Genel, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-2

Merhaba. Geçen hafta Beyoğlu’nda gezmeniz gereken yerleri derleyip bölümler halinde yazacağımı söylemiştim. Bu hafta arayı soğutmadan ikinci bölümle karşınızdayım 🙂 Haydi Beyoğlu’nda görmeniz gereken yapıları adım adım keşfetmeye devam edelim 🙂

1- İnci Pastanesi

Profiterolü İle Meşhur İnci Pastanesi

İnci Pastanesi,Beyoğlu deyince akla ilk gelen adreslerden biri. Lukas Zigoridis tarafından 1944 yılında açılan pastane,o günden günümüze İstanbulluların damak zevkine farklı bir soluk katmaya devam ediyor.

Arnavut kökenli olan Zigoridis İstanbul’a henüz 15 yaşında gelmiş. Birçok farklı mekanda çalışarak tecrübe kazandıktan sonra, bir gün kendi işletmesini kurmaya karar vermiş. Cercle d’Orient binasındaki 124 numaralı küçük dükkanı hayallerini gerçekleştireceği mekan olmuş. O günlerde oldukça hareketli olan Beyoğlu’nda fark yaratıp tutunabilmek için değişik bir lezzet ortaya koymak istemiş. İçini kremayla doldurduğu hamur toplarının üzerine çikolata dökerek müşterilerin beğenisine sunmuş. Bu leziz tatlı zamanla İstanbullularının vazgeçilmezi olmuş. Pera’da müthiş bir üne kavuşan mekan, daha sonra Uludağ Tatlısı, Paskalya Çöreği,Palmiye kurabiyesi ve Ayva Peltesi gibi lezzetleriyle de damakları şenlendirmiş. Beyoğlu’nda simge bir mekan ve unutulmaz lezzetler yaratan Bay Zigoridis 2005 yılında vefat etmiş. Pastaneyi günümüzde mekanın kıdemli çalışanı Musa Ateş ve Zigoridis’in torunu Paola Loor tarafından işletiyor. Emek Sinemasının yenilenmesiyle kurulduğu binadan taşınmak zorunda kalan işletme, bugün Mis Sokak’ta hizmet veriyor.

2- Lebon Pastanesi

Lebon Türkiye’nin İlk Pastanesi

“Chez Lebon, tout est bon/Lebon’da her şey güzeldir” uzun yıllar boyunca bu sloganla anılan Lebon, Türkiye’nin ilk pastanesi. 1886 yılında Edouard Lebon tarafından kurulmuş. Fransız Büyükçelçiliğinde çalışan Edouard Lebon, buradan ayrılarak Osmanlı sarayının pasta şefi Vallaury’nin yanında çalışmaya başlamış. Zamanla ustasının kızına aşık olarak evlenmiş. Ardından, Şark Pasajı’nda Cafe-Restaurant de Saint Petersbourg adıyla bir mekan açmış. Bir zaman sonra pasajın yanındaki 362 numaralı dükkana taşınarak kendi adını verdiği Lebon Pastanesi’ni açmış.

Beyoğlu’nda ikon bir mekan haline gelen Lebon, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü,Celal Bayar,Namık Kemal, Haldun Taner gibi pek çok ünlü ismi ağırlamış. Özellikle pastalarıyla meşhur olan pastane, duvarlarındaki art nouveau tarzındaki fayans panolar ile de göz kamaştırırmış. Bay Lebon 1937’de hayatını kaybedince, mekanı yardımcısı Kostas Litoupulos devralmış ve 1970’lere kadar çalıştırmış. Bu dönemde pastane yolun karşısına geçince yerinde Markiz açılmış.6-7 Eylül olaylarının hüznüne de tanık olan Markiz, 1970’lerde içindeki bina ile beraber bir oto tamircisine satılmış. Daha sonra Hldun Taner ve dönemin diğer aydınlarıyla beraber tekrar canlandırılmış. Lebon Pastanesi ise geçtiğimiz günlerde ekonomik krizin getirdiği kira artışlarından dolayı 2022 sonunda kapandı. Markanın satın alındığı ve bu sene tekrar açılacağı söyleniyor. Umarım Beyoğlu’nun bu simge mekanı tekrardan ayağa kaldırılır.

3- Saint Antuan Katolik Kilisesi

Saint Antuan İstanbul’un En Büyük ve Cemaati En Kalabalık Katolik Kilisesi

Kilise 1906-1912 yılları arasında Giulio Mongeri tarafından Neo Gotik ( Ortaçağ Gotik Mimarisini idealleştiren mimari tarz. ) tarzda inşa edilmiş. İstanbul’un en büyük ve cemaati en geniş Katolik Kilisesi olma özelliğini taşıyor.

Kendilerini Hz.İsa’ya adayıp yoksulluk yemini eden Fransisken Tarikatı mensupları, 6.yüzyılda İstanbul’a gelerek bugün Kalenderhane Camii’nin yerinde bulunan Theotokos Kyriotissa Kilisesi’ne yerleşmişler. Daha sonra İstanbul’daki Latin İşgali (1204-1261) sırasında Galata’da başka bir kilise inşa etmişler. Oldukça etkileyici bir mimariye sahip bu kilise 350 yıl boyunca Fransiskenlerin yeni evi olmuş ve Latin Ayasofyası olarak anılmış. Birkaç yangın geçirip yeniden inşa edildikten sonra 1696’daki yangından da kurtulmuş ama bu kez 2. Mustafa’nın annesinin ısrarıyla camiiye çevrilmiş. Bu olaydan sonra rahipler 1724.’te Beyoğlu’nda yeni bir kilise inşa edilmiş.

İnşa edilen bu yeni kilise 1904’te tramvay yolu inşaatları sırasında yıkılmış. Rahipler yeni bi yer bulup inşaata başlasalar da Vatikan’ın desteği gelmeyince çalışmalar yarım kalmış. Beklenen yardım 1910’da gelince ve inşaat tekrar başlamış ve 2 yılda tamamlanmış. Kilise 1932’de Papa XI.Pius tarafından kutsanarak bazilika seviyesine yükseltilmiş. Saint Antuan Kilisesi ibadet dışında da sıklıkla ziyaret ediliyor. En kalabalık dönemini ise Noel zamanı yaşıyor. Kilisede zaman zaman çeşitli sergiler de açılıyor. Bahçesinde Türk dostu papa olarak bilinen ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı idamdan kurtardığı söylenen XXIII. Johannes’in ( Roncalli) heykeli yer alıyor.

4-Pera Palas

Birçok Ünlü İsmin Konakladığı İlklerin Oteli Pera Palas

Beyoğlu’nda göreceğiniz en etresan yapılardan biriPera Palas Hotel. 18921-1895 yılları arasında , Orient Express ile seyahat eden yolcuların yüksek standartta konaklaması için , ünlü mimar Alexandre Vallaury ( İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni de inşa etmiş olan) tasarımıyla inşa edilmiş. Dönemine göre oldukça modern olan otel, Osmanlı Sarayı dışında ilk kez sıcak su ve elektriğin kullanıldığı bina olmuş.

Pera Palas birçok önemli isme ev sahipliği yapmış. Bunların başında tabii ki Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Atatürk, İlki 1917 yılında olmak üzere cephe dönüşleri sık sık burada konaklamış. Kaldığı 101 numaralı oda 1981 yılında şahsi eşyalarının sergilendiği bir müze odaya dönüştürülmüş. Hintli bir mihracenin kendisine hediye ettiği, üzerinde saat 09.07 işlemeli halı da burada sergileniyor. Müze oda her gün saat 11:00-12:00 ve 15:00-16:00 saatleri arasında ziyarete açık.

