Yurt dışı seyahati hem çok keyifli hem de çok stresli bir süreç. Özellikle bunu ilk kez deneyimleyeceklerin kafasında pek çok soru dolaşır. Bu süreci rahat geçirmek için benim tavsiyem , vize stresi ve dil problemini yaşamayacağınız,ayrıca ekonomik açıdan daha rahat hareket edebileceğiniz ülkeler ile başlamanız. Bu yazımda, ilk yurt dışı seyahatiniz için sorun yaşamadan harika vakit geçirebileceğiniz 5 ülkeyi anlattım. Keyifli okumalar 🙂
Topkapı Sarayı 2.Avlunun Girişindeki Babüsselam Kapısı ( Orta Kapı)
Merhaba 🙂 2.5 aylık bir aranın ardından tekrar karşınızdayım 🙂 Bugün size Topkapı Sarayı’nda çok dikkat edilmeyen,ama ziyaretlerinizde mutlaka görmeniz gereken entresan yerlerden bahsedeceğim. Haydi vakit kaybetmeden keşfetmeye başlayalım 😉
Orta Avrupa’nın en güzel kentlerinden olan Prag, son yıllarda popüler tatil destinasyonlarından biri haline geldi. Dar sokakları, büyüleyici mimarisi ve nostaljik havasıyla Orta Çağ’a mistik bir yolculuk yaptırıyor adeta. Bu yazımda sizler için Prag’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 yeri derledim. Keyifli okumalar 🙂
1- Dans Eden Ev
Dans Eden Ev Şehrin Sembol Yapılarından
Prag’da görmeniz gereken ilk yer, Dans Eden Ev☺️1992-1996 arasında inşa edilen bu ilginç bina partneriyle birlikte dans eden bir kadın dansçı görünümü sunuyor.Mimar Frank Gehry tarafından inşa edilen binanın yerinde 19.yüzyıldan kalma tarihi bir bina yer alıyormuş. 1945 yılında Amerikan ordusunun bir hava saldırısında yıkılmış.
Bina ünlü dans çiftçi Fred Asteire ve Ginger Rogers’tan ilham alınarak yapılmış. Adeta hareket eder gibi gözüken bu ilginç tasarım şehrin simgelerinden. Terasında bir Fransız restoranı, girişinde ise sevimli kafeler yer alıyor. Fotoğraf severler için de biçilmiş kaftan.
2- Lennon Duvarı
Lennon Duvarı seslerini duyurmak isteyen özgürlükçü gençlerin uğrak noktası
Prag’da göreceğiniz en ilginç ve renkli yerlerden biri Lennon Duvarı.Mala Strana bölgesinde yer alan duvarda Beatles Grubunun ünlü üyesi John Lennon’un grafitisi ve grubun şarkı sözleri bulunuyor. Lennon’ın 1980’de silahla vurulup öldürülmesinden sonra, Vietnam Savaşı’na olan tepkisi ve aktivist tavrından etkilenen Praglı gençler tarafından rol model alınmış ve duvara grafitisi yapılmış.
Gençler o günden itibaren buraya gelip aşklarını, üzüntülerini ve kaygılarını grafiti yaparak ve şarkı söylerek anlatmaya çalışmışlar. Şehri ziyaret ettiğinizde renkli duvarı inceleyebilir ve Beatles şarkıları söyleyen gençleri dinleyerek keyifli vakit geçirebilirsiniz.
3- Old Town Meydanı
Prag’ın Kalbi Old Town Meydanı
Prag’ın en eski meydanı olan Old Town Meydanı, şehrin kalbi konumunda. Her daim hareketli olan meydan, özellikle turizm sezonunda dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle dolup taşıyor. Meydanda pek çok kafe,restoran ve mağaza yer alıyor gelenlere fazlaca seçenek sunuyor. Çok büyük olmamasına rağmen, sahip olduğu etkileyici tarihi dokuyla seyahat listesinde ilk sıralara yazılıyor.
Orta Çağ’da önemli bir ticari merkez olan meydan, pek çok büyük ve trajik olaylara da şahitlik yapmış. Meydanda tç giyme törenlerinin yanı sıra, idamlar da gerçekleştirilmiş. Bunların en önemlisi, Kral Mathias’a isyan eden Jan Zelivski ve 27 liderin idamı. Meydanın etrafında Aziz Nicholas Kilisesi, Tyn Kilisesi, Eski Belediye Sarayı ve Atronomi Saati gibi önemli eserler yer alıyor. Meydan 1992’den beri Unesco Dünya Mirası Listesinde.
4- Astronomik Saat Kulesi
Astronomik Saat Kulesi şehirde turistlerin en çok ziyaret ettikleri yapılardan
Old Town Meydanı’ndaki Eski Belediye Sarayı’nın üzerinde yer alan Astronomik Saat, Prag’da göreceğiniz en ünlü eserlerden biri. Dünyadaki en eski üçüncü saat olan ünlü eser aynı zamanda hali hazırda çalışmakta olan en eski saat. Üzerindeki 12 dilim 12 burcu simgeliyor. Saati ilgi çekici yapan şey ise, her saat başı tekrarlanan ve 1 dakika süren animasyon gösterisi. Gösteri iskelet heykelinin ölümü hatırlatırcasına zil çalmasıyla başlıyor. Elinde kese tutan Yahudi aç gözlülüğü, mandalin çalan Osmanlı ise sonsuz sefayı ve elinde ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada misali ayna tutan ise kibri simgeliyor. Saatte ayrıca camda görünen havari figürleri de yer alıyor.
5- Karl Köprüsü
Prag’da romantik anların adresi Karl Köprüsü
Prag denilince akla ilk gelen yapılardan olan Karl ( Charles) Köprüsü, şehre kartpostal görünümü kazandıran etkileyici bir yapı. Sadece yaya geçişine açık olan köprü Vlatna Nehri üzerine yer alıyor ve Old Town Meydanı ile Prag Kalesini birbirine bağlıyor.
