanı yardımcısı Kostas Litoupulos devralmış ve 1970’lere kadar çalıştırmış. Bu dönemde pastane yolun karşısına geçince yerinde Markiz açılmış.6-7 Eylül olaylarının hüznüne de tanık olan Markiz, 1970’lerde içindeki bina ile beraber bir oto tamircisine satılmış. Daha sonra Hldun Taner ve dönemin diğer aydınlarıyla beraber tekrar canlandırılmış. Lebon Pastanesi ise geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin getirdiği kira artışlarından dolayı 2022 sonunda kapandı. Markanın satın alındığı ve bu sene tekrar açılacağı söyleniyor. Umarım Beyoğlu’nun bu simge mekanı tekrardan ayağa kaldırılır.

3- Saint Antuan Katolik Kilisesi

Saint Antuan İstanbul’un En Büyük ve Cemaati En Kalabalık Katolik Kilisesi

Kilise 1906-1912 yılları arasında Giulio Mongeri tarafından Neo Gotik ( Ortaçağ Gotik Mimarisini idealleştiren mimari tarz. ) tarzda inşa edilmiş. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olma özelliğini taşıyor.

Kendilerini Hz.İsa’ya adayıp yoksulluk yemini eden Fransisken Tarikatı mensupları, 6.yüzyılda İstanbul’a gelerek bugün Kalenderhane Camii’nin yerinde bulunan Theotokos Kyriotissa Kilisesi’ne yerleşmişler. Daha sonra İstanbul’daki Latin İşgali (1204-1261) sırasında Galata’da başka bir kilise inşa etmişler. Oldukça etkileyici bir mimariye sahip bu kilise 350 yıl boyunca Fransiskenlerin yeni evi olmuş ve Latin Ayasofyası olarak anılmış. Birkaç yangın geçirip yeniden inşa edildikten sonra 1696’daki yangından da kurtulmuş ama bu kez 2. Mustafa’nın annesinin ısrarıyla camiiye çevrilmiş. Bu olaydan sonra rahipler 1724.’te Beyoğlu’nda yeni bir kilise inşa edilmiş.

İnşa edilen bu yeni kilise 1904’te tramvay yolu inşaatları sırasında yıkılmış. Rahipler yeni bi yer bulup inşaata başlasalar da Vatikan’ın desteği gelmeyince çalışmalar yarım kalmış. Beklenen yardım 1910’da gelince ve inşaat tekrar başlamış ve 2 yılda tamamlanmış. Kilise 1932’de Papa XI.Pius tarafından kutsanarak bazilika seviyesine yükseltilmiş. Saint Antuan Kilisesi ibadet dışında da sıklıkla ziyaret ediliyor. En kalabalık dönemini ise Noel zamanı yaşıyor. Kilisede zaman zaman çeşitli sergiler de açılıyor. Bahçesinde Türk dostu papa olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı idamdan kurtardığı söylenen XXIII. Johannes’in ( Roncalli) heykeli yer alıyor.

4-Pera Palas

Birçok Ünlü İsmin Konakladığı İlklerin Oteli Pera Palas

Beyoğlu’nda göreceğiniz en etresan yapılardan biriPera Palas Hotel. 18921-1895 yılları arasında , Orient Express ile seyahat eden yolcuların yüksek standartta konaklaması için , ünlü mimar Alexandre Vallaury ( İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni de inşa etmiş olan) tasarımıyla inşa edilmiş. Dönemine göre oldukça modern olan otel, Osmanlı Sarayı dışında ilk kez sıcak su ve elektriğin kullanıldığı bina olmuş.

Pera Palas birçok önemli isme ev sahipliği yapmış. Bunların başında tabii ki Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk, İlki 1917 yılında olmak üzere cephe dönüşleri sık sık burada konaklamış. Kaldığı 101 numaralı oda 1981 yılında şahsi eşyalarının sergilendiği bir müze odaya dönüştürülmüş. Hintli bir mihracenin kendisine hediye ettiği, üzerinde saat 09.07 işlemeli halı da burada sergileniyor. Müze oda her gün saat 11:00-12:00 ve 15:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık.