Pera Palas’ta kalan bir diğer ünlü isim de Agatha Christie. Ünlü polisiye roman yazarı 1926- 1932 yılları arasında pek çok kez burada kalmış. Hatta Doğu Ekspresi’nde Cinayet romanını kaldığı 411 numaralı odada yazdığı söyleniyor. Yazar 1926’da 11 gün boyunca ortadan kaybolmuş. Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Bir iddiaya göre otelin o zamanki sahibi Misbah Muhayyes’in Yeniköy’deki yalısında kalmış . Ölümünden sonra Tamara Rand isimli bir medyum, kaybolduğu zamana ait detayların 411 numaralı odada saklı olduğunu söylemiş. Medyumun tarif ettiği yerde bir anahtar bulunur, ama sırrı çözülemez. Ünlü yazar @baskomsernevzat ( Ahmet Ümit) konuyla ilgili nefis bir roman yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim 👍 411 numaralı oda maalesef müze değil ve ziyaret edilemiyor.

Pera Palas’ta kalan diğer önemli misafirler ise şöyle: Bulgar kralı Ferdinand, Mareşal Tito, Fransa cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing, Romanya kraliçesi Mary, İran Şahları Rıza Pehlevi ve Ali Kaçar, İngiliz kralı VIII. Edward, First Lady Jacquelin Kennedy, Alman büyükelçi Von Papen, İsmet İnönü, Adnan Menderes vs.

5-Botter Apartmanı

İstanbul’un İlk Moda Evi Botter Apartmanı’nda Açılmış

İstanbul’daki Art Nouveau tarzındaki ilk yapı olan Botter Apartmanı 1901 yılında ünlü mimar Raimondo D’Aranco tarafından inşa edilmiş. İsmini Hollanda’dan göç eden terzi Jean Botter’den alıyor. Osmanlı Sarayı’nın terzilerinden olan Botter, zamanla yeteneği ile Sultan 2.Abdülhamid’in dikkatini çekmiş. Sultan da takdirini kazanan bu bay Botter için bir moda evi yapılmasını emretmiş. 1901’de tamamlanan bina İstanbul’un ilk moda evi olmuş. Dış cephesi nefis çiçek bezemeleri ile süslü bina, beyaz gelinlik modasını Avrupa’dan getiren merkez olmuş. Normalde Türk gelinlikleri kırmızı gibi farklı renklerle yapılırmış.

Binanın alt katı moda evi, üst katı ise Botter ailesinin evi olarak kullanılmış. Örnekleri Avrupa’da görülse de İstanbul’da bu şekilde ina edilen ilk yapı olmuş. Binayı özel bir yapan bir diğer detay ise asansörü. Pera Palas’tan sonra asansör bulunan ikinci bina olmuş. 1.Dünya Savaşı’nın getirdiği çalkantılı günlerde moda evine olan ilgi azalmış. Jean Botter işleri bozulunca binayı Nedim Paşa’nın oğlu Mahmut Nedim Bey’e satarak Paris’e yerleşmiş. Orada da vefat etmiş. Beyoğlu’nda Botter Evi’ne gittiğinizde çiçek motifleriyle süslü dış cephesinden başka girişteki dal ve gül motiflerine, ayrıca kolonlar üzerindeki Medusa başlarına da dikkat etmelisiniz. Bina geçtiğimiz günlerde İbb Miras tarafından restore edilerek sanat ve tasarım merkezi olarak açıldı. Herkesin ziyaretine açık olan yapıyı mutlaka rotanıza dahil etmenizi tavsiye ederim.

6- Narmanlı Han

Beyoğlu’nun Günümüze Ulaşan En Eski Yapılarından Narmanlı Han

1820’de yapılan Narmanlı Han, Beyoğlu’nda günümüze ulaşan en eski binarından birisi. Küçük bir kaleye benzeyen 2 katlı yapı, yapılışından hemen sonra Ruslar tarafından satın alınarak büyükelçilik binası ve hapishane olarak satın alınmış. 1.Dünya Savaşı yıllarında Beyaz Rusların göçüyle hareketli günler geçiren han, ardından Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler tarafından satın alınarak geniş bir tadilattan geçirilmiş. Tadilattan sonra konut ve işyerlerine ev sahipliği yapan han, Narmanlı Yurdu olarak anılmaya başlamış. Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Aliye Berger gibi çok sayıda sanatçı burada yaşayıp çalışmış. 2017’de restore edilen tarihi yapı, günümüzde yeni nesil cafe ve restorantlara ev sahipliği yapıyor.

Serinin 1.bölümünü bu linke tıklayıp okuyabilirsiniz.

https://newloggers.com/2023/04/29/beyoglunda-mutlaka-gormeniz-gereken-yerler-1/

Genel, gezi, KEŞİF

Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler-1

İstiklal Caddesi

Beyoğlu geçmişten günümüze her daim, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlayan canlı bir bölge. İsmini Venedik elçisi Andre Giritti’nin oğlu Luigi Gritti’den alan semt, birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındırıyor.İstanbul’un ruhunu yaşayabileceğiniz bu eşsiz semtte gezip görülecek pek çok eser mevcut. Ben de bu eserleri, Beyoğlu’nda Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler isminde bir seri hazırlayarak sizlere tanıtmak istedim. Faydalı olması dileğiyle, keyifli okumalar:)

1- Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nun Simge Yapılarından Aya Triada Kilisesi

Beyoğlu’nda mutlaka gezmeniz gereken ilk eser, İstiklal Caddesi’nin Sıra Selviler Caddesi ile kesiştiği noktada, Meşelik Sokak’ta yer alan Aya Triada Kilisesi. Kilise ismini Hristiyanlığın kutsal üçlemesi olan baba,oğul ve kutsal ruh’tan alıyor.

1672 yılında Patrik IV.Dionisos, cemaatinin mezarlık ihtiyacını karşılamak adına burada bir arsa satın almış. Satın aldığı arazinin bir bölümüne hastane, bir bölümüne de mezarlık inşa ettirmiş. Hastane Stavrodami Veba Hastanesi olarak kullanılmış. Zamanla mezarlığın içine Aya Yorgi’ye ( Saint Georghe) ithaf edilen ahşap bir kilise yapılmış. Bu kilise Tanzimat döneminde yıkılarak yerine Zapyon Kız Lisesi inşa edilmiş. İlerleyen zamanda patrik tarafından yaptırılan mezarlığın bir bölümü kaldırılmış. Mimar Vasilaki Yoannis tarafından 1867’de bugünkü kilisenin inşası başlamış. İnşaat 14 Eylül 1880’de tamamlanmış. 18. yüzyıl Avrupa Eklektik Mimarisinin ( farklı çağ ve üsluplardan seçilen unsurların yeni bir tasarım için kullanılması) örneği olan kilise, düzgün kesme taştan yapılmış. Kilisenin girişindeki 4 katlı simetrik çan kuleleri ve gösterişli kubbesi yapıya ayrı bir ihtişam katıyor.

2- Santa Maria Draperis Kilisesi

Gülün Adı Romanındaki Manastırı Hatırlatan Santa Maria Draperis Kilisesi

Beyoğlu’ndaki entresan yapılardan biri de bu kilise. Fransiskenler İstanbul’un fethinden önce Sirkeci’de Santa Maria adlı bir kilise kurmuşlar. Lakin, rahipler fetih esnasında şehir savunmasında yer aldıkları için kiliseleri ortadan kaldırılmış. Kilise Galata’Da tekrar kurulsa da 1584’te bir yangın geçirmiş. Cenevizli Madam Clara Bertola Draperis’in arsasını bağışlamasıyla onun adını da alarak 1590’da tekrardan açılmış. Kilise 1660’ta tekrardan büyük bir yangın geçirmiş ve hayırseverlerin yardımlarıyla Pera Dörtyol’da bugünkü yerinde tekrar açılmış.