Köprünün yerinde 10.yüzyılda ahşaptan yapılma başka bir köprü bulunuyormuş. Bu köprü sellerden dolayı yıpranınca, Kral Vladislav tarafından 1170 yılında taş bir köprü inşa edilmiş. Judith adındaki bu köprü de selden dolayı yıkılınca, günümüzdeki taş köprü 1357-1402 yılları arasında Kral Charles tarafından yaptırılmış. Köprü 515 metre uzunluğunda ve 9.5 metre genişliğinde, Köprüyü ilgi çekici yapan şeylerden biri de üzerindeki barok heykeller. Bunların en ünlüsü ise Aziz Nepomuk’un heykeli. Köprüde nostaljik bir akşam yürüyüşü yaparken masalsı manzarayı izleyebilir, yerel sanatçıların müzikleri ile ruhunuzu besleyebilir ve dilerseniz sokak sanatçılarınıza karikatürünüzü çizdirebilirsiniz. Bunun için 15 dakikanızı ve 20 Euro’nuzu ayırmanız yeterli.
6- Prag Kalesi
Prag Kalesi adeta küçük bir köy gibi
Prag’da göreceğiniz ikonik yapılardan biri de Prag Kalesi. Yapımı 9.yüzyıla dayanan kale,Guiness Rekorlar Kitabına göre,Dünya’nın en eski kalesi olarak kabul ediliyor. Tarih boyunca Bohemya Krallığı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve Çekoslovakya devletlerine ev sahipliği yapmış.
Prag Kalesi savunma amaçlı inşa edilmiş klasik kale yapılarından ziyade, içindeki değişik yapılarla beraber başlı başına bir şehir gibi adeta. Kale kompleksi içerisinde ; Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Manastırı, Altın Yol gibi önemli yapılar yer alıyor. Kaleye ulaşmak için 2 seçeneğiniz var. Eğer yürüyerek gitmek isterseniz, Karl Köprüsünü geçerek 10-15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Yok yürüyemem yorulurum derseniz de, 22 ve 23 numaralı tramvayları kullanabilirsiniz. Kalenin bahçesine giriş ücretsiz. Fakat içindeki yapıları ziyaret etmek için bilet almanız gerekiyor. Kaleyi Nisan-Ekim döneminde 05.00-24.00, Kasım-Mart döneminde ise 06.00-23.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Kaleye girişler özellikle yaz döneminde biraz zor oluyor. O yüzden rehber eşliğinde turlara katılarak gezmenizde fayda var. Prag Kalesi, muhteşem şehir manzarası,etkileyici yapıları ve keyifli kafe-restorantlarıyla hoşça vakit geçireceğiniz bir kompleks. Gezinizde ilk sıralarda yer almalı;)
7- Aziz Vitus Katedrali
Aziz Vitus Katedrali Prag’ın en görkemli dini yapısı
Katedral, Prag’da görebileceğiniz en ihtişamlı dini yapı. Yapımına 1344 yılında başlanan katedral, dilekolay 600 yılda tamamlanmış. Neo-Gotik, Barok ve Rönesans tarzlarının etkilerini görebileceğiniz yapı, Prag Kalesi’nin içinde yer alıyor.
Katedral tarih boyunca taç giyme törenlerine ve cenaze törenlerine ev sahipliği yapmış. Kral IV.Charles, 4 eşi, Bohemya Kralı Jiri Podebrad yapıdaki mezarların sahipleri. Katedralin dış cephesi kadar, vitrayları, Hz. Meryem’i konu alan tasvirleri, gotik tonoz ve payandalar da oldukça ilgli çekici. Son olarak eğer 279 basamağı çıkmayı göze alırsanız, katedralin 96 metrelik kulesi size muhteşem bir Prag manzarası sunuyor.
8- Yahudi Mahallesi
Yahudi Mahallesi Prag’ın en ilginç bölgelerinden
Prag’da bulunan en ilginç bölgelerden biri Yahudi Mahallesi, Josefov adıyla anılıyor ve Old Town ile Vlatava Nehri arasında yer alıyor. Şehre Yahudi göçü 10.yüzyılda başlamış. Göç ile gelen Yahudi nüfus artış gösterince, 13.yüzyılda Josefov oluşmaya başlamış. Mahalle ismini yaptığı reformlarla Yahudilerin yaşamanını kolaylaştıran imparator 2.Josef’ten almış.
Prag 1893-1913 yılları arasında yeniden modellemeye alınınca, bazı mahalleler yıkılıp yeniden yapılmış. Yahudi Mahallesi de bu yıkımlardan nasibini almış ve 20.yüzyılın başında eskiye dair çok az yapı kalmış. Yahudi Mahallesi’nde bugün 6 sinagog, 1 mezarlık ve bir eski belediye binası kalmış. Mezarlık Avrupa’daki en büyük ve eski Yahudi Mezarlığı olma özelliğini taşıyor. 1439-1787 yılları arasında mezarlığa defin yapılmış. Lakin zamanla nüfus artınca 12 katmanlı mezarlar oluşmaya başlamış. Mezarlığı Cumartesi günleri hariç Nisan-Ekim döneminde 09.00-18.00, Kasım-Mart 09.00-16.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Prag Yahudi Mahallesi’nin önemli yapılarından İspanyol Sinagogu
Mahalledeki 6 sinagogdan 2 tanesi oldukça önemli; Eski Yeni Sinagog ve İspanyol Sinagogu. 1270 yılında inşa edilen Eski Yeni Sinagog Avrupa’da hala aktif olarak kullanılan en eski sinagog olma özelliğini taşıyor. 1864 yılında inşa edilen İspanyol Sinagogu ise yeni olmasına rağmen mimarisiyle göz kamaştırıyor. Sinagoglar da mezarlıkla aynı saatlerde ziyaret edilebiliyor. Son olarak, edebiyat dünyasının en büyük isimlerinden olan ve Dönüşüm, Milena’ya Mektuplar gibi eserleriyle meşhur yazar Franz Kafka da Prag Yahudi Mahallesi’nde yaşamış.