Pera Palas’ta kalan bir diğer ünlü isim de Agatha Christie. Ünlü polisiye roman yazarı 1926- 1932 yılları arasında pek çok kez burada kalmış. Hatta Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını kaldığı 411 numaralı odada yazdığı söyleniyor. Yazar 1926’da 11 gün boyunca ortadan kaybolmuş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir iddiaya göre otelin o zamanki sahibi Misbah Muhayyes’in Yeniköy’deki yalısında kalmış . Ölümünden sonra Tamara Rand isimli bir medyum, kaybolduğu zamana ait detayların 411 numaralı odada saklı olduğunu söylemiş. Medyumun tarif ettiği yerde bir anahtar bulunur, ama sırrı çözülemez. Ünlü yazar @baskomsernevzat ( Ahmet Ümit) konuyla ilgili nefis bir roman yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim 👍 411 numaralı oda maalesef müze değil ve ziyaret edilemiyor.

Pera Palas’ta kalan diğer önemli misafirler ise şöyle: Bulgar kralı Ferdinand, Mareşal Tito, Fransa cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing, Romanya kraliçesi Mary, İran Şahları Rıza Pehlevi ve Ali Kaçar, İngiliz kralı VIII. Edward, First Lady Jacquelin Kennedy, Alman büyükelçi Von Papen, İsmet İnönü, Adnan Menderes vs.

5-Botter Apartmanı

İstanbul’un İlk Moda Evi Botter Apartmanı’nda Açılmış

İstanbul’daki Art Nouveau tarzındaki ilk yapı olan Botter Apartmanı 1901 yılında ünlü mimar Raimondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş. İsmini Hollanda’dan göç eden terzi Jean Botter’den alıyor. Osmanlı Sarayı’nın terzilerinden olan Botter, zamanla yeteneği ile Sultan 2.Abdülhamid’in dikkatini çekmiş. Sultan da takdirini kazanan bu bay Botter için bir moda evi yapılmasını emretmiş. 1901’de tamamlanan bina İstanbul’un ilk moda evi olmuş. Dış cephesi nefis çiçek bezemeleri ile süslü bina, beyaz gelinlik modasını Avrupa’dan getiren merkez olmuş. Normalde Türk gelinlikleri kırmızı gibi farklı renklerle yapılırmış.

Binanın alt katı moda evi, üst katı ise Botter ailesinin evi olarak kullanılmış. Örnekleri Avrupa’da görülse de İstanbul’da bu şekilde ina edilen ilk yapı olmuş. Binayı özel bir yapan bir diğer detay ise asansörü. Pera Palas’tan sonra asansör bulunan ikinci bina olmuş. 1.Dünya Savaşı’nın getirdiği çalkantılı günlerde moda evine olan ilgi azalmış. Jean Botter işleri bozulunca binayı Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e yerleşmiş. Orada da vefat etmiş. Beyoğlu’nda Botter Evi’ne gittiğinizde çiçek motifleriyle süslü dış cephesinden başka girişteki dal ve gül motiflerine, ayrıca kolonlar üzerindeki Medusa başlarına da dikkat etmelisiniz. Bina geçtiğimiz günlerde İbb Miras tarafından restore edilerek sanat ve tasarım merkezi olarak açıldı. Herkesin ziyaretine açık olan yapıyı mutlaka rotanıza dahil etmenizi tavsiye ederim.

6- Narmanlı Han

Beyoğlu’nun Günümüze Ulaşan En Eski Yapılarından Narmanlı Han

1820’de yapılan Narmanlı Han, Beyoğlu’nda günümüze ulaşan en eski binarından birisi. Küçük bir kaleye benzeyen 2 katlı yapı, yapılışından hemen sonra Ruslar tarafından satın alınarak büyükelçilik binası ve hapishane olarak satın alınmış. 1.Dünya Savaşı yıllarında Beyaz Rusların göçüyle hareketli günler geçiren han, ardından Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler tarafından satın alınarak geniş bir tadilattan geçirilmiş. Tadilattan sonra konut ve işyerlerine ev sahipliği yapan han, Narmanlı Yurdu olarak anılmaya başlamış. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger gibi çok sayıda sanatçı burada yaşayıp çalışmış. 2017’de restore edilen tarihi yapı, günümüzde yeni nesil cafe ve restorantlara ev sahipliği yapıyor.

Serinin 1.bölümünü bu linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

https://newloggers.com/2023/04/29/beyoglunda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler-1/

Genel, gezi, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-1

İstiklal Caddesi

Beyoğlu geçmişten günümüze her daim, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlayan canlı bir bölge. İsmini Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Gritti’den alan semt, birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındırıyor.İstanbul’un ruhunu yaşayabileceğiniz bu eşsiz semtte gezip görülecek pek çok eser mevcut. Ben de bu eserleri, Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler isminde bir seri hazırlayarak sizlere tanıtmak istedim. Faydalı olması dileğiyle, keyifli okumalar:)

1- Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nun Simge Yapılarından Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nda mutlaka gezmeniz gereken ilk eser, İstiklal Caddesi’nin Sıra Selviler Caddesi ile kesiştiği noktada, Meşelik Sokak’ta yer alan Aya Triada Kilisesi. Kilise ismini Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan baba,oğul ve kutsal ruh’tan alıyor.