Kilise toplamda 5 yangın geçirmiş. Bizans döneminden kalan Meryem Ana ikonası hala sağlam kalmayı başarmış. Kilise, 1874’te Ludovico Seefelder ve 1904’te Guglielmo Semprini tarafından restore edilmiş. Uzun bir süre Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun himayesinde kaldıktan sonra 1919 yılında tüm hakları ve müesseseleriyle birlikte İtalya’ya devredilmiş.1904 yılındaki restorasyon sonrası girişe konulan kitabede Sultan 2.Abdülhamid ve Rıdvan Paşa’ya yapım için gösterdikleri kolaylıklardan dolayı teşekkür edilmiş. İstanbul’da ilk tıp mektebini kuran Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard 1844’te vefat ettikten sonra bu kiliseye defnedilmiş. Son olarak, bu kilisenin bana, Gülün Adı Filmindeki Manastırı hatırlattığını eklemeliyim 🙂

3- Ağa Camii

İstiklal Caddesi Üzerindeki Tek Camii Olan Ağa Camii

Hüseyin Ağa Camii, bilinen adıyla Ağa Camii Beyoğlu’nda yer alan tek camii. 1596 yılında Galata Sarayı ağalarından Hüseyin Ağa tarafından yaptırılmış. Hüseyin Ağa av meraklısıymış. Bir gün padişah enderun ağalarının yetiştiği Galatasaray binasına gelip Hüseyin Ağayı sormuş. Arkadaşları ava gitti diyemediklerinden, cami yaptıracak da arsa aramaya gitti demişler. Bunu öğrenen Hüseyin Ağa, yana yakıla arsa aramaya başlamış. Çok geçmeden bir tarlayı satın alıp inşaata başlamış. İnşaat devam ederken padişah önünden geçtiği camiiyi beğenmiş ve kubbesi için altın bağışlamış. Padişahın yaptırdığı bu kubbe bir yangın sırasında yok olmuş

Camii, Sultan 2. Mahmut döneminde 2 kez elden geçirilmiş. Oldukça zarif olan Şadırvanı Mimar Sinan eseri Sinan Paşa Camii’den, Türk taş oymacılığının şaheseri olarak kabul edilen fıskiyesi ise Eyüp’teki Oluklubayır Tekkesi’nden getirilmiş. İstiklal Caddesi üzerindeki tek camii, İstanbul’un işgal edildiği günlere de tanıklık etmiş.Hükümet tarafından taşınmak bahanesiyle satılmak istenmiş. Camii vakfının yöneticisi Kemalettin Bey yoğun uğraşları sonucu bunu engellemeyi başarmış. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet, o hazin günlerde camiinin üzerinde İngiliz bayrağını görünce ” Havsalam almıyordu bu hazin hali önce. Ah, ey zavallı camii, seni böyle görünce.”diye başlayan bir şiir kaleme almış.Camii işgalden sonra metruk vaziyette kalmış ve 1937’de restore edilmiş. 1999’da depreminde ve yakınındaki bir inşaattan dolayı zarar gördükten sonra, tekrar restorasyona alınmış ve 2014’te tekrar ibadete açılmış.

Camii’nin hikayesini daha detaylı öğrenmek için, Talha Uğurluel hocanın şu videosuna bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=DmANJKnnSSs

4- Suriye Pasajı

Suriye Pasajı Bazı İlklere Ev Sahipliği Yapmış

Pasaj,Beyoğlu’nda bulunan en eski ve en büyük pasajlardan biri. 1908 yılında mimar Demetre Bassiladis tarafından inşa edilmiş. Birbirinden bağımsız 3 apartman şeklinde yapılmış.Bunlar farklı noktalardan köprüler ile birbirine bağlanarak bugünkü görünümünü almış. Alt katı çarşı üst katı konut olarak kullanılan yapı bazı ilklere de ev sahipliği yapmış. Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra elektrik ve hava gazı ilk kez buraya bağlanmış. Yine sinemalardan sonra çift asansör sistemi ilk kez burada uygulanmış. İsmini yapının hamileri Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşa ve o dönemde İstanbul Ticaret Odası Başkanı olan akrabası Mehmed Abud Paşalardan almış.

Pasajda 1911 yılında Santral Sineması açılmış. Salon daha sonraları Şafak, Cumhuriyet ve Zafer Sineması olarak adlandırılmış. Pasajda büro ve işletmelerin yanısıra ,Fransızca Stamboul ve Ermenice Nor Marmara gibi azınlık gazeteleri de faaliyet göstermiş. Pasajda günümüzde kahvehaneler, dericiler,kürkçüler,dizi-filmlere kostüm üreten dükkanlar vs yer alıyor. Birçok yaşanmışlığı bünyesinde barındıran bu tarihi yapı, 1995’ten beri Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla 1.derece tarihi eser konumunda.

5- Halep Pasajı

Türk Tiyatro Tarihine Damga Vuran Halep Pasajı

Halep Pasajı 1885 yılında, Halepli M.Hacar Aleppo tarafından yaptırılmış. Süreyya Pasajı ve Beyoğlu Pasajı olarak da adlandırılıyormuş. Pasajın arkasında o dönem bir sirk de yer alıyormuş. Ramon Ramirez tarafından işletilen bu pasajın ünü İstanbul’u kasıp kavuruyormuş. İlizyonist Door Le Blanc, Osmanlı sarayında da gösteri yapan,trapezci Charles Le Folleturada burada çalışan ünlü isimlerden sadece birkaçı.

Beyoğlu’nda bulunan Halep Pasajı, Türk tiyatrosuna damga vurmuş merkezlerden biriymiş.1904’te yandıktan sonra pasaja Varyete Tiyatrosu inşa edilmiş. Burada Avrupa’nın çeşitli kentlerinden gelen sanatçılar meslekelrini icra ediyormuş. Yine burada 1923 yılında ilk kez 2 kadın sanatçı ( Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir) halka açık bir gösteride sahne almış. amazan ayı geldiğinde ise bu sanatçıların yerini Türk Drama Toplulukları alıyormuş. Yine o dönemlerde pasajda meşhur bir velespit ( bisiklet) dükkanı varmış. O dönemde şehirde çok az kişinin velespit kullandığını düşündüğümüzde, dükkanının önemini kavrayabiliriz.

O dönemde pasajın İstiklal Caddesi’ne bakan yüzünde ünlü Onnik Puşadiyan’ın birahanesi, Balati’nin müzik mağazası,Bravakis’in pastanesi, Rosis İç Çamaşırları gibi meşhur dükkanlar yer alıyormuş. Binanın 2.katında yer alan Ertuğrul Bora’nın efsanevi Papirüs Bar’ı yer alıyormuş. Mekan dönemin yazar ve sanat camiasının uğrak yeriymiş. Lakin 1977 yılında bir yangında zarar görmüş ve Ayhan Işık Sokağa taşınmış. 90’ların sonunda da tamamen kapanmış. Pasaj ne yazık ki orjinal yapısını koruyamamış. 1984 yılında yapının varislerini sadece ön cephesini koruyarak tamamen yıkmış. Pasajda günümzde çeşitli restoranlar, Beyoğlu Sineması, Pera Sineması, Maya Sahnesi ve rahmetli Ferhan Şensoy’un 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu yer alıyor.

6-Çiçek Pasajı

Beyoğlu Denince Akla İlk Gelen Yapılardan Çiçek Pasajı

Beyoğlu’nda mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Çiçek Pasajı.Pasaj,Tanzimat döneminin meşhur Naum Tiyatrosu Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid’in tiyatro izlemek için geldiği, Verdi’nin ll travatore isimli ünlü operasının Paris’ten önce sergiledindiği, sergilenen İtalyan operaları sayesinde Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden birisiymiş. 

1870 yılındaki büyük Beyoğlu yangınında Naum Tiyatrosu da ciddi zarar görmüş. Binayı Galata bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi satın almış ve İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya bir proje çizdirerek, içinde bir çarşı ve apartman bulunan yeni tipte bir bina inşa ettirmiş. 1876’da restorasyon bitmiş ve Paris tarzında düzenlenmiş, 24 dükkan ve üstüne 18 dükkanlı yeni bir yapı ortaya çıkmış. Pasaja Hristaki Pasajı adı verilmiş. Yorgo’nun Meyhanesi, Keserciyan’ın Terzihanesi, Schumacher’in Fırını ve Vallaury’nin pastanesi pasajın önemli dükkanlarıymış. 1908 yılında yapının mülkiyeti Said Paşa’ya geçince ismi Said Paşa Geçidi olmuş. 