9- Franz Kafka Müzesi
Franz Kafka Müzesi ünlü yazarın anısının yaşatıldığı güzel bir merkez
Çekya, Prag denilince akla ilk gelen isim şüphesiz Franz Kafka.Prag’da yürürken ünlü yazarın bir izine mutlaka rastlıyorsunuz. Dünya edebiyatına damga vurmuş olan Kafka’nın anısını yaşatmak için Karl ve Manes Köprüleri arasında bir müze kurulmuş. Müzede yazarın el yazıları, mektupları, ilk basım kitapları ve çizimleri sergileniyor. Heemn girişteki büyük boyuttaki K size merhaba diyor. Bu k harfinin Kafka’nın baş harfi olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Girişteki bu k harfi, Kafka’nın Şato romanındaki ana karakterin adı. Yine girişteki bir havuza işeyen iki adam heykelinin Kafka ile ne ilgisi olduğu ise tam bir muamma.Müzede yazarın aşk, iş ve yazarlık hayatından pasajlar kasvetli bir müzik ve mekan dizaynı ile birlikle sizi entresan bir yolculuğa çıkarıyor. Müzeyi her gün saat 10.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 260 Çek Kronu( 234 TL)
10- Klementium Kütüphanesi
Herkesi kitap kurdu yapacak kadar güzel olan Klementium Kütüphanesi
Prag’da mutlaka görmeniz gereken yerler listesinde son adresimiz, mimarisi ve atmosferiyle hiç kitap okumayan birini bile kitap kurdu yapacak güzellikteki Klementium Kütüphanesi. Barok mimarinin en güzel örneklerinden biri olan kütüphane, 1722 yılında açılmış. 20.000’den fazla kitaba ve 6 milyondan fazla ev sahipliği yapıyor. Tavanındaki şahane freskler, Jan Hiebl tarafından çizilmiş.Cizvitler tarafından kurulan Klementium , zamanla Charles Üniversitesi ile birleşmiş. Günümüzde Milli Kütüphane olarak Çekya Kültür Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Rehber eşliğinde gezebileceğiniz Klementium’un giriş ücreti 180 Çek Kronu ( 162 TL)
Prag’da gezerken fotojenik kareler yakalamak isterseniz, şu vloga bi göz atın derim.
Beyoğlu geçmişten günümüze her daim, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlayan canlı bir bölge. İsmini Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Gritti’den alan semt, birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındırıyor.İstanbul’un ruhunu yaşayabileceğiniz bu eşsiz semtte gezip görülecek pek çok eser mevcut. Ben de bu eserleri, Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler isminde bir seri hazırlayarak sizlere tanıtmak istedim. Faydalı olması dileğiyle, keyifli okumalar:)
1- Aya Triada Kilisesi
Beyoğlu’nun Simge Yapılarından Aya Triada Kilisesi
Beyoğlu’nda mutlaka gezmeniz gereken ilk eser, İstiklal Caddesi’nin Sıra Selviler Caddesi ile kesiştiği noktada, Meşelik Sokak’ta yer alan Aya Triada Kilisesi. Kilise ismini Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan baba,oğul ve kutsal ruh’tan alıyor.
1672 yılında Patrik IV.Dionisos, cemaatinin mezarlık ihtiyacını karşılamak adına burada bir arsa satın almış. Satın aldığı arazinin bir bölümüne hastane, bir bölümüne de mezarlık inşa ettirmiş. Hastane Stavrodami Veba Hastanesi olarak kullanılmış. Zamanla mezarlığın içine Aya Yorgi’ye ( Saint Georghe) ithaf edilen ahşap bir kilise yapılmış. Bu kilise Tanzimat döneminde yıkılarak yerine Zapyon Kız Lisesi inşa edilmiş. İlerleyen zamanda patrik tarafından yaptırılan mezarlığın bir bölümü kaldırılmış. Mimar Vasilaki Yoannis tarafından 1867’de bugünkü kilisenin inşası başlamış. İnşaat 14 Eylül 1880’de tamamlanmış. 18. yüzyıl Avrupa Eklektik Mimarisinin ( farklı çağ ve üsluplardan seçilen unsurların yeni bir tasarım için kullanılması) örneği olan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış. Kilisenin girişindeki 4 katlı simetrik çan kuleleri ve gösterişli kubbesi yapıya ayrı bir ihtişam katıyor.
2- Santa Maria Draperis Kilisesi
Gülün Adı Romanındaki Manastırı Hatırlatan Santa Maria Draperis Kilisesi
Beyoğlu’ndaki entresan yapılardan biri de bu kilise. Fransiskenler İstanbul’un fethinden önce Sirkeci’de Santa Maria adlı bir kilise kurmuşlar. Lakin, rahipler fetih esnasında şehir savunmasında yer aldıkları için kiliseleri ortadan kaldırılmış. Kilise Galata’Da tekrar kurulsa da 1584’te bir yangın geçirmiş. Cenevizli Madam Clara Bertola Draperis’in arsasını bağışlamasıyla onun adını da alarak 1590’da tekrardan açılmış. Kilise 1660’ta tekrardan büyük bir yangın geçirmiş ve hayırseverlerin yardımlarıyla Pera Dörtyol’da bugünkü yerinde tekrar açılmış.
Kilise toplamda 5 yangın geçirmiş. Bizans döneminden kalan Meryem Ana ikonası hala sağlam kalmayı başarmış. Kilise, 1874’te Ludovico Seefelder ve 1904’te Guglielmo Semprini tarafından restore edilmiş. Uzun bir süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun himayesinde kaldıktan sonra 1919 yılında tüm hakları ve müesseseleriyle birlikte İtalya’ya devredilmiş.1904 yılındaki restorasyon sonrası girişe konulan kitabede Sultan 2.Abdülhamid ve Rıdvan Paşa’ya yapım için gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür edilmiş. İstanbul’da ilk tıp mektebini kuran Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard 1844’te vefat ettikten sonra bu kiliseye defnedilmiş. Son olarak, bu kilisenin bana, Gülün Adı Filmindeki Manastırı hatırlattığını eklemeliyim 🙂
3- Ağa Camii
İstiklal Caddesi Üzerindeki Tek Camii Olan Ağa Camii
Hüseyin Ağa Camii, bilinen adıyla Ağa Camii Beyoğlu’nda yer alan tek camii. 1596 yılında Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış. Hüseyin Ağa av meraklısıymış. Bir gün padişah enderun ağalarının yetiştiği Galatasaray binasına gelip Hüseyin Ağayı sormuş. Arkadaşları ava gitti diyemediklerinden, cami yaptıracak da arsa aramaya gitti demişler. Bunu öğrenen Hüseyin Ağa, yana yakıla arsa aramaya başlamış. Çok geçmeden bir tarlayı satın alıp inşaata başlamış. İnşaat devam ederken padişah önünden geçtiği camiiyi beğenmiş ve kubbesi için altın bağışlamış. Padişahın yaptırdığı bu kubbe bir yangın sırasında yok olmuş
Camii, Sultan 2. Mahmut döneminde 2 kez elden geçirilmiş. Oldukça zarif olan Şadırvanı Mimar Sinan eseri Sinan Paşa Camii’den, Türk taş oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen fıskiyesi ise Eyüp’teki Oluklubayır Tekkesi’nden getirilmiş. İstiklal Caddesi üzerindeki tek camii, İstanbul’un işgal edildiği günlere de tanıklık etmiş.Hükümet tarafından taşınmak bahanesiyle satılmak istenmiş. Camii vakfının yöneticisi Kemalettin Bey yoğun uğraşları sonucu bunu engellemeyi başarmış. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, o hazin günlerde camiinin üzerinde İngiliz bayrağını görünce ” Havsalam almıyordu bu hazin hali önce. Ah, ey zavallı camii, seni böyle görünce.”diye başlayan bir şiir kaleme almış.Camii işgalden sonra metruk vaziyette kalmış ve 1937’de restore edilmiş. 1999’da depreminde ve yakınındaki bir inşaattan dolayı zarar gördükten sonra, tekrar restorasyona alınmış ve 2014’te tekrar ibadete açılmış.