1672 yılında Patrik IV.Dionisos, cemaatinin mezarlık ihtiyacını karşılamak adına burada bir arsa satın almış. Satın aldığı arazinin bir bölümüne hastane, bir bölümüne de mezarlık inşa ettirmiş. Hastane Stavrodami Veba Hastanesi olarak kullanılmış. Zamanla mezarlığın içine Aya Yorgi’ye ( Saint Georghe) ithaf edilen ahşap bir kilise yapılmış. Bu kilise Tanzimat döneminde yıkılarak yerine Zapyon Kız Lisesi inşa edilmiş. İlerleyen zamanda patrik tarafından yaptırılan mezarlığın bir bölümü kaldırılmış. Mimar Vasilaki Yoannis tarafından 1867’de bugünkü kilisenin inşası başlamış. İnşaat 14 Eylül 1880’de tamamlanmış. 18. yüzyıl Avrupa Eklektik Mimarisinin ( farklı çağ ve üsluplardan seçilen unsurların yeni bir tasarım için kullanılması) örneği olan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış. Kilisenin girişindeki 4 katlı simetrik çan kuleleri ve gösterişli kubbesi yapıya ayrı bir ihtişam katıyor.

2- Santa Maria Draperis Kilisesi

Gülün Adı Romanındaki Manastırı Hatırlatan Santa Maria Draperis Kilisesi

Beyoğlu’ndaki entresan yapılardan biri de bu kilise. Fransiskenler İstanbul’un fethinden önce Sirkeci’de Santa Maria adlı bir kilise kurmuşlar. Lakin, rahipler fetih esnasında şehir savunmasında yer aldıkları için kiliseleri ortadan kaldırılmış. Kilise Galata’Da tekrar kurulsa da 1584’te bir yangın geçirmiş. Cenevizli Madam Clara Bertola Draperis’in arsasını bağışlamasıyla onun adını da alarak 1590’da tekrardan açılmış. Kilise 1660’ta tekrardan büyük bir yangın geçirmiş ve hayırseverlerin yardımlarıyla Pera Dörtyol’da bugünkü yerinde tekrar açılmış.

Kilise toplamda 5 yangın geçirmiş. Bizans döneminden kalan Meryem Ana ikonası hala sağlam kalmayı başarmış. Kilise, 1874’te Ludovico Seefelder ve 1904’te Guglielmo Semprini tarafından restore edilmiş. Uzun bir süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun himayesinde kaldıktan sonra 1919 yılında tüm hakları ve müesseseleriyle birlikte İtalya’ya devredilmiş.1904 yılındaki restorasyon sonrası girişe konulan kitabede Sultan 2.Abdülhamid ve Rıdvan Paşa’ya yapım için gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür edilmiş. İstanbul’da ilk tıp mektebini kuran Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard 1844’te vefat ettikten sonra bu kiliseye defnedilmiş. Son olarak, bu kilisenin bana, Gülün Adı Filmindeki Manastırı hatırlattığını eklemeliyim 🙂

3- Ağa Camii

İstiklal Caddesi Üzerindeki Tek Camii Olan Ağa Camii

Hüseyin Ağa Camii, bilinen adıyla Ağa Camii Beyoğlu’nda yer alan tek camii. 1596 yılında Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış. Hüseyin Ağa av meraklısıymış. Bir gün padişah enderun ağalarının yetiştiği Galatasaray binasına gelip Hüseyin Ağayı sormuş. Arkadaşları ava gitti diyemediklerinden, cami yaptıracak da arsa aramaya gitti demişler. Bunu öğrenen Hüseyin Ağa, yana yakıla arsa aramaya başlamış. Çok geçmeden bir tarlayı satın alıp inşaata başlamış. İnşaat devam ederken padişah önünden geçtiği camiiyi beğenmiş ve kubbesi için altın bağışlamış. Padişahın yaptırdığı bu kubbe bir yangın sırasında yok olmuş