1940’lı yıllarda pasajdaki dükkanlara çiçekçiler yerleşmeye başlamış .Pasajda çiçek mezatları da organize edilirmiş. Zamanla Beyoğlu’ndaki bütün çiçekçiler buraya toplanmış ve ismi Çiçek Pasajı olmuş. 1940’lardan sonra açılan meyhane ve birahanelerden dolayı çiçekçiler taşınmış. İlerleyen yıllarda restore edilmiş ve 1988 yılında tekrar kullanıma açılmış.

7- Hazzopulo Pasajı

Bir Zamanların En Renkli Mekanlarından Olan Hazzopulo Pasajı

Beyoğlu’nda gezerken mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri olan pasa, Rum tüccar M. Hacopulo tarafından inşa ettirilmiş ve 1871’de hizmete açılmış. Kurulduğu günden itibaren kuaför,terzi ve şapkacı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış. Ahmet Mithat Efendi’nin ünlü matbaası da burada yer alıyormuş. Vatan şairi Namık Kemal İbret Gazetesi’ni burada çıkarmış. Hatta Ahmet Mithat Efendi ile beraber burada tutuklanmışlar. Bu hadiseden sonra pasaj Jön Türklerin toplanma merkezi olmuş. Meşhur fotoğraf sanatçımız rahmetli Ara Güler’in babası Dacat Güler’in eczanesi de buradaymış. Maalesef 6-7 Eylül olaylarından sonra pasajın renkli yapısı değişmiş. Ünlü dükkanlar bir bir kapanmış. 12 Eylül darbesi ile de ismi Danışman Geçidi olmuş. Hanın mülkiyet meselesi karışık olduğundan 2009’dan beri kayyum tarafından yönetiliyor. Günümüzde çay ocakları ve kahvehanelere ev sahipliği yapıyor.

8- Mısır Apartmanı

Beyoğlu’nun Sarayvari Yapılarından Olan Mısır Apartmanı

İstanbul’un ilk betonarme yapılarından olan Mısır Apartmanı, mimar Hosep Aznavuryan tarafından 1910 yılında yapılmış.Mısır Prensi Abbas Hilmi Paşa Art Nouveu tarzında inşa ettirdiği binayı kışlık konak olarak kullanmış. Abbas Hilmi Paşa’nın ölümü ardından katlara bölünüp işadamı Hayri İpar’a satılmış. Bina ilk yapıldığında dükkanlar, zemin ve 6 kattan oluşuyormuş. Bugün 360 restoran olarak kullanılan terası ise çamaşırhaneymiş. Bugün binada sanat galerileri yer alıyor.

Binada Mehmet Akif Ersoy, Mithat Cemal Kuntay ve Hüsamettin Cindoruk gibi ünlü isimler yaşamış. Ayrıca İsrail’in meşhur gizli servisi Mossad ta İsrail Dışişlerinde görevli bir memur olan Reuven Shiloah tarafından yine bu binada kurulmuş.

Karaköy-Galata’daki gezilecek yerleri anlattığım şu yazımı da okuyun derim 😉

https://newloggers.com/2018/02/01/karakoy-galata-gezi-rehberi/

Genel, KEŞİF, MEKAN

Oslo’da Mutlaka Görmeniz Gereken 10 Yer

Norveç’in başkenti Oslo ülkenin en büyük, İskandinavya’nın ( Norveç , İsveç, Danimarka , Finlandiya ve İzlanda )ise 4. büyük kenti. Bir liman kenti olarak 1049’da Christiania adıyla kurulmuş. 1925’te ise Lo deresinin döküldüğü yer anlamına gelen Oslo adını almış. Tarihi boyunca sık sık yangın felaketi atlattığından tekrar tekrar inşa edilmiş. Şimdilerde doğal güzellikleri, düzgün şehir planı, müzeleri ve sanat aktiviteleri ile turistlerin ilgi odağı konumunda. Bu masalsı İskandinav kentinde mutlaka görmeniz gereken 10 yeri sizler için derledim. Keyifli okumalar 🙂

1- Vigeland Heykel Parkı

Vigeland Heykel Parkı

Vigeland Heykel Parkı, Norveç’in başkenti Oslo’da mutlaka gezmeniz gereken yerlerden biri. Park ünlü sanatçı Gustav Vigeland’ın 1920-1943 yılları arasında yaptığı birbirinden güzel heykeller ile dolu👌 Bol oksijen alıp yürüyüş yaparken, nefis sanat eserlerini de inceleyebileceğiniz Vigeland Heykel Parkı, 24 saat açık ve girişi ücretsiz.

2- Opera Binası

Opera Binası

Mimar Snøhetta tarafından 2008’de inşa edilen Oslo Opera Binası, 38.500 metrekarelik dev bir yapı. 1999’da 350 proje arasından birinci seçilmiş ve 2000 yılında inşası başlamış. Norveç’te kültür-sanat faaliyetleri için inşa edilmiş en büyük bina konumunda. Oslo Fiyordu’nun kıyısında yer alan opera binası, tasarımı ile adeta bir buzul parçasını andırıyor. 3 farklı sahnenin yer aldığı binada muhteşem performanslar sergileniyor. Bina aynı zamanda çeşitli sanat sergilerine de ev sahipliği yapıyor. Eğer saat 12.00’da giderseniz rehberli turla da gezebilirsiniz. Giriş ücreti 120 Norveç Kronu ( 225,84 TL)

3- Viking Gemi Müzesi

Vikingler tarafından cenazeler için kullanılan gemiler

Şimdi önereceğim yer Viking tarihi ve kültürüne meraklı kişiler için biçilmiş kaftan. Vikingskipshuset yani Viking Gemi Müzesi Norveç Halk Müzesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Müzede Vikinglerin cenaze törenleri için kullanılan Oseberg Gemisi ve gemi birlikte gömülen silahlar, mücevherler vs eserler sergileniyor. Hafta içi her gün açık olan müzeyi saat 09.00-18.00 arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti 100 Norveç Kronu ( 188.20 TL)

4- Kraliyet Sarayı

173 odalı Oslo Kraliyet Sarayı

Oslo’da mutlaka görmeniz gereken bir diğer yer olan saray, Slottparken içerisinde yer alıyor. Yapımına Karl Johan’ın iktidarı döneminde 1825 yılında başlanmış. Lakin kral sarayının tamamlandığını göremeden vefat etmiş Sarayın inşası kralının ölümünden 5 sene sonra (1849) III.Charles döneminde tamamlanmış.

Kraliyet sarayının 173 odası bulunuyor. Yani oldukça büyük. Yalnızca yaz aylarında ziyarete açılıyor.Sarayı gezmek isterseniz, rehberli turlara katılmanız gerekiyor. Rehberli turlar yaklaşık 1 saat sürüyor. Turda, kralın suiti, kabine salonu gibi önemli yerleri gezebilirsiniz. Ziyaret saatleri hafta içi her gün 10.00-17.00. Giriş ücreti 135 Norveç Kronu ( 254 TL)

5- Akershus Kalesi

Tüm ihtişamı ile Akershus Kalesi

Eğer Ortaçağ yapılarını gezmekten hoşlanıyorsanız, Oslo’da mutlaka görmeniz gereken ilk yer Akershus Kalesi. Kale 1299 yılında, kral 5.Haakon’un emriyle,Sarpsborglu Earl Alv Erlingsson’un saldırılarına karşı inşa edilmiş. Kale savunma işlevinin yanı sıra , kraliyet ikametgahı ve hapishane olarak da hizmet vermiş. Günümüzde Norveç Silahlı Kuvvetler ve Norveç’in direnişi müzelerine ev sahipliği yapıyor. Kalede rehberli turlar eşliğinde müzeleri gezebilir ve 1940-45 arasındaki Nazi işgal dönemi hakkında da bilgi edinebilirsniz. Gezinizden sonra nefis bir Oslo manzarası izlemek bütün yorgunluğunuzu atacaktır 🙂 Kaleyi yaz döneminde her gün 10.00-16.00, kış döneminde ise 12.00-17.00 saatleri arasında gezebilirsiniz. Giriş ücreti yetişkinler için 70 Kron (131.74 TL) öğrenciler için 50 Kron( 94.10) ve çocuklar için 30 Kron ( 56.46 TL).