Camii’nin hikayesini daha detaylı öğrenmek için, Talha Uğurluel hocanın şu videosuna bir göz atın derim.
Pasaj,Beyoğlu’nda bulunan en eski ve en büyük pasajlardan biri. 1908 yılında mimar Demetre Bassiladis tarafından inşa edilmiş. Birbirinden bağımsız 3 apartman şeklinde yapılmış.Bunlar farklı noktalardan köprüler ile birbirine bağlanarak bugünkü görünümünü almış. Alt katı çarşı üst katı konut olarak kullanılan yapı bazı ilklere de ev sahipliği yapmış. Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra elektrik ve hava gazı ilk kez buraya bağlanmış. Yine sinemalardan sonra çift asansör sistemi ilk kez burada uygulanmış. İsmini yapının hamileri Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşa ve o dönemde İstanbul Ticaret Odası Başkanı olan akrabası Mehmed Abud Paşalardan almış.
Pasajda 1911 yılında Santral Sineması açılmış. Salon daha sonraları Şafak, Cumhuriyet ve Zafer Sineması olarak adlandırılmış. Pasajda büro ve işletmelerin yanısıra ,Fransızca Stamboul ve Ermenice Nor Marmara gibi azınlık gazeteleri de faaliyet göstermiş. Pasajda günümüzde kahvehaneler, dericiler,kürkçüler,dizi-filmlere kostüm üreten dükkanlar vs yer alıyor. Birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındıran bu tarihi yapı, 1995’ten beri Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla 1.derece tarihi eser konumunda.
5- Halep Pasajı
Türk Tiyatro Tarihine Damga Vuran Halep Pasajı
Halep Pasajı 1885 yılında, Halepli M.Hacar Aleppo tarafından yaptırılmış. Süreyya Pasajı ve Beyoğlu Pasajı olarak da adlandırılıyormuş. Pasajın arkasında o dönem bir sirk de yer alıyormuş. Ramon Ramirez tarafından işletilen bu pasajın ünü İstanbul’u kasıp kavuruyormuş. İlizyonist Door Le Blanc, Osmanlı sarayında da gösteri yapan,trapezci Charles Le Folleturada burada çalışan ünlü isimlerden sadece birkaçı.
Beyoğlu’nda bulunan Halep Pasajı, Türk tiyatrosuna damga vurmuş merkezlerden biriymiş.1904’te yandıktan sonra pasaja Varyete Tiyatrosu inşa edilmiş. Burada Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gelen sanatçılar meslekelrini icra ediyormuş. Yine burada 1923 yılında ilk kez 2 kadın sanatçı ( Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir) halka açık bir gösteride sahne almış. amazan ayı geldiğinde ise bu sanatçıların yerini Türk Drama Toplulukları alıyormuş. Yine o dönemlerde pasajda meşhur bir velespit ( bisiklet) dükkanı varmış. O dönemde şehirde çok az kişinin velespit kullandığını düşündüğümüzde, dükkanının önemini kavrayabiliriz.
O dönemde pasajın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde ünlü Onnik Puşadiyan’ın birahanesi, Balati’nin müzik mağazası,Bravakis’in pastanesi, Rosis İç Çamaşırları gibi meşhur dükkanlar yer alıyormuş. Binanın 2.katında yer alan Ertuğrul Bora’nın efsanevi Papirüs Bar’ı yer alıyormuş. Mekan dönemin yazar ve sanat camiasının uğrak yeriymiş. Lakin 1977 yılında bir yangında zarar görmüş ve Ayhan Işık Sokağa taşınmış. 90’ların sonunda da tamamen kapanmış. Pasaj ne yazık ki orjinal yapısını koruyamamış. 1984 yılında yapının varislerini sadece ön cephesini koruyarak tamamen yıkmış. Pasajda günümzde çeşitli restoranlar, Beyoğlu Sineması, Pera Sineması, Maya Sahnesi ve rahmetli Ferhan Şensoy’un 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu yer alıyor.
6-Çiçek Pasajı
Beyoğlu Denince Akla İlk Gelen Yapılardan Çiçek Pasajı
Beyoğlu’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Çiçek Pasajı.Pasaj,Tanzimat döneminin meşhur Naum Tiyatrosu Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid’in tiyatro izlemek için geldiği, Verdi’nin ll travatore isimli ünlü operasının Paris’ten önce sergiledindiği, sergilenen İtalyan operaları sayesinde Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden birisiymiş.
1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında Naum Tiyatrosu da ciddi zarar görmüş. Binayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın almış ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya bir proje çizdirerek, içinde bir çarşı ve apartman bulunan yeni tipte bir bina inşa ettirmiş. 1876’da restorasyon bitmiş ve Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan ve üstüne 18 dükkanlı yeni bir yapı ortaya çıkmış. Pasaja Hristaki Pasajı adı verilmiş. Yorgo’nun Meyhanesi, Keserciyan’ın Terzihanesi, Schumacher’in Fırını ve Vallaury’nin pastanesi pasajın önemli dükkanlarıymış. 1908 yılında yapının mülkiyeti Said Paşa’ya geçince ismi Said Paşa Geçidi olmuş.
1940’lı yıllarda pasajdaki dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış .Pasajda çiçek mezatları da organize edilirmiş. Zamanla Beyoğlu’ndaki bütün çiçekçiler buraya toplanmış ve ismi Çiçek Pasajı olmuş. 1940’lardan sonra açılan meyhane ve birahanelerden dolayı çiçekçiler taşınmış. İlerleyen yıllarda restore edilmiş ve 1988 yılında tekrar kullanıma açılmış.