Camii, Sultan 2. Mahmut döneminde 2 kez elden geçirilmiş. Oldukça zarif olan Şadırvanı Mimar Sinan eseri Sinan Paşa Camii’den, Türk taş oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen fıskiyesi ise Eyüp’teki Oluklubayır Tekkesi’nden getirilmiş. İstiklal Caddesi üzerindeki tek camii, İstanbul’un işgal edildiği günlere de tanıklık etmiş.Hükümet tarafından taşınmak bahanesiyle satılmak istenmiş. Camii vakfının yöneticisi Kemalettin Bey yoğun uğraşları sonucu bunu engellemeyi başarmış. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, o hazin günlerde camiinin üzerinde İngiliz bayrağını görünce ” Havsalam almıyordu bu hazin hali önce. Ah, ey zavallı camii, seni böyle görünce.”diye başlayan bir şiir kaleme almış.Camii işgalden sonra metruk vaziyette kalmış ve 1937’de restore edilmiş. 1999’da depreminde ve yakınındaki bir inşaattan dolayı zarar gördükten sonra, tekrar restorasyona alınmış ve 2014’te tekrar ibadete açılmış.

Camii’nin hikayesini daha detaylı öğrenmek için, Talha Uğurluel hocanın şu videosuna bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=DmANJKnnSSs

4- Suriye Pasajı

Suriye Pasajı Bazı İlklere Ev Sahipliği Yapmış

Pasaj,Beyoğlu’nda bulunan en eski ve en büyük pasajlardan biri. 1908 yılında mimar Demetre Bassiladis tarafından inşa edilmiş. Birbirinden bağımsız 3 apartman şeklinde yapılmış.Bunlar farklı noktalardan köprüler ile birbirine bağlanarak bugünkü görünümünü almış. Alt katı çarşı üst katı konut olarak kullanılan yapı bazı ilklere de ev sahipliği yapmış. Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra elektrik ve hava gazı ilk kez buraya bağlanmış. Yine sinemalardan sonra çift asansör sistemi ilk kez burada uygulanmış. İsmini yapının hamileri Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşa ve o dönemde İstanbul Ticaret Odası Başkanı olan akrabası Mehmed Abud Paşalardan almış.

Pasajda 1911 yılında Santral Sineması açılmış. Salon daha sonraları Şafak, Cumhuriyet ve Zafer Sineması olarak adlandırılmış. Pasajda büro ve işletmelerin yanısıra ,Fransızca Stamboul ve Ermenice Nor Marmara gibi azınlık gazeteleri de faaliyet göstermiş. Pasajda günümüzde kahvehaneler, dericiler,kürkçüler,dizi-filmlere kostüm üreten dükkanlar vs yer alıyor. Birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındıran bu tarihi yapı, 1995’ten beri Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla 1.derece tarihi eser konumunda.

5- Halep Pasajı

Türk Tiyatro Tarihine Damga Vuran Halep Pasajı

Halep Pasajı 1885 yılında, Halepli M.Hacar Aleppo tarafından yaptırılmış. Süreyya Pasajı ve Beyoğlu Pasajı olarak da adlandırılıyormuş. Pasajın arkasında o dönem bir sirk de yer alıyormuş. Ramon Ramirez tarafından işletilen bu pasajın ünü İstanbul’u kasıp kavuruyormuş. İlizyonist Door Le Blanc, Osmanlı sarayında da gösteri yapan,trapezci Charles Le Folleturada burada çalışan ünlü isimlerden sadece birkaçı.

Beyoğlu’nda bulunan Halep Pasajı, Türk tiyatrosuna damga vurmuş merkezlerden biriymiş.1904’te yandıktan sonra pasaja Varyete Tiyatrosu inşa edilmiş. Burada Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gelen sanatçılar meslekelrini icra ediyormuş. Yine burada 1923 yılında ilk kez 2 kadın sanatçı ( Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir) halka açık bir gösteride sahne almış. amazan ayı geldiğinde ise bu sanatçıların yerini Türk Drama Toplulukları alıyormuş. Yine o dönemlerde pasajda meşhur bir velespit ( bisiklet) dükkanı varmış. O dönemde şehirde çok az kişinin velespit kullandığını düşündüğümüzde, dükkanının önemini kavrayabiliriz.