6- Oslo Katedrali

Kentin ana dini yapısı olan Oslo Katedrali

Şehrin simgelerinden olan katedral, 1697 yılında inşa edilmiş. Bugünkü katedral aslında üçüncü katedral, 12.yüzyılda kral 1.Sigurd tarafından inşa edilen birinci katedral (Hallvards)ve 1639’da inşa edilen ikinci katedral ( Hellig Trefoldighet) yangın felaketi sonucunda yok olmuş. Katedral dini törenlerin yanı sıra halka açık etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Yapıya görkemli haline getiren unsur ise 1.maddede bahsettiğim parka da adını veren, sanatçı Emanuel Vigeland’ın yaptığı vitraylar. Katedrali haftaiçi her gün saat 10.00-16.00 arasında ziyaret edebilirsiniz.

7- Karl Johans Caddesi

Şehrin kalbi olan Karl Johans Caddesi

Caddeyi Oslo’nun kalbinin attığı yer olarak tanımlasam yanılmış olmam. Peyzajı ile huzur verici bir havası olan cadde, Merkez İstasyonu’ndan başlayıp Kraliyet Sarayı’na kadar uzanıyor. Konumu itibariyle şehrin önemli alışveriş mekanlarına yakın. Cadde üzerinde pek çok keyifli kafe,bar ve restoran yer alıyor. Tarihi yapıları ziyaret edip alışverişinizi yaptıktan sonra, cadde üzerindeki mekanlarda yorgunluğunuzu atabilir veya gece eğlenmek için tercih edebilirsiniz.

8- Munch Müzesi

Müzede ünlü ressamın bağışladığı 30 bin eser sergileniyor

Edward Münch özellikle ”Çığlık” isimli tablosuyla bilinen Norveçli eskpresyonist bir ressam. Ekspresyonizm doğanın olduğu gibi tasviri yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı sanat akımı. Ünlü ressam eserlerinde genelde karamsar ve içe kapanık ruh halini işlese de, son dönem eserlerine yaşama sevinci hakim olmuş.Ünlü Ressamın eserleri, 1963’te şehir sinemasının gelirleriyle açılan Münch Museet’de sergileniyor. Münch müzeye 30 binden fazla eser bağışlamış. Müzede ayrıca, Norveç sanatının diğer önemli isimlerine ait eserlerine ait geçici sergiler de açılıyor. Müzeye hafta içi her gün 10.00-17.00 arasında ziyaret edebilirisiniz. Giriş ücreti 120 Kron ( 225.84 TL).

9- Damstredet& Telthusbakken

Damstredet ve Telthusbakken’de yürürken nostaljik bir yolculuk yapıyorsunuz

Eğer Oslo’nun eski halini merak ediyorsanız, rotanızı Damstredet ve Telthusbakken’e çevirmelisiniz. Her iki sokak da ahşap evleri ve Arnavut kaldırımları ile ziyaretçilere nostaljik bir atmosfer sunuyor. 18 ve 19.yüzyıllardan kalma doku çok iyi korunmuş. Sokaklar şehir merkezine oldukça yakın. Harika manzaraların tadına varmak, ahşap evler ve bahçelerin arasından geçmişe yolculuk etmek için mutlaka ziyaret etmelisiniz.

10- Universitetsplassen

Antik Yunan tapınaklarını andıran Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Oslo’da görmenizi tavsiye ettiğim son yer Universitetsplassen, yani üniversite meydanı. Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi binalarının çevrelediği meydan, şehir merkezinde yer alıyor. Daha önce şehrin kaldi olarak tsanımladığım Karl Johans Caddesi’nin komşu da diyebiliriz. Geniş meydanları seviyorsanız, gezinizde buraya da mutlaka vakit ayırın. Antik Yunan tapınaklarını andıran üniverste binaları oldukça etkileyici.

Norveç hakkındaki ilginç bilgileri derlediğim şu yazı da ilginizi çekebilir. https://newloggers.com/2022/11/13/norvec-hakkinda-10-ilginc-bilgi/

Özlem Tunca Esirgenç’in sevimli oğlu Yakup Can ile keşifler yaptığı Dünyayı Geziyorum programının Oslo bölümüne de bir göz atın derim.

https://www.youtube.com/watch?v=G6QGwLWTvOg

gezi, KEŞİF

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN DOĞDUĞU TOPRAK: SÖĞÜT

Bilecik’in Söğüt ilçesi Türk tarihinin dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapan küçük ama önemli bir kent. Osmanlı İmparatorluğu‘nun kurucusu Osman Gazi‘nin babası, Kayı Obası‘nın beyi Ertuğrul Gazi kılıç hakkıyla aldığı kente obasıyla birlikte yerleşerek, zamanla 3 kıtada hüküm sürecek olan bir imparatorluğun temellerini atmış. Haydi gelin tarihimiz için çok önemli olan Söğüt‘ü birlikte keşfedelim.

Söğüt Tarihçesi

Söğüt’ün tarihte bilinen ilk adı İtea. Bizans döneminde ise Thebasion veya Sebasion olarak geçiyor. Halife Harun Reşid zamanında Müslümanların eline geçen kent, kayıtlara Beldet’us Safsaf olarak geçmiş. Anadolu Selçuklu döneminde Sultan Alaeddin Keykubat, Ertuğrul Gazi’ye, Harzemşahlarla yapılan Yassıçemen Savaşı’ndaki ( 1230) gösterdiği yararlılıklarından dolayı kışlak olarak vermiş. Bir diğer anlatıma göre ise obasıyla Karacadağ civarına yerleşen Ertuğrul Gazi, Anadolu Selçuklu’nun İznik İmparatorluğu ile mücadelesinde Sultan Alaeddin Keykubat’a destek vermiş. İki ordu 1231’de Ermeni Derbendi civarında savaşmış. Bu savaşta Ertuğrul Gazi ve akıncıları büyük yararlılıklar göstermiş. Bunun üzerine sultan Sultanöyüğü ona vermiş. Daha sonra Anadolu Selçukluları Karacahisar’ı kuşatsa da, Moğol istilasından ötürü Sultan Alaeddin Keykubat buranın fethi için Ertuğrul Gazi’yi görevlendirmiş. Ertuğrul Gazi Karacahisar Kalesi’ni fethetmiş ve Bilecik Tekfuru’nu da vergiye bağlamış. Zaferleriden dolayı sultan Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i ise yaylak olarak kendisine vermiş.

Milli Mücadele döneminde Ertuğrul Sancağı’na bağlı Söğüt kazası, halkın omuz omuza mücade edip kazdığı Gündüz Bey, Tekke ve Kanlıtepe istihkamları ve oluşturduğu Gündüz Bey taburu ve Savcı Bey müfrezesi ile düşmana karşı mücadele vermiş. Ayrıca bölge halkı yaptığı yiyecek ve giyecek yardımlarıyla da askere destek vermiş. Yunan ordusu 25 gün boyunca işgal ettiği şehre oldukça zarar vermiş . 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taaruza geçen Türk ordusu, 4 Eylül 1922’de şehri Yunan işgalinden kurtarmış.

Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?

Söğüt’e Ne Zaman Gidilir ?

Akdeniz İklimi, Karasal İklim ve Karadeniz İklimi’nin geçiş noktasında yer alan Söğüt’te kar yağışı oldukça düşük. En sıcak ayın Ağustos olduğu Söğüt’te ortalama sıcaklık 21 derece. Daha rahat bir gezi için şehre bahar veya yaz aylarında gitmekte fayda var.