7- Hazzopulo Pasajı
Bir Zamanların En Renkli Mekanlarından Olan Hazzopulo Pasajı
Beyoğlu’nda gezerken mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olan pasa, Rum tüccar M. Hacopulo tarafından inşa ettirilmiş ve 1871’de hizmete açılmış. Kurulduğu günden itibaren kuaför,terzi ve şapkacı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü matbaası da burada yer alıyormuş. Vatan şairi Namık Kemal İbret Gazetesi’ni burada çıkarmış. Hatta Ahmet Mithat Efendi ile beraber burada tutuklanmışlar. Bu hadiseden sonra pasaj Jön Türklerin toplanma merkezi olmuş. Meşhur fotoğraf sanatçımız rahmetli Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesi de buradaymış. Maalesef 6-7 Eylül olaylarından sonra pasajın renkli yapısı değişmiş. Ünlü dükkanlar bir bir kapanmış. 12 Eylül darbesi ile de ismi Danışman Geçidi olmuş. Hanın mülkiyet meselesi karışık olduğundan 2009’dan beri kayyum tarafından yönetiliyor. Günümüzde çay ocakları ve kahvehanelere ev sahipliği yapıyor.
8- Mısır Apartmanı
Beyoğlu’nun Sarayvari Yapılarından Olan Mısır Apartmanı
İstanbul’un ilk betonarme yapılarından olan Mısır Apartmanı, mimar Hosep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış.Mısır Prensi Abbas Hilmi Paşa Art Nouveu tarzında inşa ettirdiği binayı kışlık konak olarak kullanmış. Abbas Hilmi Paşa’nın ölümü ardından katlara bölünüp işadamı Hayri İpar’a satılmış. Bina ilk yapıldığında dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşuyormuş. Bugün 360 restoran olarak kullanılan terası ise çamaşırhaneymiş. Bugün binada sanat galerileri yer alıyor.
Binada Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay ve Hüsamettin Cindoruk gibi ünlü isimler yaşamış. Ayrıca İsrail’in meşhur gizli servisi Mossad ta İsrail Dışişlerinde görevli bir memur olan Reuven Shiloah tarafından yine bu binada kurulmuş.
Karaköy-Galata’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı da okuyun derim 😉
2022’nin sonuna geldik. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Yeni bir yıla girerken, yeni yerler keşfetmek ve yeni deneyimler yaşamak en önemli hedeflerimizden biri oluyor. Ben de bu yılki son yazımda, 2023’te tatil planları yapanlar için Orta Avrupanın masalsı kenti Viyana’da mutlaka gezilmesi gereken yerleri kaleme almak istedim. Hepinize şimdiden sağlıklı, mutlu ve bol seyahatli yıllar dilerim 🙂
Çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir ? Bu soru yıllardır soruluyor ve herkes kendi çerçevesinde bir cevap veriyor. Ben sayın İlber Ortaylı’nın dediği gibi: ” çok okuyarak gezen” düşüncesini benimsiyorum. İster akademik bir çalışma için olsun, ister kişisel merak için olsun; seyahat etmek, üstünde durulan konu hakkında daha sağlıklı bilgi sahibi olmak ve gidilen coğrafyanın kültürünü, tarihini yerinde deneyimlemek, dolayısıyla daha objektif bilgi elde etmek açısından oldukça önemli. Seyahat etmenin kazandırdıkları bu kadarla sınırlı değil elbet. Bu sebepten ,kendi deneyimlerimden de yola çıkarak sizin için küçük bir liste hazırladım. Yeni seyahatleriniz için ilham kaynağı olması benim için en büyük mutluluk olur. Keyifli okumalar 🙂
Bilecik’in Söğüt ilçesi Türk tarihinin dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapan küçük ama önemli bir kent. Osmanlı İmparatorluğu‘nun kurucusu Osman Gazi‘nin babası, Kayı Obası‘nın beyi Ertuğrul Gazi kılıç hakkıyla aldığı kente obasıyla birlikte yerleşerek, zamanla 3 kıtada hüküm sürecek olan bir imparatorluğun temellerini atmış. Haydi gelin tarihimiz için çok önemli olan Söğüt‘ü birlikte keşfedelim.
Söğüt Tarihçesi
Söğüt’ün tarihte bilinen ilk adı İtea. Bizans döneminde ise Thebasion veya Sebasion olarak geçiyor. Halife Harun Reşid zamanında Müslümanların eline geçen kent, kayıtlara Beldet’us Safsaf olarak geçmiş. Anadolu Selçuklu döneminde Sultan Alaeddin Keykubat, Ertuğrul Gazi’ye, Harzemşahlarla yapılan Yassıçemen Savaşı’ndaki ( 1230) gösterdiği yararlılıklarından dolayı kışlak olarak vermiş. Bir diğer anlatıma göre ise obasıyla Karacadağ civarına yerleşen Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu’nun İznik İmparatorluğu ile mücadelesinde Sultan Alaeddin Keykubat’a destek vermiş. İki ordu 1231’de Ermeni Derbendi civarında savaşmış. Bu savaşta Ertuğrul Gazi ve akıncıları büyük yararlılıklar göstermiş. Bunun üzerine sultan Sultanöyüğü ona vermiş. Daha sonra Anadolu Selçukluları Karacahisar’ı kuşatsa da, Moğol istilasından ötürü Sultan Alaeddin Keykubat buranın fethi için Ertuğrul Gazi’yi görevlendirmiş. Ertuğrul Gazi Karacahisar Kalesi’ni fethetmiş ve Bilecik Tekfuru’nu da vergiye bağlamış. Zaferleriden dolayı sultan Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i ise yaylak olarak kendisine vermiş.
Milli Mücadele döneminde Ertuğrul Sancağı’na bağlı Söğüt kazası, halkın omuz omuza mücade edip kazdığı Gündüz Bey, Tekke ve Kanlıtepe istihkamları ve oluşturduğu Gündüz Bey taburu ve Savcı Bey müfrezesi ile düşmana karşı mücadele vermiş. Ayrıca bölge halkı yaptığı yiyecek ve giyecek yardımlarıyla da askere destek vermiş. Yunan ordusu 25 gün boyunca işgal ettiği şehre oldukça zarar vermiş . 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taaruza geçen Türk ordusu, 4 Eylül 1922’de şehri Yunan işgalinden kurtarmış.
Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?
Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?
Akdeniz İklimi, Karasal İklim ve Karadeniz İklimi’nin geçiş noktasında yer alan Söğüt’te kar yağışı oldukça düşük. En sıcak ayın Ağustos olduğu Söğüt’te ortalama sıcaklık 21 derece. Daha rahat bir gezi için şehre bahar veya yaz aylarında gitmekte fayda var.
Söğüt’e Nasıl Gidilir ?
Bilecik’e Nasıl Gidilir ?
Söğüt’e karayoluyla, özel aracınız veya şehirlerarası otobüs ile ulaşabilirsiniz. Özel aracınız ile gidecekseniz, Eskişehir-Bozüyük yoluna girdikten sonra Söğüt’e giden çevre yolunu takip ederek şehre ulaşabilirsiniz. Eğer şehirlerarası otobüsleri kullanacaksanız, Bilecik Otogar’da inip Söğüt minibüslerine binebilirsiniz. Ücreti 15 TL ( Ağustos 2021)
Bilecik’te Gezilecek Yerler
Kaymakam Çeşmesi
Kaymakam Çeşmesi
Osmanlı mimarisinin son dönem örneklerinden olan Kaymakam Çeşmes’ni, 1912 yılında ilçe kaymakamı Sait Bey yaptırmış. Çini ile süslü çeşme zarif yapısıyla Söğüt ilçe meydanının siluletini zenginleştiriyor.
Sultan Çelebi Mehmet Camii
Sultan Çelebi Mehmet Camii
Camii’yi 1414-1420 yılları arasında, Osmanlı’yı Fetret Devri’nden çıkarıp adeta ikinci kurucusu haline gelen Sultan Çelebi Mehmet yaptırmış. Osmanlı mimarisinin ilk kubbeli yapılarından biri olan camii dörtgen bir plana sahip. Tek minareye sahip camiinin kurşunla kaplı tek bir kubbesi mevcut.
Kuyulu Mescid
Kuyulu Mescid
Kayı Boyu tarafından yapılan ilk mescid olarak bilinen Kuyulu Mescid’i,1281’den önceki bir tarihte Ertuğrul Gazi yaptırmış. Adını içinde bulunan kuyudan alıyor. Ertuğrul Gazi Söğüt’i kışlak olarak aldığında camiinin bulunduğu mevkiide daha çok gayrimüslim tebaa oturuyormuş. Ertuğrul Gazi burada bir mescit yaptırmasına rağmen,ilk başlarda sadece kendisi namaz kılmış. Çünkü akın akın ibadete gelen kişilerin Hristiyan tebaayı ürkütmesini istememiş. Zamanla Ertuğrul Gazi’yi ibadet ederken gören gayrimüslim tebaa İslam inancını merak etmiş ve gerek ondan gerekse mahiyetindeki kişilerden inancın esaslarını öğrenerek bölüm bölüm müslüman olmaya başlamış. Mescid 1921’deki Yunan işgali sırasında zarar görmüş.
Hamidiye Camii
Hamidiye Camii
Camii’yi 1903-1905 yılları arasında Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Küçük kare planlı bir camii. Duvarları kırmızı kesme taştan yapılmış. Halk arasında çifte minareli camii olarak da biliniyor.
Hamidiye İdadisi
Hamidiye İdadisi
Camii’nin hemen karşısında yer alan İdadiyi yine aynı yıllarda Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Adından da anlaşılacağı üzere lise binasıymış. Günümüzde ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.
Ertuğrul Gazi Türbesi
Ertuğrul Gazi Türbesi
Kayı Obası’nın Anadolu’ya Gelişi
Kayıların Söğüt’e yerleşme öyküsüne tarihçe kısmında değinmiştim. Şimdi de Anadolu’ya gelişi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Cengiz Han’ın iktidara gelmesiyle birlikte yayılmacı bir politika izleyen Moğollar, bir çok topluluğu da topraklarından etmişti. Ertuğrul Gazi’nin bağlı bulunduğu Kayı Obası da Moğol baskısından yıpranınca batıya göç etmeye karar vermiş. Anadolu’ya doğudan girmişler. Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp ( ya da Süleyman Şah) Fırat Nehri’nden geçerken boğulunca obanın nereye kurulacağı konusunda kardeşler arasında anlaşmazlık çıkmış. Ertuğrul Gazi obayı Bizans sınırına götürmek isterken ağabeyleri Gündoğdu ve Sungur Beyler, Ahlat’a yerleşmek istemişler. Kayıların bir bölümü Gündoğdu Bey ve Sungur Bey liderliğinde Ahlat’a yerleşirken, bir bölümü de Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar Bey ile birlikte batıya gitmiş.
Türbenin Yapılışı
Zaman içerisinde Söğüt’e yerleşen Ertuğrul Gazi burada bir cihan imparatorluğunun temelini atmış. 1281’de vefat etmeden önce Kayı Obası reisliğini küçük oğlu Osman Bey’e bırakmış. Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra oğlu Osman Gazi babası için bir mezar yaptırmış. Mezarın daha sonra Sultan Çelebi Mehmet’in emriyle 15.yüzyıl başlarında üstü kapanmış türbe haline gelmiş. Yıllar içerisnde kaybolan mezarlar ile birlikte harap olan türbeyi Sultan 2.Abdülhamid restore ettirmiş.Bahçedeki kayıp mezarlar da gün yüzüne çıkmış. Türbenin içinde sadece Ertuğrul Gazi yatıyor. 1921’deki Yunan işgali sırasında türbe bir hayli zarar görmüş. Türbenin pencerelerinde o dönemden kalma kurşun izlerini görüyorsunuz. Türbenin bahçesinde ise oğlu Savcı Bey ve hanımı Halime Hatun’un gerçek kabirleriyle, oğlu Osman Gazi ve beraber yıllarca omuz omuza mücadele ettiği alpleri Turgut Alp, Abdurrahman Gazi gibi kahramanların da makam kabirleri yer alıyor.
Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti
Türbe’ye girerken kapıda sizi iki alp karşılıyor. Bu alpler ücretli görevliler değil, türbenin aşağısında yer alan Jandarma Birliğinde görev yapan profesyonel askerler. 2017’de başlatılan Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti projesi kapsamında Jandarma er ve erbaşları türbenin açılışından kapanışına kadar kapısında nöbet tutuyor. Nöbet değişim törenleri de oldukça etkileyici. Denk gelirseniz mutlaka izleyin derim. Türbeye kaymakamlık binasının önünden kalkan minibüsler ile ulaşabilirsiniz.