O dönemde pasajın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde ünlü Onnik Puşadiyan’ın birahanesi, Balati’nin müzik mağazası,Bravakis’in pastanesi, Rosis İç Çamaşırları gibi meşhur dükkanlar yer alıyormuş. Binanın 2.katında yer alan Ertuğrul Bora’nın efsanevi Papirüs Bar’ı yer alıyormuş. Mekan dönemin yazar ve sanat camiasının uğrak yeriymiş. Lakin 1977 yılında bir yangında zarar görmüş ve Ayhan Işık Sokağa taşınmış. 90’ların sonunda da tamamen kapanmış. Pasaj ne yazık ki orjinal yapısını koruyamamış. 1984 yılında yapının varislerini sadece ön cephesini koruyarak tamamen yıkmış. Pasajda günümzde çeşitli restoranlar, Beyoğlu Sineması, Pera Sineması, Maya Sahnesi ve rahmetli Ferhan Şensoy’un 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu yer alıyor.

6-Çiçek Pasajı

Beyoğlu Denince Akla İlk Gelen Yapılardan Çiçek Pasajı

Beyoğlu’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Çiçek Pasajı.Pasaj,Tanzimat döneminin meşhur Naum Tiyatrosu Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid’in tiyatro izlemek için geldiği, Verdi’nin ll travatore isimli ünlü operasının Paris’ten önce sergiledindiği, sergilenen İtalyan operaları sayesinde Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden birisiymiş. 

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında Naum Tiyatrosu da ciddi zarar görmüş. Binayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın almış ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya bir proje çizdirerek, içinde bir çarşı ve apartman bulunan yeni tipte bir bina inşa ettirmiş. 1876’da restorasyon bitmiş ve Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan ve üstüne 18 dükkanlı yeni bir yapı ortaya çıkmış. Pasaja Hristaki Pasajı adı verilmiş. Yorgo’nun Meyhanesi, Keserciyan’ın Terzihanesi, Schumacher’in Fırını ve Vallaury’nin pastanesi pasajın önemli dükkanlarıymış. 1908 yılında yapının mülkiyeti Said Paşa’ya geçince ismi Said Paşa Geçidi olmuş. 

1940’lı yıllarda pasajdaki dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış .Pasajda çiçek mezatları da organize edilirmiş. Zamanla Beyoğlu’ndaki bütün çiçekçiler buraya toplanmış ve ismi Çiçek Pasajı olmuş. 1940’lardan sonra açılan meyhane ve birahanelerden dolayı çiçekçiler taşınmış. İlerleyen yıllarda restore edilmiş ve 1988 yılında tekrar kullanıma açılmış.

7- Hazzopulo Pasajı

Bir Zamanların En Renkli Mekanlarından Olan Hazzopulo Pasajı

Beyoğlu’nda gezerken mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olan pasa, Rum tüccar M. Hacopulo tarafından inşa ettirilmiş ve 1871’de hizmete açılmış. Kurulduğu günden itibaren kuaför,terzi ve şapkacı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü matbaası da burada yer alıyormuş. Vatan şairi Namık Kemal İbret Gazetesi’ni burada çıkarmış. Hatta Ahmet Mithat Efendi ile beraber burada tutuklanmışlar. Bu hadiseden sonra pasaj Jön Türklerin toplanma merkezi olmuş. Meşhur fotoğraf sanatçımız rahmetli Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesi de buradaymış. Maalesef 6-7 Eylül olaylarından sonra pasajın renkli yapısı değişmiş. Ünlü dükkanlar bir bir kapanmış. 12 Eylül darbesi ile de ismi Danışman Geçidi olmuş. Hanın mülkiyet meselesi karışık olduğundan 2009’dan beri kayyum tarafından yönetiliyor. Günümüzde çay ocakları ve kahvehanelere ev sahipliği yapıyor.

8- Mısır Apartmanı

Beyoğlu’nun Sarayvari Yapılarından Olan Mısır Apartmanı

İstanbul’un ilk betonarme yapılarından olan Mısır Apartmanı, mimar Hosep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış.Mısır Prensi Abbas Hilmi Paşa Art Nouveu tarzında inşa ettirdiği binayı kışlık konak olarak kullanmış. Abbas Hilmi Paşa’nın ölümü ardından katlara bölünüp işadamı Hayri İpar’a satılmış. Bina ilk yapıldığında dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşuyormuş. Bugün 360 restoran olarak kullanılan terası ise çamaşırhaneymiş. Bugün binada sanat galerileri yer alıyor.

Binada Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay ve Hüsamettin Cindoruk gibi ünlü isimler yaşamış. Ayrıca İsrail’in meşhur gizli servisi Mossad ta İsrail Dışişlerinde görevli bir memur olan Reuven Shiloah tarafından yine bu binada kurulmuş.

Karaköy-Galata’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı da okuyun derim 😉

https://newloggers.com/2018/02/01/karakoy-galata-gezi-rehberi/