Söğüt’e Nasıl Gidilir ?

Bilecik’e Nasıl Gidilir ?

Söğüt’e karayoluyla, özel aracınız veya şehirlerarası otobüs ile ulaşabilirsiniz. Özel aracınız ile gidecekseniz, Eskişehir-Bozüyük yoluna girdikten sonra Söğüt’e giden çevre yolunu takip ederek şehre ulaşabilirsiniz. Eğer şehirlerarası otobüsleri kullanacaksanız, Bilecik Otogar’da inip Söğüt minibüslerine binebilirsiniz. Ücreti 15 TL ( Ağustos 2021)

Bilecik’te Gezilecek Yerler

Kaymakam Çeşmesi

Kaymakam Çeşmesi

Osmanlı mimarisinin son dönem örneklerinden olan Kaymakam Çeşmes’ni, 1912 yılında ilçe kaymakamı Sait Bey yaptırmış. Çini ile süslü çeşme zarif yapısıyla Söğüt ilçe meydanının siluletini zenginleştiriyor.

Sultan Çelebi Mehmet Camii

Sultan Çelebi Mehmet Camii

Camii’yi 1414-1420 yılları arasında, Osmanlı’yı Fetret Devri’nden çıkarıp adeta ikinci kurucusu haline gelen Sultan Çelebi Mehmet yaptırmış. Osmanlı mimarisinin ilk kubbeli yapılarından biri olan camii dörtgen bir plana sahip. Tek minareye sahip camiinin kurşunla kaplı tek bir kubbesi mevcut.

Kuyulu Mescid

Kuyulu Mescid

Kayı Boyu tarafından yapılan ilk mescid olarak bilinen Kuyulu Mescid’i,1281’den önceki bir tarihte Ertuğrul Gazi yaptırmış. Adını içinde bulunan kuyudan alıyor. Ertuğrul Gazi Söğüt’i kışlak olarak aldığında camiinin bulunduğu mevkiide daha çok gayrimüslim tebaa oturuyormuş. Ertuğrul Gazi burada bir mescit yaptırmasına rağmen,ilk başlarda sadece kendisi namaz kılmış. Çünkü akın akın ibadete gelen kişilerin Hristiyan tebaayı ürkütmesini istememiş. Zamanla Ertuğrul Gazi’yi ibadet ederken gören gayrimüslim tebaa İslam inancını merak etmiş ve gerek ondan gerekse mahiyetindeki kişilerden inancın esaslarını öğrenerek bölüm bölüm müslüman olmaya başlamış. Mescid 1921’deki Yunan işgali sırasında zarar görmüş.

Hamidiye Camii

Hamidiye Camii

Camii’yi 1903-1905 yılları arasında Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Küçük kare planlı bir camii. Duvarları kırmızı kesme taştan yapılmış. Halk arasında çifte minareli camii olarak da biliniyor.

Hamidiye İdadisi

Hamidiye İdadisi

Camii’nin hemen karşısında yer alan İdadiyi yine aynı yıllarda Sultan 2.Abdülhamid yaptırmış. Adından da anlaşılacağı üzere lise binasıymış. Günümüzde ilçe kütüphanesi olarak hizmet veriyor.

Ertuğrul Gazi Türbesi

Ertuğrul Gazi Türbesi

Kayı Obası’nın Anadolu’ya Gelişi

Kayıların Söğüt’e yerleşme öyküsüne tarihçe kısmında değinmiştim. Şimdi de Anadolu’ya gelişi hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Cengiz Han’ın iktidara gelmesiyle birlikte yayılmacı bir politika izleyen Moğollar, bir çok topluluğu da topraklarından etmişti. Ertuğrul Gazi’nin bağlı bulunduğu Kayı Obası da Moğol baskısından yıpranınca batıya göç etmeye karar vermiş. Anadolu’ya doğudan girmişler. Ertuğrul Gazi’nin babası Gündüz Alp ( ya da Süleyman Şah) Fırat Nehri’nden geçerken boğulunca obanın nereye kurulacağı konusunda kardeşler arasında anlaşmazlık çıkmış. Ertuğrul Gazi obayı Bizans sınırına götürmek isterken ağabeyleri Gündoğdu ve Sungur Beyler, Ahlat’a yerleşmek istemişler. Kayıların bir bölümü Gündoğdu Bey ve Sungur Bey liderliğinde Ahlat’a yerleşirken, bir bölümü de Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar Bey ile birlikte batıya gitmiş.

Türbenin Yapılışı

Zaman içerisinde Söğüt’e yerleşen Ertuğrul Gazi burada bir cihan imparatorluğunun temelini atmış. 1281’de vefat etmeden önce Kayı Obası reisliğini küçük oğlu Osman Bey’e bırakmış. Ertuğrul Gazi’nin vefatından sonra oğlu Osman Gazi babası için bir mezar yaptırmış. Mezarın daha sonra Sultan Çelebi Mehmet’in emriyle 15.yüzyıl başlarında üstü kapanmış türbe haline gelmiş. Yıllar içerisnde kaybolan mezarlar ile birlikte harap olan türbeyi Sultan 2.Abdülhamid restore ettirmiş.Bahçedeki kayıp mezarlar da gün yüzüne çıkmış. Türbenin içinde sadece Ertuğrul Gazi yatıyor. 1921’deki Yunan işgali sırasında türbe bir hayli zarar görmüş. Türbenin pencerelerinde o dönemden kalma kurşun izlerini görüyorsunuz. Türbenin bahçesinde ise oğlu Savcı Bey ve hanımı Halime Hatun’un gerçek kabirleriyle, oğlu Osman Gazi ve beraber yıllarca omuz omuza mücadele ettiği alpleri Turgut Alp, Abdurrahman Gazi gibi kahramanların da makam kabirleri yer alıyor.

Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti

Türbe’ye girerken kapıda sizi iki alp karşılıyor. Bu alpler ücretli görevliler değil, türbenin aşağısında yer alan Jandarma Birliğinde görev yapan profesyonel askerler. 2017’de başlatılan Ertuğrul Gazi’ye Saygı Nöbeti projesi kapsamında Jandarma er ve erbaşları türbenin açılışından kapanışına kadar kapısında nöbet tutuyor. Nöbet değişim törenleri de oldukça etkileyici. Denk gelirseniz mutlaka izleyin derim. Türbeye kaymakamlık binasının önünden kalkan minibüsler ile ulaşabilirsiniz.

Türk Büyükleri Platformu

Türk Büyükleri Platformu

Türbenin biraz ilerisinde Türk Büyükleri Platformu yer alıyor. Platformda Mete Han’dan Atatürk’e kadar Türk büyüklerinin büstlerini görmek mümkün . Platformun aşağısında bir de stadyum var. Burada her yıl Eylül ayının 2. Pazar günü Ertuğrul Gazi için anma töreni düzenleniyor.

Söğüt’te Yeme İçme

Söğüt’te Yeme İçme

Söğüt ilçesinde yerel lezzetleri tadabileceğiniz bir mekan yok maalesef. Daha çok pideci-kebapçı ve tabldot şeklinde lokantalar mevcut. Gezimin sonunda otogara dönmeden birşeyler yemek istedim. Etrafıma bakarken meydanda caminin hemen önündeki banklarda oturan iki yaşlı amca gözüme ilişti. Yanlarına gidip selam verdim. Burada yemek yiyebileceğim temiz ve kaliteli bir lokanta var mı diye sordum. Bir tanesi yerel şiveyle zengin misin ? dedi 🙂 Ben de bir Koçlar veya Sabancılar kadar zengin olmasam da, yemek için yeterli paramın olduğunu söyledim. Bunun üzerine amca gülerek Çelebi Mehmet Camii’nin ilerisindeki Mevlana Lokantasına yönlendirdi. Lokantada menü pide-kebap ve lahmacun çeşitlerinden oluşuyordu. Bi karışık pide ve kutu kola söyledim. Pidesi lezzetliydi. Mekanın temizliğini ve servisin hızını beğendim. Fiyat da makuldü. Siz de gezinizin sonunda tercih edebilirsiniz.