Türk Büyükleri Platformu
Türk Büyükleri Platformu
Türbenin biraz ilerisinde Türk Büyükleri Platformu yer alıyor. Platformda Mete Han’dan Atatürk’e kadar Türk büyüklerinin büstlerini görmek mümkün . Platformun aşağısında bir de stadyum var. Burada her yıl Eylül ayının 2. Pazar günü Ertuğrul Gazi için anma töreni düzenleniyor.
Söğüt’te Yeme İçme
Söğüt’te Yeme İçme
Söğüt ilçesinde yerel lezzetleri tadabileceğiniz bir mekan yok maalesef. Daha çok pideci-kebapçı ve tabldot şeklinde lokantalar mevcut. Gezimin sonunda otogara dönmeden birşeyler yemek istedim. Etrafıma bakarken meydanda caminin hemen önündeki banklarda oturan iki yaşlı amca gözüme ilişti. Yanlarına gidip selam verdim. Burada yemek yiyebileceğim temiz ve kaliteli bir lokanta var mı diye sordum. Bir tanesi yerel şiveyle zengin misin ? dedi 🙂 Ben de bir Koçlar veya Sabancılar kadar zengin olmasam da, yemek için yeterli paramın olduğunu söyledim. Bunun üzerine amca gülerek Çelebi Mehmet Camii’nin ilerisindeki Mevlana Lokantasına yönlendirdi. Lokantada menü pide-kebap ve lahmacun çeşitlerinden oluşuyordu. Bi karışık pide ve kutu kola söyledim. Pidesi lezzetliydi. Mekanın temizliğini ve servisin hızını beğendim. Fiyat da makuldü. Siz de gezinizin sonunda tercih edebilirsiniz.
İznik tarihi çok eskiye dayanan, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış çok özel bir kent. Türkiye’de İstanbul ve Diyarbakır’dan sonra surları günümüze kadar ulaşmış üç kentten biri olma özelliğini taşıyor. Çevre illerden ulaşımı kolay olması sebebiyle turistlerin ilgi odağı durumunda. Bu yazımda sizler için kültürlerin buluştuğu bu eşsiz kenti anlattım. Haydi vakit kaybetmeden keşfetmeye başlayalım 🙂
Eskişehir Avrupa kentlerini aratmayacak bir şehir planına sahip. Şirin kafeleri, ferah parkları, müzeleri, tramvayı ve tabiiki gondol sefası yapılan çayı ile yaşanılası bir kent. Ayrıca Anadolu ve Osman Gazi Üniversiteleriyle birlikte tam bir öğrenci yuvası. Haydi gelin bu şirin kenti birlikte keşfedelim.
Eskişehir Tarihçesi
Eskişehir Tarihçesi
Kentin tarihi milattan önce 14.yüzyıla kadar uzanıyor. Hititlerden sonra Frigler bölgeye gelerek MÖ.12.yüzyılda Dorylaion adıyla bir kent kurmuşlar. Friglerden sonra Pers ve Selçuklu hakimiyetine giren kent Selçuklu döneminde Sultanönü adını almış. Osmanlı hakimiyetinden sonra en nihayetinde Cumhuriyet dönemini gören kent, Kurtuluş Savaşı’nın önemli muharebelerine de ev sahipliği yapmış.
Eskişehir’e Ne zaman Gidilir ?
Eskişehir’e Ne Zaman Gdilir ?
Eskişehir’de karasal iklim hakim olduğundan, kışın çok soğuk yazın ise çok sıcak geçiyor. Bu yüzden,şehri ziyaretmek etmek için en doğru zaman dilimi Mayıs ayı ve Ağustos sonu-Ekim arası.
Eskişehir’e Nasıl Gidilir ?
Eskişehir’e Nasıl Gidilir ?
Kara ve demiryolu olmak üzere 2 seçenek mevcut. Şehre Türkiye’nin hemen her şehrinden otobüs seferi bulunmakta. Eğer kendi aracınız ile gideceksiniz, İstanbul-Eskişehir-Ankara karayolunu takip edebilirsiniz. Demiryolu ile seyahat için Ankara ve İstanbul’dan kalkan tren seferlerini tercih edebilirsiniz. Eğer aktarma yaparım derseniz, İstanbul veya İzmir’den uçakla Ankara’ya gidip, oradan hızlı tren ile Eskişehir’e geçebilirsiniz.
Şehir içi Ulaşım
Eskişehir’de Şehir içi Ulaşım
Şehiriçi ulaşımı oldukça rahat. Ulaşım tramvay,otobüs ve taksi ile sağlanıyor. Bütün toplu taşıma araçlarına Eskart adı verilen kart ile binebilirsiniz. Eskart’ı duraklara gişelerden satın alabilirsiniz. Otobüs ve Tren bilet fiyatları tam 2.70 TL, indirimli bilet ise 2.55 TL. Eğer otogardan taksi ile şehir merkezine gitmek isterseniz, 20-25 TL civarı tutuyor.
Eskişehir’de Gezilecek Yerler
Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi
Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi
19 Mayıs 2013 tarihinde açılan müze, Türkiye’nin ilk balmumu heykeller müzesi olma özelliğini taşıyor. Müzede olmak üzere, Türk ve Dünya tarihinin önemli hükümdar ve devlet adamlarının yanı sıra, hem yerel hem uluslararası mecrada ünlü sanatçı ve yazarların da heykelleri mevcut. Müzedeki eserleri Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen yapmış. Bilet ve bağışlardan elde edilen gelirler engelli ve ihtiyaç sahibi öğrencilere eğitim desteği amacıyla değerlendiriliyor. Müzedeki bütün eserler güzel, ama en çok; Atatürk, İlber Ortaylı, Kraliçe 2.Elizabeth,Vladimir Putin ve Kemal Kılıçdaroğlu heykellerini beğendiğimi söylemeliyim 🙂
Ziyaret Saatleri : Pazartesi hariç haftanın 6 günü saat 10.00-17.00 arası.