Gezi Tarihi : Ağustos 2021

Söğüt’ü gezip sizlere tanıttığım videonun linkini şuraya bırakıyorum. Mutlaka izleyin 😉 https://www.youtube.com/watch?v=_rJFcVsPkk4

Osmanlı için bir diğer önemli kent olan İznik’i daha yakından tanımak için şu yazımı okuyabilirsiniz.https://newloggers.com/2022/01/07/kulturlerin-bulustugu-kent-iznik/

gezi, KEŞİF

KÜLTÜRLERİN BULUŞTUĞU KENT: İZNİK

İznik Ayasofya Camii

İznik tarihi çok eskiye dayanan, Bizans, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış çok özel bir kent. Türkiye’de İstanbul ve Diyarbakır’dan sonra surları günümüze kadar ulaşmış üç kentten biri olma özelliğini taşıyor. Çevre illerden ulaşımı kolay olması sebebiyle turistlerin ilgi odağı durumunda. Bu yazımda sizler için kültürlerin buluştuğu bu eşsiz kenti anlattım. Haydi vakit kaybetmeden keşfetmeye başlayalım 🙂

Okumaya devam et “KÜLTÜRLERİN BULUŞTUĞU KENT: İZNİK”
gezi, KEŞİF

ESKİŞEHİR:BOZKIRIN ORTASINDA BİR AVRUPA KENTİ

Eskişehir

Eskişehir Avrupa kentlerini aratmayacak bir şehir planına sahip. Şirin kafeleri, ferah parkları, müzeleri, tramvayı ve tabiiki gondol sefası yapılan çayı ile yaşanılası bir kent. Ayrıca Anadolu ve Osman Gazi Üniversiteleriyle birlikte tam bir öğrenci yuvası. Haydi gelin bu şirin kenti birlikte keşfedelim.

Eskişehir Tarihçesi

Eskişehir Tarihçesi

Kentin tarihi milattan önce 14.yüzyıla kadar uzanıyor. Hititlerden sonra Frigler bölgeye gelerek MÖ.12.yüzyılda Dorylaion adıyla bir kent kurmuşlar. Friglerden sonra Pers ve Selçuklu hakimiyetine giren kent Selçuklu döneminde Sultanönü adını almış. Osmanlı hakimiyetinden sonra en nihayetinde Cumhuriyet dönemini gören kent, Kurtuluş Savaşı’nın önemli muharebelerine de ev sahipliği yapmış.

Eskişehir’e Ne zaman Gidilir ?

Eskişehir’e Ne Zaman Gdilir ?

Eskişehir’de karasal iklim hakim olduğundan, kışın çok soğuk yazın ise çok sıcak geçiyor. Bu yüzden,şehri ziyaretmek etmek için en doğru zaman dilimi Mayıs ayı ve Ağustos sonu-Ekim arası.

Eskişehir’e Nasıl Gidilir ?

Eskişehir’e Nasıl Gidilir ?

Kara ve demiryolu olmak üzere 2 seçenek mevcut. Şehre Türkiye’nin hemen her şehrinden otobüs seferi bulunmakta. Eğer kendi aracınız ile gideceksiniz, İstanbul-Eskişehir-Ankara karayolunu takip edebilirsiniz. Demiryolu ile seyahat için Ankara ve İstanbul’dan kalkan tren seferlerini tercih edebilirsiniz. Eğer aktarma yaparım derseniz, İstanbul veya İzmir’den uçakla Ankara’ya gidip, oradan hızlı tren ile Eskişehir’e geçebilirsiniz.

Şehir içi Ulaşım

Eskişehir’de Şehir içi Ulaşım

Şehiriçi ulaşımı oldukça rahat. Ulaşım tramvay,otobüs ve taksi ile sağlanıyor. Bütün toplu taşıma araçlarına Eskart adı verilen kart ile binebilirsiniz. Eskart’ı duraklara gişelerden satın alabilirsiniz. Otobüs ve Tren bilet fiyatları tam 2.70 TL, indirimli bilet ise 2.55 TL. Eğer otogardan taksi ile şehir merkezine gitmek isterseniz, 20-25 TL civarı tutuyor.

Eskişehir’de Gezilecek Yerler

Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi

Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi

19 Mayıs 2013 tarihinde açılan müze, Türkiye’nin ilk balmumu heykeller müzesi olma özelliğini taşıyor. Müzede olmak üzere, Türk ve Dünya tarihinin önemli hükümdar ve devlet adamlarının yanı sıra, hem yerel hem uluslararası mecrada ünlü sanatçı ve yazarların da heykelleri mevcut. Müzedeki eserleri Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen yapmış. Bilet ve bağışlardan elde edilen gelirler engelli ve ihtiyaç sahibi öğrencilere eğitim desteği amacıyla değerlendiriliyor. Müzedeki bütün eserler güzel, ama en çok; Atatürk, İlber Ortaylı, Kraliçe 2.Elizabeth,Vladimir Putin ve Kemal Kılıçdaroğlu heykellerini beğendiğimi söylemeliyim 🙂

Ziyaret Saatleri : Pazartesi hariç haftanın 6 günü saat 10.00-17.00 arası.

Bilet Ücretleri: Tam 15 TL İndirimli Bilet: 8 TL

Odunpazarı Evleri

Eskişehir’in simgesi Odunpazarı Evleri

Kentin ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı, Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini bünyesinde barındırıyor. Adını ise bir zamanlar bölgede yaşayan köylülerin çevreden elde edip satışını yaptıkları odunlardan alıyor. Odunpazarı’nda yer alan evlerin bir bölümü konaklama amaçlı kullanılmakta birlikte kafe, restoran, butik otel veya müze olarak da hizmet veriyor. Cumhuriyet Tarihi Müzesi ve Lületaşı Müzesi bunlardan bazıları. Yine Alaaddin Camii ve Kurşunlu Külliyesi de gezilmesi gereken eserler arasında. Yorucu bir gezinin ardından Odunpazarı’nda lezzetli çiğ börek ve gözlemeler yiyip reyhan şerbeti içerek gücünüzü tekrar toplayabilirsiniz 🙂

Porsuk Çayı & Adalar Bölgesi

Porsuk Çayı & Adalar

Şehrin en işlek bölgesi olan Adalar; birbirinden güzel heykellerin yer aldığı köprüleri, keyifli kafeleri, Avrupa’dakileri aratmayacak caddeleri, alışveriş merkezleri ve restoranlarıyla Eskişehir’in kalbi niteliğinde. Özellikle okul zamanı öğrencilerin doldurduğu mekanlarda yer bulmanız biraz zor oluyor 🙂 Porsuk Çayı’nın her iki yanında yer alan mekanlar, fiyat ortalaması ve menü çeşitliliğiyle her cebe ve zevke uyuyor. Ben gezimin yorgunluğunu güzel bir kahveyle atmak için Kahve6 adlı mekanı tercih etmiştim. Servisi gayet hızlıydı. Fiyatları da makul seviyedeydi. Bu arada, Venedik’e gidip gondol sevdası yapmak istiyen fakat son kurlara bakıp umutsuzluğa düşen gezginler, sizin için de Adalar bölgesi en doğru adres 🙂 Porsuk Çayı’nda Gondol Turları mevcut. Turlara en fazla 4 kişi katılabiliyor. Kişi başı ücret ise 45 TL.

Şehirde gezilmesi gereken diğer yerler ise, içinde Masal Şatosu’nun da yer aldığı Sazova Parkı ve Eti Arkeoloji Müzesi. Ben çok kısıtlı bir vakitte, Afyon’dan günübirlik geldiğim için buralara vakit ayıramadım, ama siz daha geniş bir vakitte gelip mutlaka gezin olur mu ? Ben de ilk fırsatta tekrar gidip gezeceğim 😉

Eskişehir’de Ne Yenir ?