Bilet Ücretleri: Tam 15 TL İndirimli Bilet: 8 TL
Odunpazarı Evleri
Eskişehir’in simgesi Odunpazarı Evleri
Kentin ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı, Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini bünyesinde barındırıyor. Adını ise bir zamanlar bölgede yaşayan köylülerin çevreden elde edip satışını yaptıkları odunlardan alıyor. Odunpazarı’nda yer alan evlerin bir bölümü konaklama amaçlı kullanılmakta birlikte kafe, restoran, butik otel veya müze olarak da hizmet veriyor. Cumhuriyet Tarihi Müzesi ve Lületaşı Müzesi bunlardan bazıları. Yine Alaaddin Camii ve Kurşunlu Külliyesi de gezilmesi gereken eserler arasında. Yorucu bir gezinin ardından Odunpazarı’nda lezzetli çiğ börek ve gözlemeler yiyip reyhan şerbeti içerek gücünüzü tekrar toplayabilirsiniz 🙂
Porsuk Çayı & Adalar Bölgesi
Porsuk Çayı & Adalar
Şehrin en işlek bölgesi olan Adalar; birbirinden güzel heykellerin yer aldığı köprüleri, keyifli kafeleri, Avrupa’dakileri aratmayacak caddeleri, alışveriş merkezleri ve restoranlarıyla Eskişehir’in kalbi niteliğinde. Özellikle okul zamanı öğrencilerin doldurduğu mekanlarda yer bulmanız biraz zor oluyor 🙂 Porsuk Çayı’nın her iki yanında yer alan mekanlar, fiyat ortalaması ve menü çeşitliliğiyle her cebe ve zevke uyuyor. Ben gezimin yorgunluğunu güzel bir kahveyle atmak için Kahve6 adlı mekanı tercih etmiştim. Servisi gayet hızlıydı. Fiyatları da makul seviyedeydi. Bu arada, Venedik’e gidip gondol sevdası yapmak istiyen fakat son kurlara bakıp umutsuzluğa düşen gezginler, sizin için de Adalar bölgesi en doğru adres 🙂 Porsuk Çayı’nda Gondol Turları mevcut. Turlara en fazla 4 kişi katılabiliyor. Kişi başı ücret ise45 TL.
Şehirde gezilmesi gereken diğer yerler ise, içinde Masal Şatosu’nun da yer aldığı Sazova Parkı ve Eti Arkeoloji Müzesi. Ben çok kısıtlı bir vakitte, Afyon’dan günübirlik geldiğim için buralara vakit ayıramadım, ama siz daha geniş bir vakitte gelip mutlaka gezin olur mu ? Ben de ilk fırsatta tekrar gidip gezeceğim 😉
Eskişehir’de Ne Yenir ?
Eskişehir, Tatar kültürünün etkisi ve Anadolu’nun ortasında bir kavşak noktası olması sebebiyle zengin bir mutfağa sahip. Çiğ Börek, Balaban Köfte ( Pideli Köfte) , Kuzu Sorpa, Met Helva, Yufkalı Büryan ve Cevizli HaşHaş Ekmek bunların başlıcaları. Ben zengin bir kahvaltıyla güne başladığım için, sadece çiğ böreği tatma fırsatı buldum. Gittiğim iki mekanı aşağıda paylaşıyorum.
Ayten Usta
Ayten Usta
Mekan fotoğraftan da anlayabilceğiniz gibi oldukça zengin, hem göze hem mideye hitap eden bir kahvaltı menüsüne sahip. İsmi destan kahvaltı. Yerel reçel ve peynir çeşitlerinden tutun da, muhlamaya kadar her şey mevcut. Hani bir kuş sütü eksik desek yeridir 🙂 Tiryakiler burada mısınız ? Çay da sınırsız 🙂 Mekanda servis gayet hızlı. Fiyat kişi başı 85 TL. Ayten Usta’nın Havuzlu Park ve Odunpazarı’nda olmak üzere 2 şubesi var. Biz arkadaşım İbrahim ile Havuzlu Park’daki şubeyi tercih ettik.
Cihannuma Çibörek
Eskişehir dendiğinde akla ilk gelen lezzet Çibörek 🙂
Eskişehir deyince akla ilk gelen lezzet, şüphesiz çibörek. Ben de Eskişehir’e gitmişken bu lezzeti tatmadan dönmeyeyim diye soluğu Odunpazarı’ndaki Cihannuma Çibörek’te aldım. Şehirde pek çok çibörekçi var,ama yerel esnaf burayı tavsiye etti. Mekan oldukça nezih. Çibörek 5 adet servis ediliyor ve fiyatlar 20-23 TL arası. Bir içecekle birlikte hesap ortalama 28 TL geliyor. Ben karışık çibörek ve içecek olarak soda tercih ettim.
Yine veda vakti sevgili okuyucularım. Ülkece moralimizin bozuk olduğu şu günlerde, bir nebze olsun havanızı değiştirmek için oturduğunuz yerden kısa bir seyahate çıkardım sizleri. Ne diyelim ? Türkiye’nin başka bir yerinde, yeni keşiflerde buluşmak dileğiyle. Güçlü kalın 😉
Eskişehi gezi planı oluşturmak için sevgili Burak Akkul ve eşi Seda Akkul’un hazırlamış olduğu şu programa da bir göz atabilirsiniz 😉 https://www.youtube.com/watch?v=LlBwMZPROgg
Yine Eskişehir ile birlikte yakındaki şehirleri de gezmek isterseniz, hazırlamış olduğum Afyon Gezi Rehberi’ni mutlaka okuyun derim 😉
Gezi Tarihi : 28 Ağustos 2021
Çalışmalarıma destek olmak ister misiniz ? Türkiye’de Paypal sistemi yasak olduğu için içeriklerimde bağış ve diğer ödeme seçeneklerini aktive edemiyorum. Bu sebepten yeni içerikler adına kaynak bulmam zorlaşıyor.Eğer siz de içeriklerimi beğenip, daha iyisini üretmek adına bana küçük bir katkıda bulunmak isterseniz aşağıda paylaşacağım bilgilerden destek olabilirsiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim.
Afyon, tarihi dokusunu iyi korumuş, lezzetli yemekleriyle gastronomi tutkunları için mutlaka uğranılması gereken bir durak haline gelmiş bir kent,hepsinden önemlisi Kurtuluş Savaşımıza tanıklık etmiş önemli bir şehir. Şehir zon zamanlarda kaplıcalarıyla da sağlık turizmi açısından da oldukça popüler. Haydi gelin, şehri birlikte gezelim 😉