Eskişehir, Tatar kültürünün etkisi ve Anadolu’nun ortasında bir kavşak noktası olması sebebiyle zengin bir mutfağa sahip. Çiğ Börek, Balaban Köfte ( Pideli Köfte) , Kuzu Sorpa, Met Helva, Yufkalı Büryan ve Cevizli HaşHaş Ekmek bunların başlıcaları. Ben zengin bir kahvaltıyla güne başladığım için, sadece çiğ böreği tatma fırsatı buldum. Gittiğim iki mekanı aşağıda paylaşıyorum.

Ayten Usta

Ayten Usta

Mekan fotoğraftan da anlayabilceğiniz gibi oldukça zengin, hem göze hem mideye hitap eden bir kahvaltı menüsüne sahip. İsmi destan kahvaltı. Yerel reçel ve peynir çeşitlerinden tutun da, muhlamaya kadar her şey mevcut. Hani bir kuş sütü eksik desek yeridir 🙂 Tiryakiler burada mısınız ? Çay da sınırsız 🙂 Mekanda servis gayet hızlı. Fiyat kişi başı 85 TL. Ayten Usta’nın Havuzlu Park ve Odunpazarı’nda olmak üzere 2 şubesi var. Biz arkadaşım İbrahim ile Havuzlu Park’daki şubeyi tercih ettik.

Cihannuma Çibörek

Eskişehir dendiğinde akla ilk gelen lezzet Çibörek 🙂

Eskişehir deyince akla ilk gelen lezzet, şüphesiz çibörek. Ben de Eskişehir’e gitmişken bu lezzeti tatmadan dönmeyeyim diye soluğu Odunpazarı’ndaki Cihannuma Çibörek’te aldım. Şehirde pek çok çibörekçi var,ama yerel esnaf burayı tavsiye etti. Mekan oldukça nezih. Çibörek 5 adet servis ediliyor ve fiyatlar 20-23 TL arası. Bir içecekle birlikte hesap ortalama 28 TL geliyor. Ben karışık çibörek ve içecek olarak soda tercih ettim.

Yine veda vakti sevgili okuyucularım. Ülkece moralimizin bozuk olduğu şu günlerde, bir nebze olsun havanızı değiştirmek için oturduğunuz yerden kısa bir seyahate çıkardım sizleri. Ne diyelim ? Türkiye’nin başka bir yerinde, yeni keşiflerde buluşmak dileğiyle. Güçlü kalın 😉

Eskişehi gezi planı oluşturmak için sevgili Burak Akkul ve eşi Seda Akkul’un hazırlamış olduğu şu programa da bir göz atabilirsiniz 😉 https://www.youtube.com/watch?v=LlBwMZPROgg

Yine Eskişehir ile birlikte yakındaki şehirleri de gezmek isterseniz, hazırlamış olduğum Afyon Gezi Rehberi’ni mutlaka okuyun derim 😉

Gezi Tarihi : 28 Ağustos 2021

Çalışmalarıma destek olmak ister misiniz ? Türkiye’de Paypal sistemi yasak olduğu için içeriklerimde bağış ve diğer ödeme seçeneklerini aktive edemiyorum. Bu sebepten yeni içerikler adına kaynak bulmam zorlaşıyor.Eğer siz de içeriklerimi beğenip, daha iyisini üretmek adına bana küçük bir katkıda bulunmak isterseniz aşağıda paylaşacağım bilgilerden destek olabilirsiniz. Şimdiden çok teşekkür ederim. 

İş Bankası İban No: TR80 0006 4000 0011 5001 2868 50

Çağlar Didman 

gezi, KEŞİF

TARİH,DOĞA VE GASTRONOMİNİN BULUŞTUĞU KENT: AFYONKARAHİSAR

AFYON GEZİ REHBERİ

Afyon Gezi Rehberi

Afyon, tarihi dokusunu iyi korumuş, lezzetli yemekleriyle gastronomi tutkunları için mutlaka uğranılması gereken bir durak haline gelmiş bir kent,hepsinden önemlisi Kurtuluş Savaşımıza tanıklık etmiş önemli bir şehir. Şehir zon zamanlarda kaplıcalarıyla da sağlık turizmi açısından da oldukça popüler. Haydi gelin, şehri birlikte gezelim 😉

Okumaya devam et “TARİH,DOĞA VE GASTRONOMİNİN BULUŞTUĞU KENT: AFYONKARAHİSAR”
English, gezi, KEŞİF

Sultanahmet: The Place Where The Ottoman And Roman Empires Meet-2

Sultanahmet is full of unique monuments. So, it is not possible to discover all of them in one article, If we’d not like to write an encyclopedia 🙂 Well, let’s continue to our discovery without wasting time 😉

Sultanahmet Mosque ( Blue Mosque)

Sultanahmet Mosque

Sultanahmet Mosque was built between 1609-1616 by the architect Sedefkar Mehmet Aga by the order of Sultan Ahmet I. It is called Blue Mosque by the tourists. That’s why it is called Blue Mosque is that it is decorated with 20.000 Blue Iznik Potteries which are patterned tulip, carnation, rose and lily.

One of the features that make the mosque unique is that it has 6 minarets. It is the only mosque with 6 minarets in the world.

Fountain of Ahmed III

Fountain of Sultan Ahmet III

The Fountain of Sultan Ahmed III  is a fountain in a Turkish rococo structure in the great square in front of the Imperial Gate of Topkapı Palace. It was built during the period of Ahmet III by the architect Ahmet Aga with the suggestion of Grand Vizier Ibrahim Pasha in 1728, in the style of the Tulip Period. It was a social centre and gathering place during the Ottoman period of Istanbul..

Germain Fountain

German Fountain

The German Fountain was built in the honor of German Emperor Wilhelm II’s second visit to Istanbul and is presented to Sultan Abdülhamid II. It was brought to the city assembled to the Sultanahmet Square in 1901. There are golden decorations inside the dome.

Obelisk of Thedosious

Obelisk of Thedosious

The Obelisk of Thedosious was built in the BC 15th century by the order of Egyptian Pharaoh Tuthmosis III in the memory of his Mesopotamia Victory. The hieroglyphs on it say that he was chosen by the Sun God Amon Ra himself, praised by God Horus and he expanded his territories by conquering Mesopotamia.

Serpentine Column

Serpentine Column

The Serpentine Column was built-in the BC 5th century in the memory of Plotea and Solomis victories of Greeks against Persians and put in Delphi Temple in Greece. Emperor Constantin brought this column to the city to decorate the city. The column was three-headed. Two of Its heads were damaged and lost over the years. You can see one of them in Istanbul Archeology Museum.

Knitted Column

Knitted Column

The Knitted Column was built-in the BC 4-5th century. Of course, it did not look the way it looks today. It was covered by bronze plates and there was a bronze globe on the top of it. But, during the Latin Invasion, the crusaders removed these plates. Because they shined like gold in daylight. So, they thought that the plates were made of gold and dissembled them.

Well, I tried to represent one of the most splendid quartiers of Istanbul in two articles. Our Istanbul and Turkey discoveries will continue soon 😉 See you the next time 😉

English, gezi, KEŞİF

Sultanahmet: The Place Where The Ottoman and Roman Empires Meet-1

Sultanahmet is one of the unique places in Istanbul. What makes it unique is that it embodies the artworks that remained from two big empires at the same time. It is one of the most visited places in both Istanbul and Turkey. In this series, we are going to discover this unique place altogether. Then let’s start 🙂

read more
English, gezi, KEŞİF, İstanbul

Fener-Balat: The Quartiers Of Colourful Houses

Fener-Balat Vlog

Fener and Balat are two of the most interesting and colourful quartiers of Istanbul. As well as they have been the cosmopolite zones over the years, they are also full of colourful and cute houses that could be amazing for photography lovers. For me, I would put them to the top of the list of the places that should be really seen in Istanbul, after Sultanahmet of course :). Now, let’s have more information about these unique quartiers. 😉

read more